Eğitim
Karakter boyutu : 8 Punto 10 Punto 12 Punto 14 Punto
BU üLKE
02 Kasım 2008 / 02:19

               BU ÜLKE


 


Bu ülkede;


 


              Okumak yasak, yazmak yasak, sorgulamak yasak, düşünmek yasak, soruşturmak ve araştırmak da yasak…


              Araştırırsan teslim olmuyorsun demektir, okursan yanlışlara kapı aralıyorsun demektir, eğer sorarsan da helak olursun! Farklı bir yerden bakarsan yabancılaşırsın, başkalaşırsın ve inan bu yüzden en kötü sensin.


 


              Bu ülkede; koyun olacaksın, sürü olacaksın. Sana ne derlerse –eyvallah diyeceksin. Ezber bozmayacaksın. İşte o zaman en âlim, en mükemmel sensin. Bu durum aynen şuna benzemektedir;


 


          —Bak olum bu el. Bir şeyleri tutmaya yarar, dokunmaya yarar. Ama tutmayacaksın, dokunmayacaksın. Bu gözdür. Eşyaları, canlıları görmeye yarar ama asla bakmayacaksın ve görmeyeceksin. Bu kulak. Sesleri duymaya yarar. Ama asla duymayacaksın, sağır olacaksın.


İşte bu da akıl… Sana verilen en yüce nimet. Bu akıl, düşünmeye, anlamaya, kavramaya, karar vermeye yarar. Ama asla aklını kullanmayacaksın ki en akıllı sen olasın… Bakarsan en körü sensin, duyarsan en sağırı sensin, düşünürsen en akılsızı sensin oğlum, sakın he sakın!


 


           Yıllardır bu topraklarda sürüp gitmekte bu görüş… Birileri düşünse, birileri yazmaya başlasa hemen bu karanlık görüş bitiverir dibinde. Dur bakalım! Sen ne yapıyorsun! Sen kimsin ki yazıyorsun! Sen bizim kutsallarımızı nasıl sorgularsın! Sen imam-ı azam mısın? Sen imam- Şafi misin? Sen otorite misin? Sen profesör müsün? Diploman var mı? Etiketin ne senin? Gibi sorular her zaman onların karşısına çıkmaktadır.


 


            Bizim cumhuriyetimiz kutsal, tarihimiz kutsal, yöneticilerimiz kutsal, vatanımız kutsal, din adamlarımız kutsal, askerimiz kutsal, her şeyimiz kutsal bizim. Bu konularda düşünme, yazma öbürkülerde serbestsin. Eeee ne de olsa "demokratik" ülkede yaşamaktayız değil mi?


 


           Peki, geriye ne kaldı ki zaten? Bu konularda düşünmeyeceksem demek ki gerek yokmuş aklın bana verilmesine. Birileri benim için yazsın, benim için kararlar versin, benim için hayat nizamı kursun, benim için konuşsun, ben de; düşünmesi gereken bir aklı onlara satayım, fehmetmesi gereken bir kalbi onlara vereyim, konuşması gereken ağzı susturayım ve yazması gereken kalemi ucu bitmiş deyip çöpe fırlatayım…  Ya sonra?        


 


          Sonrası belli. Onlar ne derse evet demekten başka bir şık yoktur önümde.  Hayır diyenler? Diye bir soruyla karşılaşmadım ne zamandır. Ne zaman konuşsan susturulursun, kendi görüşlerini açıklasan ceza yersin, özgürlüklerini istesen sistemin düşmanı ilan edilirsin, amaaaaaan! Başa bela mı alacaksın sus işte.


            Zamanında konuşanlara ne yaptıklarını görmedin mi? Yakıldılar, taşlandılar, yurtlarından kovuldular, dışlandılar, idam edildiler… Sokrat gibi, Bruno gibi, Galileo gibi, ilginç ama ismi bugün tüm taassupçuların ağzında dolaşan ve "düşüncesini özgürce ifade edebilmek için" ölmeyi tercih eden İmam-ı Azam gibi…


            Ama bunun tersini de tarih bize gösteriyor. Diyor ki; düşünceyi engelleyenler de bir bir yok olup gitmiştir. Nemrutlar, firavunlar, Kisralar, Katolik deccalları, Belamlar, Ebreheler ve o zihniyetin tüm mensupları. Mevdudi; "onlar buzdan evler gibidir. Doğru düşünceden güneş ışığından kaçar gibi kaçarlar" tespitinde meğer ne kadar da haklıymış…    


 


          O yüzden derler ya 'söz gümüşse sukut altındır.' Gerçekten de sukut altındır. Sus ki; birilerinin zulmünü engelleme, sus ki; dönen entrikaları deşifre etme, sus ki; hortumcuların suyunu kesme, sus ki; dünya'nın yuvarlak olduğunu kimse bilmesin, sus ki; taşlanma, yakılma, katledilme, sus ki; yaratılış gayeni öğrenme. Ot gel saman git. Şairin ifade ettiği gibi; "sanma ki dünya'ya her gelen 'insan' gelir 'insan' gider. Cahil ve nadan olan hayvan gelir hayvan gider. Aklı olan, arıdan hisse kapar, devşirir bin bir çiçekten halleder macun yapar." Sus ki; entrikacılar sahte düzenlerini devam ettirsinler.


 


          Orta çağda bunun ilkel yöntemi ses tellerini kesmekti, ancak şimdi daha kolay yolu var hem de modern şekliyle. Düşünmek yasak! Düşünmeyen insan(eğer insan sayılırsa) konuşursa birilerinin papağanlığını yapmaktan öte gidemez.


         Ve unutmayın;  papağana sahibi ne öğretirse onu tekrarlar başkasını değil…        


         


 Halil KURBETOĞLU


 h.kurbetoglu@gmail.com          

Okunma Sayısı : 804
Yorum Sayısı : 9

Yorumlar
Bu ulke
Eski Milliegitim bakanimiz H.A.Yucel soyle demisti,Okullar olmasaydi milliegitimi cok iyi yonetirdim.Aslinda bizim egitimimiz de ona benziyor biraz.Ezbere dayanan,arastirmayan,sorgulamayan ve eksik bilgi verilen bir sistem.Neticede koyun gibi bir nesil yetistiriliyor.Dolayisiyla da avrupanin 50 yil gerisinden gidiyoruz.Butun avrupa devletleri ilk once insana yatirim yapmislar ve refaha ulasmislar.Bilgili toplumlarin zenginlesmeside kolay oluyor.Bizde sahtekarlik,hirsizlik,nitelikli dolandiricilik ve seytanlikta birinci geliyoruz.Neticede yazari bu dusuncelerinden dolayi kutluyorum.Yazari cok yakinen takip ediyorum.Muhtesem ve hakikate dayanan dusunce uretip kaleme aliyor.Kendisine basarilar diliyorum.
Yorumlayan : Mehmet Ozturk
14 Kasım 2008 Cuma 00:17
Bu deyise göre...
Diyorum ki hani surda bir laf etmissin 'söz gümüşse sukut altındır.' bu deyise göre benim harun gibi zengin olmam gerekti ama ortada hic bir sey yok :-))
Saka bir yana aslinda dogru bizde fazla bir düsünce özgürlügü yok ama dikkat ederseniz bu düsünce özgürlügü kisitlamasi daha kücük yasta yani aile icinde cocuklara uygulamakla basliyor! Cok nadir aile icinde cocuklara düsünce özgürlügü verilsin "sen kücüksün karisma" "aklin ermez bu islere" "büyüklere soru sorulmaz" (iste en tilk kaptigim örnek bu) ne demek sen kücüksün karisma yada aklin ermez veeee büyüklere soru sorulmaz :D)) buna benzer daha nice ilginc örnekler var.
Daha sonra cocuk büyüdügünde cok konusmaya basliyor ama surda okudugum yorumcu arkadas Cengiz Köseglunun da belirttigi gibi konusuyorlarda bos konusuyorlar ve cok konusuyorlar! Kalabalikda seslerini büyütüp is icraya gelince vede yalniz kalinca sesleri cikmiyor. Neden? cünkü öyle yetismis cünkü daha cekirdekten yetisirken rahat bir sekilde düsüncesini, fikirlerini ortaya dökememis dolayisi ile de o yönden "köse" kaldigi icin.
Uzun lafin kisasi aslinda Devlet degil bu kadar "koyun" gibi olmayi saglayan onu bizdeki cocuk yetistirme sisteminin ciddiye alinmamasi ve sadece "ben cocugumu seviyorum" demekle yetinip pahali oyuncaklarla yada sokaga salip basindan kovmakla o cocuktan büyüyünce ciddi anlamda pek bir sey beklenemez diye düsünüyorum...
Uffff yazmaya baslayinca da ne cok sey cikiyor (bir dokun bin ah isit hesabindan) ortaya neyse bu kadar yorum simdilik buna yeter dermisim ;-)


***Yildiz***
Yorumlayan : Yildiz
05 Kasım 2008 Çarşamba 03:27
tebrik ederim
Selam,
Ben hollandadan katiliyorum... yazari bu yazisindan dolayi kutlarim gercekten dusunce ozgurlugunu ifade eden bir makale olmus.
Gelecekteki yazilarinda basarilar dilerim.....
Yorumlayan : Zeynep Gezici
03 Kasım 2008 Pazartesi 23:52
tebrikler
tebrik ederim arkadaşım çok güzel bir yazı araştırmalarının ve başarılarının devamını dilerim
Yorumlayan : şeyma
02 Kasım 2008 Pazar 21:07
cevahıroglu
merhaba ben resul 45. yasında ogretım gorevlısıyım İZMİR DOKUZ EYLUL UNV sosyolojı bolumunde gorev yabmakdayım yazını okudum hayran kaldım başarılarının devamını dilerim...
Yorumlayan : resul
02 Kasım 2008 Pazar 20:56