Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ö. F. Gergerlioğlu
İnsan hakları ve karşılaştığı zorluklar
Salı, 19 Ağustos 2008 08:49

İnsan    hakları savunucularının    karşı karşıya  kaldığı  birçok  yanlış  anlayış  ne  yazık ki  halen  mevcuttur ve yer yer  ısrarla  savunulabilmektedir. Bir  ülkede  çeşitli  insan  hakları  sorunları  olabilir. Bu  sorunlar  çoğunlukla maalesef  kişilere, yere, zamana  göre    farklı  yorumlananabiliyor. 

Örneğin  bir  ülkenin yöneticilerinin  düşüncelerine  aykırı  bir  topluluğun  hakları  çoğunlukla  gasıplar  tarafından  görmezden gelinmeye  çalışılır. En  başta gelen  bahanelerden  birisi  “Bu  kadar  önemli   konular  varken  bu  konu  niye  gündeme  getiriliyor?” sorusudur. Oysa  insan hakları  doğuştan  kazanılan  haklardır. O  insan  için  en önemli  olandır. Başka  haksızlıkların  olması  bir hakkın  çiğnenmesinin  görmezlikten  gelinmesine  yol  açmamalıdır. “Büyük  hırsızlıkları  görelim ve cezalandıralım da   küçük  hırsızlıkları  görmezlikten  gelelim”  demenin  bir  başka  şeklidir  bu  düşünce  şekli. 

“Önce  hakim  sistemin  veya  ideolojimin    menfaatleri  gelir”  denir  bazen. “Kol  kırılır  yen  içinde  kalır” denilir. Devlet'in  veya  ideolojinin    menfaatleri  her  şeyin üstündedir  bu  anlayışa  göre. “Zaten devletin, ideolojinin   kuvvetlenmesi  ile  tüm  haksızlıklar  yok  edilecektir. Ne  olursa  olsun  devlet, ideoloji    yıpranmamalıdır”. Devlet veya  ideoloji bir tabu halini almıştır artık. Her   türlü  haksızlığın  kapısı  aralanabilir  artık bu tarzla. Bariz  haksızlıklar  bir  takım mazeretlerle  gözlerden  uzak  tutulmaya  çalışşılır. Oysa  bir  devlet  tüm  vatandaşlarının  hakkını  korumakla  mükellefdir. İdeoloji  kendi  kendisini  eleştirmekle  statikliğini  atar, dinamizme  kavuşur. Tabi  olan  tüm  vatandaşların  diline,  dinine,   mezhebine, siyasi  görüşüne  bakılmaksızın  insanın  korunması,  kollanması  ve  yüceltilmesi  ile  ancak  devlet  kuvvetlenir. İdeolojinin  ayakta tutulması  ise  diktatörlükle değil, insani tüm  özelliklerle  olan  paralelliğine  göredir. 

Bazen de  insan  haklarını  araçsallaştıranların  karşısında  zihnimizin  rotası  doğru  koordinatları  şaşırır,  kaybeder. Şu  anda  genellikle  uluslararası  arenada  büyük  devletler  insan hakları  kavramını  işlerine  geldiği  zaman  sahiplenir  işlerine  geldiği  zaman  terk eder. Örneğin  ABD  birçok  ülkede  yıllardır  büyük  insan hakları  ihlallerine  yol  açtığı halde  rakip  olduğu  ülkelerde  insan  hakları  ihlali olduğunun  yaygarasını  yapar. “Ülkenizde  insan  hakları  ihlali  olduğu  için  size  ambargo  uyguluyorum”  der. Daha  fenası  “size  insan hakları  getiriyorum”  diyerek  ülkeleri  işgal  eder.İnsan  hakları  gerekçesi  ile  yaptığı  işgalden sonra milyonlarca  kişinin  zalimce  katledilmesini  ise  “barbarlar  ancak  bundan  anlıyordu,  yeni  dünya  düzenlerinde  bu  çıkıntılıkları  yapana  yer   yok  artık” diyerek  açıklamaya  çalışır.Apaçık  olan  bu  iki  yüzlülüğü  gören  birçok insan  sahtekardan  dolayı,  insan  haklarına, güzel  kavrama  alerji  duymaya  başlarlar.Oysa  her  şeyin  doğru  ve  yanlış kullanımı  olabilir.Kötü  niyetli  ve  sahtekar  bir  insanın  tıp  ilmini  istismar  etmesi  ve  insanları  sömürmesi,  nasıl ki  tıp  ilminden  soğumamıza  yol  açmamalıysa,  insan hakları  kavramının da  istismar  edilmesi  ondan  uzaklaşmamıza  yol  açmamalıdır.Bir sahtekarın  dini  istismar  ederek  çeşitli filler  yapması karşısında    hakiki din ve  dindarların  farklı  olduğunun  teslim  edilmesi  hakeza  aynı  örnektir. 

Bir  başka  örnekte sayısal  çoğunluğa  bakarak  karar vermedir. Örneğin  Türkiye'deki Yezidilerin  çiğnenen hakları  gündeme  getirildiğinde  bazı kişiler “Onlar toplam nüfusa  göre  kaç  kişilerdir ki ne  önemi  var  onların” diyebilmektedirler. Oysa  hak  etnik  veya  dini  kimliğin  sayısına  göre  şekillenmemelidir. 

Bazen de  sayısal  değerlere  göre hak  aranır. Büyük  haklarımız  gasp  edildiğinde  peşine  düşeriz de  apaçık  bir  haksızlıkla  gasp  edilen küçük  haklarımıza  karşı  duyarsız  kalırız. Yıllarca  fiziki  ve  mali çilelere  katlanarak  kendisine  karşı  yapılan küçük  bir  haksızlıkla  mücadele  edenleri  küçümseyebiliriz. Oysa  bilinmelidir ki  haksızlığa  karşı çıkmak  ilkönce  insanlık  onurunu ilgilendiren  bir  durumdur. İnsan  hakları  kavramı  en  başta  insan  onurunu  yükseltme  çabasıdır aslında. İnsanın,  toplumunun   kınamasına,  nefsinin menfaatlerine    rağmen  hakkı, adaletli  bir  metodla   ortaya  çıkarma  çabasıdır. En  önemli  insan  hakları  mücadelecisi  kendisine  dokunmasa da  haksız  fiilin  karşısında  durandır.Ama  ülkemizde  ve  bir  çok  yerde  mağdurların  haksızlığa  uğradığı  apaçık  ortada  iken  bazı  kişiler  kendilerini  kör  ve  sağır  ilan  edebilmektedirler. Dini  inancı  nedeniyle çok kuvvetli  bir  istekle  başını  örtme  isteğine mukabil,  uygulanan  yasakla  tümüyle hayattan dışlanan  bir  genç kızın durumu  karşısında,  bazı kesimler  tümüyle  hissiz  kalabilmektedir.Hatta bunun  bir  hak  olmadığını    ispat  için  gözleri  yaşartan  bir gayretkeşlik  sergileyebilmektedirler.Yasağı meşru  göstermek  için  yasaklanan  şeyin  adı  dahi  değiştirilebilmektedir.Örneğin  başörtüsünün  adı  türban  yapılabilmektedir.Yıllarca jakobenler    tarafından   Kürtlerin  aslında  Türk  olduğunun  ispat  çabası  buna  bir  başka  örnektir. Adı  “Ahmet”  olan  birisi  kendisinin  “Hasan”  diye  çağrılmasını  niçin  istemez diye bir  kere  dahi  sorulmaz  artık. Bunun  tersden  örneği  ise  misyoner  hristiyanlara  karşı  gösterilir. “Ama  onların  siyasi  düşünceleri  var, gizli  emelleri  var” denilerek onların  dinini anlatma  özgürlüğü  engellenmeye  çalışılır. Ardından  hiç  bir  hakkaniyete  uymayan  saldırılar,  dolduruşa  getirilmiş kişilere   işlettirilir. Çifte  standartsız bir  insan  hakları  hareketi  siyasi  ve  dini  açıdan  tam  tersi  olan  bir  düşüncenin de özgürce  ifade  edilmesinin  yanında  olur.  

Bazen de  “bana haksızlık  yapılıyor,  başkasına da  yapılsın” hastalığı  tezahür  eder. Başkasına, muhalifine    yapılan  haksızlığa  göz  yumulur. İnsan hakları  savunucularına    düşer  yine    iş. “Bana da  başkasına  da  haksızlık  yapılmasın  demek çok  zor mudur?”  diye  sorarlar  kafasını  kuma  gömmeye  çalışanlara. Bazen de  başkasının  yaptığı  haksızlık  sık  sık gösterilir  ve  bilinçaltından  “bizim  yaptığımız  haksızlığı mazur görün”  denir. Dedelerimizin  işlediği  bir  cinayet  veya katliam  gündeme  getirilse savunma  refleksler, girer  devreye  ve  “ama  onlar da, başkaları da    yapmıştı”  denir  . 

İnsan hakları  alanı  adaletten sapmama  zorunluluğu  olduğu için  kolay  bir  alan  değildir. Düşmanına  zulmeden  kardeşini  elinden gelen  her  türlü  şekilde  adaletle  engelleme  ne  kadar  gerekliyse,  insan  hakları  kavramına  sahip çıkmak ta o  kadar  gereklidir.

 

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Piyasalar
  Alış Satış
Euro 2.0052 2.0149
Dolar 1.5858 1.5934
Sterlin 2.3896 2.4021
RÖPORTAJ
Anket
Kurbanınızı kendiniz mi keseceksiniz yoksa vekaleten mi kestireceksiniz?












Foto Galeri
Videolar