Rusya ve Türkiye’nin Karadeniz Tangosu
M K Bhadrakumar*
Geçen hafta Moskova’daki Kafkasya diplomasi koşturmasının tam ortasında Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov, Türkiye’ye gelecek zamanı bulabildi. Ziyaret, tarihte iki gücün paylaştığı bu engin bölgedeki güvenlik ve istikrar için bir dönüm noktası olabilecek kadar fevkinde bir önem taşıyordu.
Gürcistan’daki birlikler kışlalarına dönmeye başladığı şu sıralar, gerçekten de Rus diplomasisi hız kazanıyor. Moskova, bölgesel ittifaklarını yeni ağını dokuyor ve Rusya, Kafkaslarda ve Karadeniz’de bir güç olarak, kolektif tarihsel hatırasına yanaşıyor.
Alman şair ve oyun yazarı Bertolt Brecht, birbirine kesen ve örten “Kafkasya tebeşir çizgileriyle” dolu Lavrov’un geçen haftaki ajandasında hayran olurdu: Brüksel’deki Olağandışı Avrupa Konseyi toplantısı; Moskova’da Kolektif Güvenlik Anlaşması Organizasyonu (CSTO) dışişleri bakanları toplantısı; Moskova’da ağırlanan 3 meslektaş, Belçika’dan Karl de Gucht, İtalya’dan Franco Frattini ve Azerbaycan’dan Elmar Mamedyarov; yeni Güney Osetya ve Abhazya cumhuriyetlerinin başkanlarının ziyareti; Birleşmiş Milletler Gürcistan Özel Temsilcisi Johan Verbeke ile görüşmeler.
Buna rağmen Moskova, Türkiye’yle fikir alışverişine en yüksek önemi atfettiği sinyalini verdi. Lavrov, özetle, evindeki tüm işini bırakıp Salı günü meslektaşı Ali Babacan’la birkaç saat acil ve çok gizli bir görüşme için İstanbul’a koştu. Lavrov’un ziyareti, Rusya’nın Kafkasya ve Karadeniz’deki var olan bölgesel krizdeki önceliklerinin keskin algısının altını çizdi.
Tarihi rakipler müttefik oluyor
Neredeyse kaçınılmaz olarak Rusya ve Türkiye, Karadeniz’i konuştuklarında tarihsel bir acılık doğar. Rusya’nın muhkem Sivastopol deniz üssünün 1854-55’te İngiliz ve Fransızlar tarafından bir senelik kuşatmasında, Çarlık Rusya’sı bir ya da iki acı gerçeğin farkına vardı. İlki, Türkiye’nin rolü Karadeniz filosu için kritiktir ve ikincisi Karadeniz filosu olmadan Rusya’nın Akdeniz’e inmesi mümkün değildir. Daha da önemlisi Rusya, bir savaşın orijinal toprağının kaybedilebileceğini ancak başkahramanların düşmanlıklarına devam edebileceğini de öğrendi.
1856’da Paris Kongresi’nde barış nihayet geldiğinde Karadeniz şartları Rusya’nın aşırı dezavantajınaydı. O kadar kötüydü ki bir yıl içerisinde çar, Almanya’nın Otto von Bismarck’ıyla gizlice iş birliği yaparak anlaşmayı yok saydı ve Karadeniz’de bir filonun yeniden inşasına girişti.
Lavrov’un Türkiye’deki görüşmelerinin zamanlaması da dikkate değer. ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in bölgede olduğu, Ukrayna, Azerbaycan ve Gürcistan’ı ziyaret ettiği ve Rusya-karşıtı ruhun çığırtkanlığını yaptığı zamana rast geldi. Türkiye seyahat programında yer almadı. Moskova, Türkiye’ye özgü siyasi dinamizm ihtiyacını kurnazca hesapladı.
Moskova, Kuzey Atlantik Paktı (NATO) ve Avrupa Birliği’nin aksine, Türkiye’nin Kafkaslardaki savaşa tepkisinin belirgin yumuşaklığını gözden kaçırmadı. Ankara, gelişmelerle ilgili rahatsızlığını taraf tutmadan neredeyse önceden belirlenmiş kelimelerle kısaca ifade etti. Bir taraftan Türkiye, NATO üyesidir ve AB’ye girme arzusundadır. ABD’nin Soğuk Savaş’ta yakın bir müttefikiydi. Rus topraklarına uğramadan Kafkas enerjisine ulaşmaya çalışan Batı’nın görkemli planları gerçekleşirse bir enerji kavşağı olarak Türkiye açık kazanandır. Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattının antreposudur.
Öte taraftan, senelik 40 milyar dolara ulaşan hacimle Türkiye’nin bir numaralı ticaret ortağı Rusya dengelemektedir. Görünmez ticaret de oldukça zengindir. Her yıl 2,5 milyon Rus turist Türkiye’ye gelmektedir ve Türk firmaları Rus hizmet sektöründe yaygın şekilde büyümüştür. Ve Rusya Türkiye’nin doğal gaz ihtiyacının yüzde 70’ini sağlamaktadır.
Böylece Türkiye “Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Paktı” fikriyle maharetle ortaya çıktı. Türk yorumcu Semih İdiz’in kelimeleriyle, paktın ana amacı, “Washington’daki herkesin hoşuna gitmese de Türkiye’ye anlaşmazlıkta görece tarafsızlık seçeneği sağlamak”tır. Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Moskova’yı 12 Ağustos’ta öneriyi tartışmak için ziyaret etti. İdiz, “Başka bir ifadeyle, Ankara bu anlaşmazlıkta, hatta NATO üyesi bile olsa, yeni bir “Doğu-Batı ayrımı” ufuktayken taraf alacak bir pozisyonda değildir” diye ekledi.
Moskova’daki geleneksel irfan Kafkasya’daki “etki dairelerine” dış güçlerin sokulmasına karşı çıkmak üzerinedir. Ancak hâlihazırdaki durumda Kremlin, Türk önerisini çarçabuk kabul ederek Kafkasya sorununun her yönüyle ilgili olarak karşılıklı ve çoklu diyalogun oluşturulması için görüşmelere onay verdi. Rusya’nın yaklaşımı pragmatiktir.
Öncelikle Rusya’nın krizde bölgesel izolasyonunu hafifleten önemli bir bölgesel oyuncu Türkiye’yi tutması mecburidir. İkincisi, AB barış inisiyatifinin bir parçası olmayan Türkiye’yi Rusya tarafında tutmaya değer.
Türkiye’nin Güney Kafkasya’daki etkisi reddedilemez. Türkiye’nin Gürcistan’la senelik ticareti 1 milyar dolardır. Bu Gürcistan ölçeğinde için önemli bir kıstastır. Türkiye’nin Gürcistan’daki yatırımı yarım milyar doları aşmaktadır. Türkiye, Gürcü ordusuna silah ve eğitim de vermektedir. Türkiye’nin Azerbaycan’la ilişkileri geleneksel olarak sıkıdır.
Yani Moskova Türk önerisinin bölgenin çatışma potansiyelini sınırlandırma, bölgesel istikrarı artırıcı ve Batı’nın Rus çıkarlarına karşı mütecaviz hamlelerine karşı denge noktası oluşturabilecek mekanizmalar için bir temel oluşturabileceği perspektifini kabul etti.
Lavrov Babacan’a Ankara’nın barış inisiyatifi için “bu seviyede uygun şartları yaratmanın zorunlu olduğunu” , “Güney Osetya’ya yapılan saldırının sonuçlarının eliminasyonu dâhil”, “Türk ortaklarımızla etkileşimin şimdi yapılabilir ve yapılması gerektiği esasında tamamıyla aynı fikirdeyiz” dedi.
Rus düşüncesinin kalbinde dış güçleri dışlayan bölgesel bir yaklaşım tercihi yatar. Lavrov bu konuda açıktı: “Türk inisiyatifinin en önemli değeri, sağduyuyu temel alması ve bölgenin tüm ülkelerinin, herkesten önce, bu bölgeye ait ülkelerin kendi işlerini nasıl yürüteceğini kendilerinin karar vermesidir. Diğerleri yardım edebilir ancak kendi formüllerini dikte edemezler”.
Lavrov, ABD’nin rolü hakkındaki hoşnutsuzluğunun ipuçlarını veriyordu. Şöyle devam etti: “Tabi ki bu açık bir projedir ancak inisiyatifin rolü burada bölgenin ülkelerine aittir. Bu Güney Asya’daki ASEAN Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği gibidir. Birçok ortağı vardır ancak 10 ASEAN üyesi bölgenin çalışma ajandasını ve hayatını belirlerler”.
Rusya, Türkiye’yle Karadeniz bölgesinde “entente cordiale-karşılıklı anlayış”a memnuniyetle yaklaşmaktadır. Bu yaklaşım ABD’nin Rusya’nın geleneksel arka bahçesindeki çabalarını hüsrana uğratacaktır. Lavrov’un İstanbul’a ziyareti sırasında iki taraf, “İstanbul’daki Karadeniz Ekonomik İşbirliği Organizasyonu ve bölgesel deniz gücü Blackseafor gibi var olan mekanizmaları daha fazla kullanmanın gereği ve artarak çok taraflı ve pratik bir karaktere bürünen Türkiye’nin Karadeniz harmonisi fikrinin geliştirilmesi” üzerine anlaştılar.
İlginç şekilde İstanbul’daki basın toplantısında yanındaki Babacan’la Lavrov, düşünce sürecini diğer iki bölgesel sorun Irak ve İran konularında Rus-Türk paydaş çıkarlarıyla ilgili bir ortak inisiyatif üstlenmelerine bağlayarak çok büyük bir elips çizdi. Lavrov şöyle konuştu: “Toprak bütünlüğü ve devletin bölünmezliği temelinde Irak’ta durumun nihai çözümü için yüklenilmesi gereken şeyleri esasen aynı noktadan savunmaktayız. İran’ın nükleer programı çevresindeki durumun barışçı siyasal çözümü gereksinimiyle ilgili yaklaşımlarımız da benzerdir. “
Lavrov’un açıklamaların tüm açılımları dikkatli bir analiz gerektiriyor. Dallanmaları oldukça derin. Türkiye’nin kesin dille reddederek Moskova’ya derin bir nefes aldıran olası İran saldırısı için Karadeniz sahilini bir mola yeri olarak ve Irak’ta askeri operasyonlar için kullanmakla ilgili ABD’nin sahne arkası fikirlerine bir karşı çıkış olarak anlaşılabilir. Şu kadarı söylenebilir ki, Lavrov güvenlik ve işbirliği üzerine Rus-Türk bölgesel altyapıyı Irak ve İran’la ilişkilendirerek zekice bir iş yapmıştır.
Boğazlar sorunu
Ancak acil şartlarda Moskova, ABD’nin Karadeniz’deki askeri baskısına gözünü çevirmiş durumda. Şu anki durumun temelinde “boğazlar sorunu” diye adlandırılan konu yatar. Kısaca Moskova, Ankara’nın Boğazlar ve Çanakkale’yi Türkiye’nin kontrolüne veren Montrö Anlaşması’nın yenilenmesiyle ilgili ABD çabalarına karşı çıkmaya devam etmesini istiyor. İki Türk boğazından savaş gemilerinin geçişini ciddi şekilde sınırlayan ve Karadeniz’i bir Rus-Türk sanal oyun bahçesine çeviren 1936 anlaşmasına ABD taraf değildi. Montrö Anlaşması, Rusya’nın güvenliği için kritiktir. (II. Dünya Savaşı sırasında Türkiye Mihver güçlerinin Sivastopol’deki Sovyet deniz filosuna saldırmak için Karadeniz’e savaş gemileri geçişine izin vermemişti.)
Soğuk-Savaş sonrası senaryoda, Washington Montrö Anlaşmasını tekrardan görüşerek zaman içerisinde Karadeniz’i NATO özel alanı yapmak için baskı uyguluyor. Türkiye, Romanya ve Bulgaristan NATO ülkeleri; ABD’nin Romanya’da askeri üsleri var; ABD, Ukrayna ve Gürcistan’ı da NATO’ya dahil etmeye çalışıyor. Bu yüzden ABD’nin Montrö Anlaşması’nı yeniden görüşmek için yalvarmalarına Türklerin direnci Moskova için büyük önem arz ediyor. (Yakın zamandaki Kafkasya çatışmasında, Washington, 140 bin tonluk 2 devasa savaş gemisini görünüşte Gürcistan’a “yardım” için geçirmek istedi ancak Ankara, böylesi bir geçişe Montrö Anlaşması’nın hükümlerine aykırı olduğu gerekçesiyle izin vermedi).
Moskova, Türk politikasındaki nüansı takdir etmektedir. Aslında Moskova ve Ankara’nın Karadeniz’i kendi ortak sahaları olarak korumada paydaş çıkarları vardır. İkinci olarak Ankara haklı olarak, Kemal Atatürk’ün büyük mahareti, devlet adamlığı ve ileri görüşlülüğüyle çetin şartlar altında ulaştığı Montrö Anlaşması’nın yeniden görüşülmesiyle ilgili herhangi bir hamlenin Pandora’nın kutusunu açacağının da idrakindedir. Bu, Osmanlı İmparatorluğu yıkıntıları arasından modern Türk devletini yaratan köşe taşı 1923’teki Lozan Anlaşması’nın da yeniden görüşülmeye açılması için rahatlıkla bir sonraki adıma dönüşebilir.
Liberal Milliyet gazetesinin önde gelen politika uzmanlarından Taha Akyol var olan paradigmayı şu etkileyici sözlerle özetledi:
“Anadolu coğrafyası Bizans ve Osmanlı zamanlarında da "Garb'a teveccüh"e öncelik vermeyi ama Karadeniz'i, Kafkasya'yı ve Ortadoğu'yu asla ihmal etmemeyi gerektirmiştir.
Olaylara, sorunlara göre nüanslar elbette değişir.
"Garb'a teveccüh etmiş Türkiye" asla Rusya'yı, Karadeniz'i, Kafkasya'yı, Ortadoğu'yu, Akdeniz'i ihmal edemez. Değişken ve karmaşık nüansların senfonisi ise diplomasinizin ustalığına ve kudretinizin çapına bağlıdır.”
Moskova’nın Türkiye’nin “Kemalist” dış politikasının mükemmel pragmatizmle ilgili anlayışı çok derindir. (Atatürk 1920’lerde Bolşeviklere yardım elini uzatmıştır.) Lavrov, çağdaş tarihin yaprakları üzerinde nazikçe gezindi. İstanbul’da Sovyet-sonrası Rusya’nın, iki gücün “samimi, güvenilir ve karşılıklı saygılı” olduğu sürece Türkiye’nin NATO üyeliğiyle ilgili herhangi “engelleyici faktörleri” hissetmediğini söyledi. Ne demek istedi?
Rus bakış açısından önemli olan Türkiye’nin NATO üyeliğini, hatta ittifakın yükümlülüklerini ve taahhütlerini yerine getirirken bile, Rusya’nın çıkarlarına zarar verecek şekilde kullanmamasıdır. Diğer bir ifadeyle Lavrov, Türkiye’ye “örneğin, Karadeniz’e hükmeden uluslararası anlaşmaların çatısı” gibi diğer “uluslararası taahhütlerini ve yükümlülüklerini” unutmaması gerektiğini hatırlatmıştır.
Lavrov rahat bir tasvir çizdi: “Türkiye hiçbir zaman NATO taahhütlerini diğer uluslararası yükümlülüklerinin üzerinde tutmamıştır ancak her zaman toplamdaki tüm bu yükümlülüklerini harfi harfine izlemiştir. Bu tüm ülkelere özgü olmayan çok önemli bir özelliktir. Bunu takdir ediyoruz ve aynı şekilde ilişkilerimize yaklaşmaya gayret ediyoruz”. Muhakkak Lavrov, Türk ev sahipleri için düşünecek çok fazla şey bıraktı.
Kafkasya satrancı
Bu arada, Akyol’un mecazıyla Karadeniz’de ve Güney Kafkasya’da gerçekten de yeni bir “senfoni” başladı. Var olan anlaşmazlığı, kendi geleceğini tayin etme prensibine Rusya’nın desteğine indirgeyen uluslararası gözlemciler, ağaçları sayıyor ve ormanı gözden kaçırıyor.
NATO’nun Rusya’ya Karadeniz’de bir savaş başlatmakla ilgili gerçek yetkinliğinin test edilmesinden sonra- Bir Rus askeri uzmanı Moskova’nın NATO filosunu 20 dakikada batırabileceğini söyledi-, Rusya, “dostluk, işbirliği ve karşılıklı yardımlaşma” anlaşmaları çerçevesinde yeni bağımsızlığını ilan eden Güney Osetya ve Abhazya’ya düzenli birlik gönderme niyetini açıkladı. Savunma Bakanı Anatoly Serdyukov, Güney Osetya ve Abhazya’nın her birine bir tugay askeri birliğin yerleştirileceğini söyledi.
Pratik şartlarla Rusya, Karadeniz Bölgesi’ndeki varlığını güçlendirmiştir. Lavrov, Salı günü Moskova’da “Rusya, Güney Osetya ve Abhazya; barış tehditlerini ya da barışı bozacak hareketleri yok etmek ve önlemek ve onlara karşı bir ülkeden ya da ülkeler topluğundan gelecek saldırılara karşılamak için birlikte her türlü önlemi alacaklardır” ifadesini kullandı. Bu nedenle Moskova’nın, Washington’un kesinlikle karşı çıkacağı bir ön şart olarak Güney Osetya ve Abhazya temsilcileri olmadan bölgesel güvenlik üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki yapılacak her türlü tartışmayı “anlamsız” bulacağını söyledi.
Eşit şekilde diğer bir Rus-Türk senfonisi Kafkasya’da başka bir yerde duyuldu. Cumartesi günü Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Yerevan’a giderek bir yüzyıllık Türk-Ermeni ilişkilerindeki buzları kırdı. Moskova bu erimeyi destekliyor. Yerevan, Ankara’yla ilişkileri normalleşmesi ve neredeyse bir yüzyıl sonra Ermeni-Türk sınırının açılması için Rus-Türk bölgesel uyumundan fayda sağlamayı umuyor. Ermenistan Cumhurbaşkanı Serge Sarkisyan’ın 14 Kasım’da Türkiye’yi ziyaret etmesi bekleniyor. İsviçre’de aylardır sessizce süren normalin dışındaki yollarla görüşmeler resmi düzeye çıkarılıyor. Güçlükler hala var, özellikle girift Karabağ sorunuyla ilgili olanlar. Ayrıca Washington alarma geçebilir ve ABD’deki Ermeni diasporasının iplerini çekebilir ya da tam tersi.
Hiç olmazsa Gül Bakü’yü Çarşamba günü Azerileri bilgilendirmek için ziyaret etti. Aynı bağlamda Rusya Başkanı Dimitri Medyevev ve Azerbaycanlı meslektaşı İlham Aliyev’le yaptığı bir telefon görüşmesinin ardından Azeri Dışişleri Bakanı Elmar Mamedyarov ,Moskova’ya geçen hafta gitti. Medyevev Aliyev’i Moskova’ya davet etti. Ermeni Cumhurbaşkanı Sarkisyan yakın zaman önce Moskova’daydı.
Rus gazetesi Kommersant Kremlin’den bir kaynağa dayanarak Moskova’nın Ermeni-Azeri zirvesi ayarlayabileceğini bildirdi. Eğer böyleyse Rusya ve Türkiye birlikte çalışarak Avrupa ve ABD’yi bypass edebilecekler. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Organizasyonu’nun Minsk grubu Karabağ barış sürecinin bu zamana kadar şoför koltuğundaydı. (İlginç olarak Rusya Minsk grubunun üyesi olmasına rağmen Türkiye dışarıdaydı.)
Bakü Cheney’e burun kıvırdı
Kommersant’tan alıntılarsak “Moskova ve Ankara, Kafkasya’daki konumlarını sağlamlaştırdılar yani Washington’un oradaki etkisini zayıflattılar.” İşaretler ortada. Geçen hafta Çarşamba günü Cheney Rusya’yı bölgede izole etme amacıyla geldiği Bakü’de birkaç kaba sürprizle karşılaştı.
Azeriler havaalanında Cheney’e düşük seviye bir protokol uygulayarak ABD liderlerine geleneksel misafirliklerini göstermediler. Bu Cheney’in Halliburtan günlerine uzanan Azeri liderle olduğunu sandığı kişisel kimyasının tersi bir durumdu. (Aliyev, o zamanlar devlet petrol firması SOCRAM’ın başıydı.)
Cheney, tüm gününü Bakü’deki ABD elçiliğinde Azerbaycan’da çalışan çeşitli Amerikan petrol firmalarının temsilcileriyle görüşerek geçirdi. En sonunda Aliyev onu akşam geç vakitlerde kabul ettiğinde Cheney, Azerbaycan’ın Rusya’ya karşı birleşmek için bir modda olmadığı yenilgisini keşfedecekti.
Cheney, Rusya’nın “rövanşizm”ine karşı bölgedeki ABD müttefiklerine George W. Bush yönetiminin resmi taahhütlerini iletti. Hâlihazırdaki durumda Washington’un Nabucco boru hattı projesini hayata geçirerek ne pahasına olursa olsun Rusya’yı cezalandırma kararlığını aktardı. Ancak Aliyev açıkça Moskova’yla bir tartışmanın içine girmek istemediğini belirtti. Cheney açıkça sinirlendi ve rahatsızlığını onuruna verilen Azeri devlet yemeğine katılmayarak gösterdi. Cheney’le görüşmesinin kısa bir süre ardından Aliyev Medyevev’le telefonla görüştü.
Azeri duruşu, ABD medyasının propagandasına rağmen, Rusya’nın Kafkaslardaki değişmez varlığının prestijini ve Sovyetler sonrası alanda varlığını geliştirdiğini gösterdi. 5 Eylül’de CSTO’nun Moskova toplantısında Gürcistan’la ilgili çatışmadaki Rus duruşu resmen onaylandı. Rus Başbakanı Vladimir Putin, Rus-Özbek bölgesel güvenlik anlayışını geliştirmek amacıyla Taşkent’e oldukça önemli bir ziyaret gerçekleştirdi. Rusya ve Özbekistan, Sovyet dönemi gaz boru sisteminin genişletilmesi gibi enerji alanında işbirliği bağlarını sıkılaştırdı.
Kafkas olayında Rusya’yı açıkça destekleyen Kazakistan, Gazprom’la ortaklaşa Avrupa’da satın almalar için petrol firmaları üzerinde kafa yoruyor. İşaretler Tacikistan’ın stratejik bombardıman uçaklarına üs sağlamak gibi Rusya’nın ülkedeki askeri varlığını genişletmeye ikna olduğunu gösteriyor. Gerçekten de güvenlik üzerine Avrupa (NATO sonrası) anlaşması geliştirmekle ilgili önerilerinin CSTO’da kabul görmesi bu bağlamda Moskova’nın önemli bir diplomatik kazanımıdır.
Elle tutulur olaylara bakılırsa, Azerbaycan’ın Kafkas gerilimine tepkisi ve Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattını geçici olarak kapatarak Sovyet-dönemi Bakü-Novarossiyk boru hattı üzerinden Avrupa’ya petrolünü ihraç etmesi Moskova’ya en büyük tatmini sağlamıştır. Bakü’nün ABD sponsorluğundaki Rusya’yı bypass eden boru hattını, Rusya’nın kalbinden geçen Sovyet-dönemi boru hattına bir gecede çevirme ironisini Cheney kaçırmış olamaz.
Washington için daha da endişe verici olansa Aliyev’in masasında olan Azerbaycan’ın tüm ürettiği gazı dünya pazarlarının fiyatlarından almak isteyen ve Batılı petrol firmaların yaklaşamayacağı Rus teklifidir. Bu, sahne arkasındaki yeni bölgesel ayarlamalara karşı Bakü’nün ciddiyetle düşündüğü bir tekliftir.
Cheney’in Bakü’ye ziyaretinin tam anlamıyla başarısızlığı, Washington’a kaba bir uyandırma oldu, Moskova Karadeniz’de savaş gemisi diplomasisiyle Bush yönetimini körleştirdi. New York Times’ın Salı günkü merhametsiz değer biçişiyle, “Bush yönetimi hatırı sayılır iç tartışmanın ardından Rusya’ya doğrudan cezalandırıcı bir hamle yapmama kararı vermiştir… Eğer tek başına hareket ederse çok az gücü olduğuna ve Avrupa liderliğinde uluslararası eleştiri korosu baskısı yapmanın daha iyi olduğu sonucuna vararak”.
ABD Savunma Bakanı Robert Gates bir gazeteye Washington’un uzun-soluklu bir strateji tercih ettiğini “ve olumsuz sonuçları olacak şekilde tepkisel yolu” istemediklerini söyledi. Dikkatlice “eğer çok acele edersek, izole edilen biz olabilir” diye ekledi. Cheney’in kendisi de daha önce Rusya’yı sertçe cezalandırılmasıyla ilgili ifadelerinin tonunu azalttı. Şimdilerde Rusya’ya ilişkilerin geliştirilmesiyle ilgili kapının açık tutulması gerektiğine inanıyor ve ABD ile ilişkilerin Moskova’nın liderlerinin seçeceği bir tercih olduğuna dair gelecek hesaplamaları yapıyor.
Ancak Türkiye seçimini yapmış görünüyor. Kafkasya İstikrar Paketi’nin ortaya çıkaran Erdoğan’ın el çabukluğu Türkiye’nin bir süredir buna hazır olduğunu gösteriyor. Coğrafyanın ve tarihin faktörlerini değişmez şekilde jeopolitik avantaja dönüştürmek göründüğü kadar kolay değil. Bunun yanında yanıltıcı adının da işaret ettiği gibi Karadeniz gerçekte oyuncu yunuslarla dolu yanardöner bir maviliktir. Ancak korsanlar ve denizciler fırtına bulutlarıyla gökler alçaldığındaki koyu renginden büyülenmişlerdir.
*Büyükelçi M K Bhadrakumar, Hindistan Dışişlerinden eski bir diplomat. Sovyetler Birliği, Kuzey Kore, Sri Lanka, Almanya, Afganistan, Pakistan, Özbekistan, Kuveyt ve Türkiye’de görev yaptı.
| Alış | Satış | |
| Euro | 2.1236 | 2.1338 |
| Dolar | 1.6956 | 1.7038 |
| Sterlin | 2.5188 | 2.5320 |



















