Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Zekeriya Karaman Deniz Feneri'ni anlattı
Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman, Nuriye Akman'a konuştu. Karaman, Deniz Feneri davasıyla ilgili hakkında ortaya atılan tüm suçlamalara cevap verdi.
Cumartesi, 27 Eylül 2008 08:35

Davada ceza alan Mehmet Gürhan ile ilişkilerini hiçbir zaman inkâr etmediklerini anlatan Karaman, "Bizim Mehmet Gürhan'la tamamen ticarî boyutta ve şirketlerle sınırlı bir ilişkimiz var." diyor. Son olarak gündeme getirilen Mehmet Gürhan'ın vekaletname vererek yetki ve sorumluluklarını devretmesinin, Almanya ile alakasının olmadığının altını çiziyor. Türkiye'deki bir şirkette bulunan hisselerin devri için vekâletnamenin çıkartıldığını savunuyor. Evrakın sahte olduğu konusunu da araştırdığını belirtiyor. Davanın Alman hakimin, Mehmet Gürhan'ın, Karaman'ı korumak için suçları üstlendiği şeklindeki kanaatini ise net bir dille reddediyor: "Korunmaya ihtiyacımız yok."

Sorulacak çok soru var. Sondan başlayalım. Almanya'daki davada ceza alan Mehmet Gürhan, sizin Avrupa'daki şirketlerinizin hem ortağı hem de tek sorumlu genel müdürü. Neden size vekaletname vererek yetki ve sorumluluklarını devretti?

Almanya'daki şirketlerle ilgili değil bu. Türkiye'de bir tane şirketimizde yüzde 6'lık bir hissesi vardı. Onun devri ile ilgili olarak verilen bir vekaletname.

Ama o vekaletnamenin sahte olduğu ortaya çıktı.

Bu konunun nasıl cereyan ettiğini araştırıyorum. Net bilgilere ulaşınca kamuoyunu aydınlatacağım.

Ama adam hapiste. Bu yüzden de dava açıldı o noter hakkında.

Noter hakkında ne gibi bir soruşturma yürütüldüğünü ben de basına yansıtıldığı kadarıyla biliyorum. Sahtelik değil de usul eksikliği olmuş olabilir.

Bu vekaletname Gürhan'la ilişkilerinizi kanıtlamış oldu.

İlişkimizi hiçbir zaman inkar etmedik ki. Mehmet Gürhan bizim 1995 yılından beri beraber çalıştığımız bir arkadaşımızdı. Oradaki temsilcimiz rahmetli Malik Akbaş'ın vefatından sonra temsilcimiz oldu. Önce bir şirketimizin ortağı ve kurucusuydu. Daha sonra da diğer küçük şirketlerin kurucu ortağı ve genel müdürlüğünü yürüttü. Bu ilişkiler gizli saklı değil. Bizim Mehmet Gürhan'la tamamen ticari boyutta ve şirketlerle sınırlı olan bir ilişkimiz var.

Kılıçdaroğlu'nun açıkladığı bu vekaletname Gürhan'ın ceza almasına yol açan suçla ilgili asıl sorumlunun siz olduğunuzu göstermiyor mu?

Hayır. İki konuyu birbirinden ayırmamız lazım. Deniz Feneri ile ilgili bir konu yok burada. Kılıçdaroğlu AKP ile yapmış oldukları siyasi kavgada bizi malzeme olarak kullanmaya çalışıyor. Sözlerinin gerçek ile hiçbir alakası yok.

Peki siz bu vekaletname ile üstlendiğiniz sorumluluğu nasıl kullandınız?

Gürhan'ın bu yüzde 6'lık hissesini ortaklardan başka bir arkadaşımıza devrettik.

Gemi olayı nedir?

2006'nın sonlarına doğru Mehmet Gürhan Türkiye'ye geldi. Bize Letonya devletine ait bir geminin ihale ile satışının söz konusu olduğunu, bunu alırsak iyi bir ticari faaliyet yapacağımızı anlattı. Bizim pazarlama şirketimizin müdürü Mehmet Taşkan daha önce Türkiye ile İtalya arasında çalışan ve Türk yolcu taşıyan bir gemi şirketinin Avrupa'daki pazarlama sorumlusuydu. Ayrıca bizim Kanal 7'nin Avrupa'da yayın yapan bölümümüz yıllardan beri bu gemilerin reklamlarını yapar, biletlerini satar pazarlama bölümümüz aracılığıyla. Dolayısıyla Mehmet Gürhan'ın da Mehmet Taşkan'ın da gemi konusuna bir aşinalığı vardı.

Mehmet Gürhan'a gemiyi al mı dediniz?

Ona bizim şu anda bir finansmanımızın olmadığını, eğer bununla ilgili bir kredi bulabilirse, fiyat da uygun olursa ve bu geminin işletme sorumluluğunu tamamen kendisi üstlenirse olabilir dedik. Bu üç şartı yerine getirdi. Bu ihale yapıldı. Gemi 1 milyon 120 bin Euro artı KDV ile bizde kaldı. Mehmet Gürhan Deniz Feneri olayından dolayı tutuklanınca gemi meselesi işletme yönünden üzerimize kaldı. Almanya'daki şirketimize ait mülkiyeti. Biz de kısa bir süre bakım onarım yapıp işletme teşebbüsünde bulunduk. Fakat verimli olmadı. Asli işimiz olmadığı için gemiyi sattık.

Alman yargıcın dolandırıcılığın Türkiye'deki sorumlusu olarak işaret ettiği insanlardan birisiniz.

Alman mahkeme başkanı karar günü önce kararını açıkladı. Arkasından da kısa bir konuşma yaptı. Bu konuşmada bizlerin de isimlerini zikrederek bu işle irtibatlandırdı. Hukukçularla görüştük. Hiçbir şekilde Alman mahkemesi ile muhatap olmadığımız halde bizim oradaki durumumuz nedir? Biz sorgulanan kişi miyiz? Yargılanan kişi miyiz? Soruşturulan kişi miyiz? Sanık mıyız? Tanık mıyız? Hiçbir muhataplığımız olmadığı halde bizi adeta suçlu ilan etti. Ama yargılanmadık biz. Bu dava ile ilgili herhangi bir tebligat gelmedi, herhangi bir soru sorulmadı. Tek kelimelik ifademiz alınmadan, bize danışılmadan, bize sorulmadan suçlu ilan edildik. Bundan dolayı da ciddi anlamda mağduriyet içerisindeyiz. Şu anda verilen kısa kararın gerekçesi yazılıyor. Gerekçeli karar çıktıktan sonra mı, yoksa çıkmadan önce mi bize yapılan isnada cevap verelim konusunu hukukçularımız araştırıyor. Çünkü bu, karar açıklandıktan sonra yapılan bir konuşma. Bir karar değil.

Kararın içinde yazmıyor mu?

Hayır. Bu tamamen bize yapılan bir isnat ve iftiradır.

Alman yargıç, Deniz Feneri'nin Almanya'da yaşayan Türkleri dolandırmak için kurulduğunu, baştan beri insanlara yardım etmek gibi bir niyetlerinin olmadığını, toplanan paraların ne yapılacağının Türkiye'den belirlendiğini tespit ediyor. Buna ne diyorsunuz?

Yargıcın neyi kastettiğini bilmiyorum. Almanya'daki dernek 2000'de kurulmuş. Kurucu ve yöneticileri tamamen Almanya'da yaşayan Türk vatandaşları. 2004'te bir soruşturma geçirmişler. Bundan dolayı takipsizlik kararı almışlar. Mahkemenin elinde yardımların dağıtıldığına, yerlerine ulaştığına dair bütün belgeler var. Ama hangi gerekçelerle bizimle bir irtibat kuruluyor bunu henüz bilmiyoruz.

Siz derneğin kurucuları arasında değil misiniz?

Hayır ne kuruculuğumuz, ne üyeliğimiz söz konusu. Ben zaten Almanya'ya yılda bir iki kere giderim. Derneğin faaliyetlerine sadece televizyon ekranımız aracılığıyla destek vermenin dışında bir ilişkimiz yok.

Bu ceza alan üç kişi aynı zamanda Kanal 7'nin de çalışanları. O zaman bir şekilde siz de işin içinde olmuş olmuyor musunuz?

İnsanlar hayatlarında birçok fonksiyonlar ifa ederler. Bunlardan bir tanesi ticari faaliyettir. Bir de gönüllü olarak sosyal çalışmalar yaparlar. Oradaki arkadaşlarımız bu gönüllü sosyal çalışmayı yürütmüşler. Biz çalışanlarımıza şu çalışmada gönüllü olarak bulunun veya bulunmayın diye bir telkinde bulunamayız. Oradaki şirketlerimizin sorumlusu olan genel müdür arkadaşımız bu işin karar vericisi konumunda. Biz sadece o şirketlerin ortağıyız.

Hangi şirketlerde ortaksınız?

Almanya'da dört şirketimiz var. Bunlardan ana faaliyet yaptığımız en önemli şirketimiz Euro 7. Biz orada beş ortaktık. Şu anda dört ortağız. Bunlardan biri de Mehmet Gürhan. Hem ortak, hem de sorumlu genel müdür. Onun dışında da ben ve Türkiye'deki iki arkadaşımız bu şirketin ortağıyız. Diğer şirketlerden biri Weiss isimli bir limitet şirket. Weiss'ı daha önceden bir gıda şirketi olarak oradaki arkadaşlarımız kurmuşlar. Daha sonra bu alanda fazla başarılı faaliyet gösteremeyince bunu bir emlak şirketine dönüştürdüler. Ve biz de onun ortağı olduk. Ve şu anda merkez olarak kullandığımız binayı bu şirketin üzerine aldık.

Bu şirkette de mi yine aynı kişilerle ortaksınız?

Evet. Fakat sadece bu gayrimenkulün üzerine alındığı bir yatırım şirketi. Başka bir faaliyeti yok. Diğer bir şirketimiz Atlas Pazarlama. Bu da Avrupa'da Kanal 7 INT yayını aracılığıyla özellikle Avrupa'da dönemsel olarak değişik ürünler otel ve gemi bileti gibi satan, sermayesi çok küçük olan bir pazarlama şirketi. Bir diğer şirketimiz de daha önceden Yeni Şafak Gazetesi'nin Avrupa'da baskısını yapalım diye düşünüp kurduğumuz fakat altı-yedi aylık bir çalışma sonucunda başarısız olan ve 2004'te faaliyetleri durdurulan çok cüzi sermayeli bir şirket.

Alman yargıcın Mehmet Gürhan'ın pişmanlığını samimi görmemesi, asıl failleri yani sizi korumak için suçu üstüne aldığı kanaatine ne diyorsunuz?

Bu o yargıcın kanaatidir. Benim yapabileceğim bir yorum yok. Buradan kastedilen bizleri korumaksa bizim bir korunmaya ihtiyacımız yok.

Ama yargıcın Gürhan'ın pişmanlığını samimi bulmaması enteresan değil mi?

Gerek soruşturma yürüten komiserin, gerek savcının, gerek hakimin her seferinde söylemiş oldukları bir şey var: "Elimizde kanıt yok. Fakat birtakım iddialar var." Bu kesin bir kanıta dayanılarak verilmiş bir ceza değil. Bu tamamen verilen ifadeler doğrultusunda uzlaşma ile verilen bir karar. Bu ifadelerden en önemlisi savcı ve komiser ile işbirliği yapan Firdevsi Ermiş'in ifadeleri. Firdevsi Ermiş'e "Eğer bizimle işbirliği yaparsan, bizim istediğimiz doğrultuda bilgiler verirsen seni kısa sürede bırakırız" sözü veriliyor. Bu söz üzerine Firdevsi Ermiş kendisinin orada imzaya yetkili ikinci kişi ve muhasebeden sorumlu tek kişi olmasına rağmen hiçbir sorumluluğu olmadığını, bütün sorumlulukların diğer kişilere ait olduğunu, hatta kullandığı arabayı onu şirkete bağlamak için kendisine zorla aldırdığımızı iddia ediyor.

Firdevsi Ermiş'e o sözün verildiğinden emin misiniz?

İddianameden öğrendiğimize göre Firdevsi Ermiş'in 35 kere ifadesi alınıyor. Ve dönem dönem ara duruşmalar yapılıyor. Altıncı ayın sonunda Firdevsi Ermiş avukatı aracılığıyla mahkemeye "Ben savcı ve komiser ile işbirliği yaptım. Ve bu işbirliği sonucunda da benim tahliye edilmem lazım. Çünkü biz bu şekilde anlaştık" diye resmî bir talepte bulunuyor. Mahkeme başkanı da ona "Senin vermiş olduğun ifadelerin tamamı kendini kurtarmaya yönelik ve tek taraflı ifadeler. Bunlar inandırıcı değil. Dolayısıyla tutukluluğunun devam etmesine karar veriyorum" diyor. Mahkeme başkanı kararı açıklarken "Bizim elimizde yeterli kanıtlar olmadığı için bu mahkeme çok uzun sürecekti. Onun için sanıklarla bir uzlaşmaya vardık. Sanıklarla yaptığımız uzlaşma sonucunda bu yıllarca sürecek olan mahkeme kısa sürede sonuçlandı. Bu hem yargılayan hem de yargılananlar açısından uzlaşılarak varılan bir sonuçtur" dedi. Sonuç mahkemesinde diğer yargılanan Mehmet Gürhan ve Mehmet Taşkan da uzlaşma çerçevesinde birtakım ifadeler verdiler ve malum cezaları aldılar.

Bu üç kişi de Kanal 7 çalışanı olduğu için niye bu zamana kadar uyanamadığınızı sormam lazım.

Biz esas itibarı ile şirketlerimizin faaliyetleri ile ilgiliyiz. Onun dışındaki Deniz Feneri çalışmalarının ne şekilde yürüdüğü, muhasebe kayıtlarının nasıl tutulduğu, ne olduğu veya ne olmadığı bizim sorumluluğumuz ve ilgi alanımızda olan bir konu değil. Biz başından beri derneğin çalışmalarını program olarak destekledik. Halen de destekliyoruz. Bundan da her zaman onur duyduk. Bir pişmanlığımız da yok.

Ceza alan üç kişiyi nasıl tanıyorsunuz?

Mehmet Gürhan 1995'te kurumumuzda çalışmaya başlayan, oradaki temsilci arkadaşımızın vefatı sonrasında onun yerine geçen ve yakından tanıdığımız, tanıştığımız hem ortaklığımız olan, aynı zamanda da Avrupa'daki şirketlerimizin sorumlusu olan bir arkadaşımız. Firdevsi Ermiş 2002 veya 2003 yıllarında Mehmet Gürhan'ın bir başka şirkette çalışırken muhasebe sorumlusu olarak bulup şirkette istihdam ettiği bir arkadaş. Mehmet Taşkan da üç veya dört yıl önce demin bahsettiğim gemi şirketinde pazarlama elemanı olarak çalışırken şirketin kapanması üzerine bizdeki pazarlama şirketinin sorumlusu olarak yine Mehmet Gürhan'ın bulduğu ve istihdam ettiği bir arkadaşımız. Her iki arkadaşımızla da ilişkimiz çalışan-işveren ilişkisi çerçevesindedir. Onların muhataplıkları da bize değil Mehmet Gürhan'a karşıdır. Çünkü Almanya'daki şirketlerin sorumlu genel müdürü Mehmet Gürhan'dır. Biz tabii ki Mehmet Gürhan'a her zaman güvenmişizdir.

Yani güvendiğiniz dağlara karlar mı yağdı?

Ben bunu iş kazası olarak niteliyorum. Mehmet Gürhan zaten mahkemede verdiği ifadede ve daha sonraki günlerde kamuoyuna yaptığı açıklamada "Biz hukuken birtakım hatalar yapmışız, bunun şu anda daha iyi farkına varmış durumdayız. Ama ahlaken hiçbir hata yaptığıma inanmıyorum. Vicdanım rahat. Ve bu hukuki hatalarımın cezasını da zaten altı yıl hapis cezası alarak burada çekiyorum." dedi.

Ama bunlar dolandırıcılıktan mahkûm oldular. Ve bu yüzden de bağışçılardan özür dilediler.

Yargılanıp cezalandırılan kişilerin özür dileme nedeni, Viyana'daki öğrenci binası Deniz Feneri eV. için yapılan depo sosyal amaçlı dairelerin Deniz Feneri eV. parasıyla alınıp Deniz Feneri eV.'ye kayıtlanmamasından dolayıdır.

Yani siz dolandırıcı olduklarına inanmıyor musunuz?

Ben inanmıyorum. Burada büyük cezayı alan Mehmet Gürhan ve Mehmet Taşkan arkadaşımız. Sorumluluğu başkalarına atan işbirlikçi Firdevsi Ermiş hakkında olumlu bir kanaat ifade etmem mümkün değil. Bunu niye yaptığını da bilemiyorum.

ZAMAN

 

 

Murat Bey
Crew member
Anlamadigim tek iki sey: 1. Baglantimiz yok dediler: Deniz feneri Almanya, Türkiyede´kinin uzantisi degil dediler. Kanal7´nin basindaki sahisla Almanyadaki D. F.baskani isortagi cikti.2. Asil önemli olan milli görüscülerden paralar toplanarak kurulan kanal olmasina ragmen neden hep hersey 4-5 "isadaminin" elinde?Yazdiklariniz isin bir yönü. Dogru.
Pazar, 28 Eylül 2008 03:20
dünyalar farklı
murat
bu kadar basit bir olay işbirlikçi bir medya yüzünden anlaşılmaz, karmaşık ve yanıltıcı hale getirildi. bir kere eğer bir dolandırıcılık varsa ve bu insanları ikna edecek şekilde ispatlanırsa kimse dolandırıcıya sahip çıkmaz. ancak müslümanlar da insanları bir münafığın haberi, iftirası ile karalamazlar. olay oldukça basittir aslında. denizfeneri ev. ne kadar para toplamıştır. ortalama 40 milyon euro. alman savcısının söylemesi gereken tek şey bana bu miktarı nerelerde harcadığını belgele. belgeleyemiyorsan dolandırıcısın. peki olay böyle mi olmuştur. hayır. birbuçuk sene önce gözaltına alınan bu şahıslar itilmiş, kakılmışlar, itirafname imzalamaları için zorlanmışlar, türkiyeyi karalayan beyanları istenmiştir. peki üç dört ay iddianame olmadan içerde yatan ergenekon sanıkları için yeri göğü inleten, insan hakları diye ortalığı birbirine katan bu işbirlikçi medya grubu neden 16 ay alman hapishanesinde yatmakta olan türkler için aynı hassasiyeti göstermiyorlar. onlara göre alman türke yaparsa normal midir. işbirlikçi bu medya grubuna göre bu ülke insanı almanyada her türlü aşağılanmaya layık mıdır. 16 ay sonra bu şahıslar baskı ve yıldırma ile bir itirafname imzalıyorlar ve dava açılıyor. ne zaman açılıyor dava. ramazan ayının birinci günü. dava tamamen itirafnameler üzerinden cereyan ediyor. yani alman mahkemesinin elinde delil falan yok. peki bu şaklaban mahkeme ne yapıyor. başbakan tayyip erdoğanın resmini beş dakika gösteriyor. işbirlikçi medya grubuna saldırması gereken hedefleri gösteriyor. uyuz bir fino gibi işbirlikçi medya hemen saldırıya geçiyor. sonra rtük başkanını gösteriyor şaklaban alman mahkemesi. ona da aynı şekilde saldırıyor işbirlikçi medya grubu. peki delil var mı. delil mi? o da ne. ne gerek var ki. işbirlikçi medya grubu var ya. delile ne gerek var. şaklaban bir alman mahkemesi işbirlikçi medya grubu sayesinde türkiyede siyaseti belirliyor, başbakanları karalayıp iktidadı devirmeye çalışıyor. bürokrat tayinlerine el atıyor. yakında kimin başbakan olacağına da alman mahkemeleri karar vermeye başlarsa şaşırmamak gerekir. ne de olsa arkalarında büyük bir medya grubu mevcut. şimdi deniyor ki bu dava ile ilgili belgeler alman mahkemesinden istensin. türk savcılar da olayın türkiyedeki ayağını deşifre etsinler. bu ne şaklabanlıktır, ne şarlatanlıktır, soytarılıktır anlamak için işbirlikçi, hırsız, sahtekar falan olmak lazım herhalde. alman mahkemesi hangi olayı çözmüş de türkiye ayağı açıkta kalmış. içeriye aldıkları kişilere birbuçuk sene psikolojik baskı ile imzalattıkları itirafnamelere dayanarak karar veriyor. bir işbirlikçi muhasebe müdürü herkese çamur atıyor. onun dışında fazla konuşan da yok. o halde alman mahkemesinden türkiyeye iftiraların dışında hangi belge gelecek ki. hiçbirşey. o zaman bu işbirlikçi medya ne diyecek. hükümet baskı yaptı soruşturmayı kapattırdı.türkiyede savcılık ne yapacak. alman mahkemesi gibi suçsuz insanları içeri alıp bir iki sene içerde tutup zorla onlara da mı itirafname imzalatsınlar. bu ne yüzsükce işbirlikçiliktir, bu almanyaya ne büyük sadakattir, nedir iyiliğe olan bu düşmanlık. şeytan olduğu sürece bu çatışmaların da devam edeceği muhakkak.
Cumartesi, 27 Eylül 2008 23:35
Bayrama Girerken!!!
siganfu-tim
Şu mubarek "Leyle-i Kadir" arkasından ve Bayrama girilirken insanların "ayıbını kovalamak" hiç hoş olmuyor.Ancak olanlara sessiz kalmak da "Dilsiz şeytan" suçlamasına maruz olmaktır.Biz Kerbela olayını hatırlatarak "iyi ve güzel"i arayalım.Bir yanda Yezid ve Emeviler Ötede Hz.Hüseyin ve ailesi.Yezid'in yanında MÜSLÜMANLARIN ÇOĞUNLUĞU YER ALIYORDU.Hz.Hüseyin'in ailesi ve bir kaç sadık kölesi.Biz Hz. Hüseyin'e sadık köle olanlardanız.
Cumartesi, 27 Eylül 2008 14:14
Ben Bu Sütünlardan Neler Okudum!!!
siganfu-tim
Şimdi editör başta sen ve bütün okuyucular!Bu sitede Ergenekon kapsamında resim,dinleme,belge ,bulgu HERKESİ SUÇLAMADILAR mı?Yani Türk Ortadoks Kilisesine gittiği ve orada konuştuğu için Emin Gürses bu SİTEDE ÇETE-DARBECİ ilan edilmedi mi?Daha neler neler?Piknik resimleri,yemek resimleri...Hepsinin altında yorumum var:Bunun neresi suç?diye soruyorum.Şimdi madem onlar suçtu öyleyse ŞU NEDİR?İMAN SAHİBİ ve ZERRE MİKTAR ALLAH KORKUSU TAŞIYANLAR düşünsün ve cevap versin.""""Mehmet Gürhan Deniz Feneri olayından dolayı tutuklanınca gemi meselesi işletme yönünden üzerimize kaldı. Almanya'daki şirketimize ait mülkiyeti. Biz de kısa bir süre bakım onarım yapıp işletme teşebbüsünde bulunduk. Fakat verimli olmadı. Asli işimiz olmadığı için gemiyi sattık."""Şimdi bu iki kişi veya şirket arasında TİCARİ ORTAKLIK-İLİŞKİ YOK MU?Din iman tacirlerinin Allah korkusu ve kuldan utanma taşıdıkları söylenemez!!!!
Cumartesi, 27 Eylül 2008 10:04
bu ders olsun demiyorum
Crew member
Bu okuduklarimdan sonra diyecegim tek sey var: Kanal7 biter.
Cumartesi, 27 Eylül 2008 09:12
Piyasalar
  Alış Satış
Euro 1.9865 1.9961
Dolar 1.5711 1.5787
Sterlin 2.3159 2.3280
RÖPORTAJ
Anket
Kurbanınızı kendiniz mi keseceksiniz yoksa vekaleten mi kestireceksiniz?












Foto Galeri
Videolar