
Bir anne…
Dokuz ay karnında taşımıştı onu.
Belki geceleri tatlı ninniler fısıldamıştı kulağına.
Uykusunu bölmüş, kapanmaya direnen gözlerine inat daha sıkı sarılmıştı yavrusuna.
Belki minicik ellerinden sevgiyle tutup, hafif gülümseyerek okşamıştı başını.
Gecenin bir yarısı telaşla uyanıp ara ara nefesini kontrol etmişti yavrusunun…
Belki hafif ateşlenince, başında beklemişti saatlerce havale geçirir korkusuyla.
Ona mamalar pişirmişti, eliyle yedirmişti.
Belki okulun ilk günü beraber gitmişlerdi okula.
Dizinde uyutmuştu, büyütmüş, büyütmüştü…
Bir anneydi o ne kadar kötü olabilirdi ki…
Hangi anne ölümü hak ederdi ki…
Hangi anne, katilinin oğlu olabileceğini bilebilirdi ki…
Bir çocuk…
Belki dokuz ay yolu beklenmişti.
Çıkacak ilk dişleri, atacağı adımlar merak konusuydu.
Belki küçücük pamuk gibi elleri, minnacık yüzü, tatlı bakışları vardı.
Ama o çocuk büyüdü, gelişti ve katil oldu.
Minicik ellerle doğramıştı annesini.
Saçı farklı, parmakları ojeli, tişörtü siyahtı…
Anne katiliydi o…
Nasıl kıymıştı ki annesine, nasıl parçalara ayırabilmişti annesini…
İnsanlık bu kadar uzaklarda mıydı?
O çocuğun hiç öğretmeni, büyüğü, yol göstereni olmamış mıydı?
Vahşice bir cinayetten bahsediyorum, dramatik bir ölüm…
Ne çok yaşanır oldu bu olaylar. Ne çok okur olduk gazetelerde…
Çocukları annelerini, öz annelerini öldürüyorlar.
Bir insan annesini şefkatin, iyiliğin, güzelliğin sembolünü nasıl öldürür, niye öldürürdü?
Bu çocukları neydi katil yapan neydi bu kadar vahşileştiren…
Belki annesi veya ailesi yeterince ilgilenmemiş ya da ilgilenememişti.
Belki yeterince terbiye verilmemiş, verilememişti.
Arkadaşları dışlamış, uzaklaştırmışlardı belki.
Kurtuluşu başka limanlarda, garip inançlarda aramıştı…
Odasına tuhaf posterleri astıran da, siyahlar giydirip, ojeler sürdüren de o ruh haliydi belki.
Belki aynı apartmanda oturmuş, aynı sokakta yürümüş ama ilgi göstermemiştik.
Belki de açtı bu çocuklar…
Manevi bir açlıktı onlarınki.
Samimiyeti, sevgiyi, ilgiyi öğrenememişlerdi.
Şefkatin ne demek olduğunu, merhamet diye bir duygunun varlığını bilememişlerdi.
Belki onlara terbiyeyi, hoşgörüyü, dayanışmayı anlatamamıştık.
Uzaktan garip bakışlarla süzüp, tuhaf görüntülerinden ürkmüştük belki.
Adam olmaz düşüncesiyle uzaklara itmiş…
Onu kendi yalnızlığa, karanlık gezegenine mahkûm etmiştik.
Arkadaş sohbetlerimize almamış, bir derdin var mı diye sormamıştık.
Belki onu anlamamış, dinlememiştik.
Belki biraz da biz suçluyduk…
Ama itiraf edemiyorduk…
Toplumca duyarsızlaşmış, çevremize ilgisizleşmiştik.
Yanı başımızda cinayetler işlenirken habersizdik…
Kaybolan biten hayatlara duyarsızdık…
Orada uzaklarda hayatlar kararıyordu belki.
Ülkemin genç çocukları tuhaf inanışlardaydı…
Şeytani düşünceler sokuluyordu kafalarına, temelsiz düşünceler…
Ama unutmasak…
Aynı havayı soluyoruz, aynı toprağın insanıyız.
Biraz daha ilgi göstersek şu çocuklara…
Biraz şefkatle baksak, güzel şeyler anlatsak, gönül boşluklarını doldursak…
Belki o çocuklar karanlıklarda kaybolup gitmeyecek, anne katili olmayacaklar.
Birazcık çabayla onları kurtarıp, umut ışığı olacağız.
Belki dünya daha iyi bir yer olacak, şefkat tohumları serpildikçe…
Belki de her şey eskisi gibi olacak…
Ben bu satırları boşuna yazmış…
Siz boşuna okumuş…
Kim bilir…
tebrik ederim saygılarımla burak

