Avrupa Parlamentosu'nda yaptığı konuşma, Ali Babacan'ın şeriatı hedeflediğini kanıtlıyormuş! Yargı adamı böyle söylüyor, koca gazetelerin başındakiler böyle söylüyor, CHP böyle söylüyor, Demirel bile böyle söylüyor! Akla, insafa ve namusa hakaret bu!
Tetikçiye her yol işlek, her binek meşru! Hem Önder Sav'la ilgili dinlenme iddiasının palavra çıkmasından doğan özür borcunu unut ve unuttur, hem de Erdoğan'ı tasfiye kazanına kepçe ile fitne taşı! Dünkü yazımda Babacan'ın Avrupa Parlamentosu'nda söylediği sözü eleştirdiğime bile neredeyse pişman oldum!
Baktığım pencere çok farklı olmasına rağmen böylesine önyargılı, tetikçi, fırsat düşkünü, istismarcı, saptırıcı, çarpıtıcı doğan ve şahinlerin topluca saldırdığı kişiyi -üstelik hiç takdir ve tasvip etmediğim halde- savunmak zorundayım! Ötekilerini geçelim de; sanki Babacan dünyanın ve özellikle de Türkiye'nin sonunu getirmiş gibi, Demirel'in -daha kargalar terse konmadan- telefona sarılıp Özkök'e söylediklerine takılalım:
Bu ülkede 80 bin cami var... (Zekâ küpü, ne yakalamış ama!) Camileri 5 vakit açık. (Anladık; Müslümanlara lütfetmişler de, kendileri ne acaba?) Günde 5 kere ezan okunuyor. (İşgal yıllarında da okunmamış mıydı?) 85 bin imamın maaşını devlet ödüyor. (Babacan bu maaşları Rabıta'nın verdiğini mi söylemiş?) İnsanları hacca gidiyor, televizyonlarında mevlit okunuyor. (Vay canına sayın seyirciler!) Geriye bir tek şeriat kalıyor. (Yalancıyı şeytan çarpsın!) Zaten biz de ona itiraz ediyoruz, ona karşı çıkıyoruz. (İyi nöbetler!) Demek ki neymiş; geriye bir tek şeriat kalıyormuş! Babacan'ın söylediği sözden çıkabilecek sonuç, başörtülü öğrencilerin üniversiteye gidememeleridir! Hadi biraz daha zorlayalım, irticasavar doğanlık ve şahinlik yaparak diyelim ki Babacan devlet kurumlarında başörtülü hanımların çalışamamasını da kast etmiş olabilir.
Tamam, 'Sizde Hıristiyan azınlıkların sorunları var' diye eleştiri getirenlerle tartışırken devlet adamı, dün işaret ettiğim gibi, sinik ve aciz bir üslupla aşağıdan alarak 'Müslüman çoğunluğun da sorunları var' derse 'Milli haysiyet terbiyesi' bakımından nasipsizliğini belgeler!
Ancak bu nasipsizlik sadece toy siyasetçilere özgü değil, Demirel dâhil, Atatürk sonrasının cümle erkânında gördüğümüz 'hazmedilmiş manda zihniyeti' ile defalarca sergilenmiş bir eksikliktir! Açık olalım; bu sözlerden yola çıkıp 'Türkiye'de bir tek şeriat eksik, onu kast ediyor' diye Babacan'ı linç etmeye kalkışmak, Erdoğan'ı tasfiye tasarısına hizmetin gereğidir.
Asla Dışişleri Bakanı olabilecek niteliklere sahip görmediğim Babacan, vaktiyle kendisini cilâlayanların hışmına uğruyorsa bunda illa ki bir tetikçilik vardır! Esasen ateş edenler de çok iyi bilirler ki Babacan zinhar şeriat istiyor değildir! (Eğer Babacan şeriatçı ise, ben de İngiliz Kraliçesi'nin havarisiyim!) Olur, böyle vakalar; tetikçi bazen kendisiyle aynı stratejik ve ekonomik kıbleye dönenlere kurşun sıkmak zorunda kalabilir! Bir kere tetikçilik etmişseniz sürekli emir alırsınız, soru soramaz, 'Bu kişi, bize yakın biriydi, vaktiyle onu çok övmüştük' diyemezsiniz.
BUGÜN