
Bu Ne AŞK Ama…
Ne platonik, ne otantik, ne elektronik ne nostaljik, ne sembolik aşk bunlarda ki koltuk sevdası, koltuk aşkı. Diğer hiç birine benzemez. Adam, bir tutuldu mu bu sevdaya alır götürür Alimellah…
Geçenler de yaşlı bir siyasetçinin insanı krize sokacak derecede hararetli bir politik tartışmaya girdiğini seyrettim televizyonda. İlk önce hayretle dinledim. Bazı söyledikleri vay bea! Dedirtir cinstendi ama neden sonra gayet normal karşılamaya başladım. Politikayı bırakmış bırakmasına ama koltuk sevdasından kopamamış besbelli. Hala aynı derece de aşk duyuyor koltuklara. Dedim ya ne otantik, ne platonik, ne nostaljik belli değil hangi tür olduğu karman çorman işte. İnsan eli ayağı tutmayacak seviyeye gelirde hala politikayı, hala koltuk sevdasını bırakamaz mı? Demek ki bırakılamıyormuş bu sevda…
Şimdi said-i Nursi"nin “şeytandan ve siyasetten Allah"a sığınırım” sözünü iyi anlıyorum. Şimdi bazı politikacıların yetmiş yaşına geldikleri halde neden hala politikayla uğraştıklarını daha iyi anlayabiliyorum? Şimdi bir ideolojisi olmadan oradan oraya geçiş yapan siyasetçileri yadırgamıyorum? Hayatı boyunca kazandığı sermayeyi bu yolda harcayanların, koltuk sevdası uğruna seçimlerden seçim beğenenlerin, yolsuzlukları yedi kat semayı aşmasına karşın hala halkın karşısına geçip nasıl oy oy oy! diye oynadıklarını pekte hayretle karşılamıyorum?
Çünkü insanda olan hırs, başka hiçbir varlıkta yoktur. “Eğer Âdemoğlunun iki vâdi dolusu altını olsaydı muhakkak üçüncü bir vâdi daha isterdi! Âdemoğlunun gözünü ancak toprak doyurur” meşhur hadis-i şerifini şimdi anlamak daha kolaylaşıyor benim için. Belam"ın derdinin ne olduğu, haman"ın, Karun"un sıkıntısının nedenleri şimdi bir bir ortaya çıkıyor. Şimdi Salebe zihniyetinin kötü sonuçlarını daha iyi görüyoruz.
Koltuk sevdası uğruna yalan mı demeyen? Dalavere mı çevirmeyen? Milleti mi dolandırmayan? Sahtekarlık mı yapmayan? İnsanlara cenneti! mi vaat etmeyen? Neler gördü bu Millet neler ve daha neler görecek kim bilir? He, şunu da ekleyelim "yiğidi öldür hakkını yeme" derler, siyasete girip de şahsi duruşundan, inançlarından, insaniyetinden, öz kimliklerinden taviz vermeyenler de bir elin parmakları kadar da az olsa vardır elbette. Onlara sözümüz olamaz asla. Millet, kimin salebe zihniyetli kimin Hz. Ömer duruşlu olduğunu çok iyi bilmekte zaten. Salebe zihniyetli koltuk sevdalıları eninde sonunda er veya geç sandık denilen koca kabristana gömülmüşlerdir. Hz. Ömer duruşlu siyasetçiler de eninde sonunda er veya geç hak ettikleri yerlere gelmiş veya geleceklerdir. Önemli olan o koltuklara aşık olmak değil S. Ahmed Arvasi"nin deyimiyle “o koltukları milletin menfaati uğruna ateşten gömlek gibi giymek” tir.
İşte ben bu tip kişilere "koltukların adamı" yada "koltukların harcadığı adam" diyorum. Dünya denen imtihan evinde kimileri üç beş liralık koltuklara harcanır, kimileri ise oturduğu üç beş liralık koltukların değerini arttırır. O koltukların değeri ise; ancak insan"a hizmet için kullanıldığında artacaktır. Yaratılış gayesinin bilincinde olan her kişi, o makamların geçici, baki olanın ise “kubbede kalan hoş bir seda” olduğunu unutmamalıdır.
O zaman göreceğiz ki Türk siyaseti, dünyada ve ülkemizde değer kazanacaktır. O zaman göreceğiz ki; koltukların harcadığı adamlarla dolu çöplükler bu ülkede var olmayacaktır.
İşte o zaman; -benim dedem seni dinliyordu, benim babam seninle büyüdü ve ben de seni dinliyorum. Artık seni değil başka birini bu koltukta görmek istiyorum, benim torunlarımda seni dinlemesin! Diye haykıran gençler, daha demokratik bir ülke bekleyen aydınlar ve kandırılmaktan usanan aziz milletimiz! Bu ülkenin geleceğinden endişe duymayacaktır.
Arkamıza bakarak her an bir yere toslama! korkusuyla değil, önümüzü görerek, ayaklarımızı sağlam bir şekilde yere basarak, geçmişinde tecrübesiyle yolumuza devam etmeliyiz.
Halil KURBETOĞLU
h.kurbetoglu@gmail.com

