Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ö. F. Gergerlioğlu
Etnik ayrımcılık iç savaş çıkarır
Salı, 07 Ekim 2008 11:53
Yıllardır söylediğimiz iddialar maalesef hep gerçek oluyor. Güneydoğu'da devam eden savaşın sivil yansımaları her geçen gün daha net bir şekilde ortaya çıkıyor. Balıkesir Ayvalık Altınova'da geçtiğimiz günler bazı olaylar yaşandı. Genç delikanlıların tamamen bir asayiş sorununa bağlı olarak yaptıkları bir kavga ve ardından işlenen 2 cinayet farklı bir yere çekilmeye çalışıldı. Cinayet sonrası toplanan öfkeli kalabalık 40 yıldır beldede yerleşik eski ikameti olan kürt vatandaşlara yönelik linç girişiminde bulundu. Evler taşlandı. İşyerleri taşlandı ve yağmalandı. Bir anda Türkiye gündeminin zirvesine oturdu bu belde'de yaşananlar. Olayın çok önemli toplumsal kamplaşmalara yol açabilecek bir insan hakları sorununun aktif bir şekilde ortaya çıkmış yansıması olarak ortaya çıkması üzerine bir heyet oluşturarak Balıkesir İzmir sınırı yakınlarındaki beldeye gittik. Bu bölgeye giderek olanları yakından gözlemlemek gerekiyordu. Zira son derce vahim bir gelişme ile karşı karşıyaydık. Büyürse ülkede bir iç savaş çıkaracak ve sorunlarının çözümünün tamamen önüne geçebilecek bir durumla karşı karşıya kalabilirdik. Belde'ye MAZLUMDER adına bir insan hakları heyeti olarak gittik. Amacımız olayın gerçek mahiyetini öğrenmek ve sorunu yerinde tespitti. Belde, girişinde jandarmanın nöbet tuttuğu ve halen gerginliğin bitmediği bir yer olarak karşımıza çıktı. Belde sokaklarında polisler 40-50 kişilik gruplar halinde devriye geziyordu. Belde meydanında camları kırılmış içerisi tarümar edilmiş işyerleri ve nöbet tutan jandarmalar ve bir polis panzeri vardı. Ortam son derece gergindi. Dükkanı yağmalanan kişi ile dükkanının önünde karşılaşınca linç girişiminden çekindiği için hemen başka yere geçmemiz gerektiğini söyledi ve evinde anlattıklarını dinledik. Basit adli bir olayın etnik lince dökülmek istendiğini ve bunu hiç beklemediklerini anlatıyordu. Cinayet sonrası oluşan toplumsal linç dalgası sonucu iş verdiği esnafın, arka bloktaki komşusunun dahi işyerlerini taşladığını büyük bir üzüntü ile anlatıyordu. Söyleşi yaptığımız anda farklı mahallelerden yürüyüşe geçen bir topluluğun, şahsın evine doğru geldiği bilgisi içeren bir telefon alıyor ve durumun vahametini daha iyi yaşıyorduk. Dışarı ekmek almaya bile çıkamadıklarını ifade eden ve can korkusu içinde olan büyük bir topluluk vardı belde'de. Objektif bir tahlil yapmak için ardından hakkında itham olanlar da dahil tüm toplum kesimleri, farklı tüm parti temsilcileri ile görüşmeye çalıştık. Kimisi hiç konuşma yapmayacağını belirtiyordu. Kimisi de konuşmayacağını belirtmesine rağmen duygu ve düşüncelerini ifade etmekten kendini alamıyordu. Güneydoğu'da devam eden savaşın, gelen asker cenazelerinin toplumda nasıl bir gerginlik oluşturduğunu ve farklı etnik kökenden gelmenin ve kültürel yaşam farklılığının nasıl bir ayrımcılık faktörü olduğunu yakından gözlemleme şansı bulduk. Yerel halkın yıllardır içinde biriktirdiği ayrımcılık yönelişi içeren ruh hali, öfke oluşturan bir cinayetle ete kemiğe bürünmüş ve kitle psikolojisinin galeyan haliyle beldede uzun süredir yaşayan kürt vatandaşların üzerine boca edilmişti. Yerel halkın hepsinde olmayan linç psikolojisi az bir grubun linç psikolojisine önderlik etmesi ile galeyan hali oluşturmuştu. Görüştüğümüz yerel halktan bir çok kişi yapılan linç girişiminin yanlış olduğunu söylüyor ama galeyan halinin olayları akıl almaz bir boyuta taşıdığını ifade ediyordu. Galeyana gelmiş kitle psikolojisini yumuşak tedbirlerle ancak durdurmayı düşünen güvenlik kuvvetlerinin olaylara geç hakim olduklarını ve halen müessif olayların devam ettiğini gördük. Galeyan halinin doğru bir şey olduğunu güvenlik görevlileri de bilinçaltında düşünüyor ve bölgenin en büyük mülki amiri Vali'nin “bazı taşkınlıkları hoş gördük” şeklinde beyanları varsa mağdurların kendilerini emniyette hissetmeleri pek mümkün değildir. Hukuk devleti ayrım gözetmeksizin hangi kesimden ve hangi görüşten olursa olsun tüm vatandaşlara karşı eşit mesafede durmayı gerektirmektedir. Halen dolaşan şehir efsanelerine, asılsız söylentilere karşı toplumu birbirine karşı koruyacak olan devlet'in adil duruşudur. Yüzyıllardır kardeşçe yaşayan farklı ırkların ülke'de devam eden bir sorun ve bunun yıllardır tüm toplumu kasıp kavuran bir çatışmaya dönmesi durumunda nasıl bir iç savaş ortamına sürüklendiklerini artık daha yakından hissediyoruz. Tehlike büyüktür. Devam eden çatışmaların, gelen asker cenazelerinin toplumsal tansiyonu yükselttiği ve vahim iç çatışmalara yol açabileceği ortadadır. Sorun bir an önce adil bir şekilde çözülmelidir. Bu ülke'de Türk'üyle kürd'üyle tüm vatandaşlar eşit ve onurlu vatandaşlar olduğunu hissetmelidir. Kültürel hakların tanınmasını, bölünmenin kapısını açma olarak algılamak çözümsüzlüğün devam etmesi sonucundan başka bir şey getirmeyecektir.Turgut Özal'ın Kürtçe müzik serbestisi getirdiği yıllarda bölünürüz paranoyasını gündeme getirenler daha sonra bu temel insan hakkınının teslim edilmesinin bir zararının olmadığını gördüler. Bu ülke'de batı'da yaşayan milyonlarca Kürt vardır. Bu kişilerin batıdan kovalanmaya çalışılması hiç bir şeyi çözmez, aksine arttırır. Yıllardır yerleştiği topraklardan ölümü pahasına ayrılmak istemeyen kürt vatandaşlar topluluğu varsa, zaten bölünmenin anlamsızlığı ve imkansızlığı apaçık bir şekilde ortadadır.Yapılması gereken dışlanmışlığı engellemek ve teröre kişilerin zihninde prim vermeyecek politikalar üretmektir. Eğer bu sağlanmazsa oluşan linç psikolojisi, işinde gücünde olan batıdaki kürt vatandaşları toplum dışına ve çözümsüzlüğe itmekten başka bir sonucu sağlamayacaktır. Asker cenazelerinin arttığı bugünlerde oluşan ve kin ve nefret duygularının yanlış kanalize olması sonucu ne büyük bir vebal ile karşı karşıya olduğumuzun bilincinde miyiz? Tüm kürt vatandaşları PKK'lı ilan eden bir linç mantığının bölücülüğe nasıl yol açacağını hala anlamıyor muyuz? Sorunların insani çözümünden başka bir çaremiz olmadığının hala farkında değil miyiz? Oluşan tehdidin sınırlı olmadığını Adana'da benzer bir olayın 2 gün önce bir daha yaşandığını görmüyor muyuz?.Birçok bölgenin patlamaya hazır bir bomba olduğunun bilincinde değil miyiz? Etnik ayrımcılığın kürt sorununa yol açtığını bunun onyıllardır halledilmemesinin düşük yoğunluklu bir savaşın halen devam etmesine yol açtığını, görmüyor muyuz.? Geç kalınmadan sorunun çözümünün hala var olduğunu, önemli olanın ayrımcı kafa yapısından kurtulmak olduğunu anlamıyor muyuz?. Devam eden asker cenazelerinin potansiyel bir etnik çatışma riskini taşıdığını biliyorsak çok dikkatli olmak zorundayız. Duygusallığa bürünen insanlara linç önderlerinin yöneticilik etmesinin sonradan büyük pişmanlık verecek ve fakat artık geri dönüşümsüz bir kaosa yol açabileceğinin farkında mıyız? Ülke'yi saracak bir iç savaş ortamının fevri davranışlar üreten tüm tarafları ne kadar pişman edeceğinin farkında mıyız? Velhasıl Türkiye'nin tüm insan hakları sorunlarında olduğu gibi “dediğim dediktir, yaptığım doğrudur” genel elitist yönetim zihniyetinin bu konuda da insan hayatını hiçe sayan bir ruh halini koruduğunu hala anlamayacak mıyız? Bölünmek, parçalanmak gibi bir seçeneğimiz olamaz. Ama Tek bir seçeneğimizin olduğu kesin. Yaşam hakkı alanında güvenlik görevlilerinin üst düzeyde insan hakları standartlarının gereğini yerine getirdiği, din ve vicdan özgürlüğünün tüm inanç kesimleri için devlet tarafından tanındığı, her etnik kimliğin farklılığını hiçbir baskı hissetmeden yaşadığı bir toplum. İşte özlediğimiz toplum düzeni budur. Dayatmacılığın, inkarın, tektipleştirmenin devam etmesi ise sorunların devam etmesi ve büyümesinden başka hiçbir sonuca yol açmayacaktır. Bu mantık ancak şiddet olaylarının, farklı ırktan olan insanlara karşı şiddet ve dışlama oluşturarak yok edilebileceğini düşünen ilkel bir zihniyete prim verecektir. Arkadaşını öldürtüp cenazesinde gözyaşı döken Ergenekoncuların bulunduğu bir toplumda bu anlayıştaki kişilerin kullanılmayacağını söylemek te mümkün değildir artık.www.omerfarukgergerlioglu.blogcu.com
Er Ramazan’ı Kurtarmak!
tarık sezai karatepe
Er Ramazan’ı Kurtarmak!22 Mayıs 2008 Perşembe 09:55 İpsala"nın dere köyünde, çığlık çığlığa dünyaya gelen gül kokulu yavruya, Silistre gazisi dedesinin adını vermişler. Gürbüz çocuk, kırlarda koşuyor, yorulunca da terli bedenini Meriç"in serin sularına bırakıyormuş. Bir vakit sonra, tarlada çalışmaktan eli nasır bağlamış; yedisine basınca siyah önlüğünü giymiş, kolalı yakalığı, ütülü mendili; kendinden ağır sırt çantasıyla okulun yolunu tutmuştu. Sıradışı davranıyor; soruyor, soruyor… Öğretmeni, yasaksavar cevaplar veriyor; lakin, kuşkularını artırmaktan, içindeki yangını körüklemekten öteye gitmiyormuş. “Tarladan kabzımala verdiğimiz, pazarda üç katına çıkıyor; köyümüzün asfaltı yine gecikti, neden?” Öğretmeni, soluğu Ramazan"ın evinde almış: “Bu çocuk başıma iş çıkaracak? Dayak yasak olmasa ben bilirim yapacağımı, neyse…!” Anası, okula her yollayışında, tatlı sert uyarıyor; lakin, nasihat kar etmiyormuş. Beşi bir olup, bir çocuğu kıstıranlar, onu görünce tüyüyor; yakaladığının pestilini çıkarıyormuş. Amansız gücüyle, kimsesizlerin kimi, çaresizlerin çaresiymiş. Akşam ajansı başlamayagörsün, kimseye rahat vermiyor; zincirleme sorular, yorgun argın eve düşen babayı canından bezdiriyormuş: “Sakarya depreminde, Acil"in bayan doktoruna, "Bu halinle hastaneye giremezsin!” demişler… Dovcons endeksi, ülkeleri Büyük Beyaz Reis"e mahkum etmiş; neden? Okulda öğrendiği resmi tarihmiş, bir de gayriresmisi varmış. Niçin "giden gelmiyor"muş, "acep ne iş"miş? Meriç"in, Ardahan"ın ötesine ne olmuş; Batum, Kremlin"e; On İki Adalar, Helen"e; Bağdat, Britanya"ya; "çevresi mübarek kılınmış şehir", "peygamberlerini şehit eden kavme"… nasıl peşkeş çekilmiş? En çok Abdülhamit seviliyormuş, oralarda; bir daha da gelmemiş öylesi. O, rayları Pay-i taht"tan Şam"a, oradan Kudüs"e, son durak Mekke"ye uzatırken nasıl da, asırlar ötesini gören bir vizyona sahipmiş? Sahi, Otuz Bir Mart, Perapalas"ta zil zurna demlenen pırpırlıların marifeti miymiş? Kızıl Sultan(!) orada mı mimlenmiş? İsrail"i ilk, Cezayir"i en son tanıyan hariciye, kimin hesabına çalışıyormuş; Nahcivan kan ağlarken niye susma hakkını kullanmış? Milyonlarcası Firdevs"e uğurlanan Uygurlunun cellatlarına "devlet üstün hizmet ödülü" vermek hangi değerle örtüşürmüş? Kafkasya"da, sadece kendileri için değil, Anadolu için de vuruşan Şamil"in torunları, görüldükleri yerde gizli servise peşkeş çekilip, apar topar Sibirya"ya yollanacakmış; bu kararda da, anlı şanlı Turancıların parmağı varmış, neden? Dedesinin kırk yıldır elinden bırakmadığı eski(meyen) yazıya ne olmuş; muhtar, ilçeye indiğinde bir yerlere uğrarmış da ser verip sır vermezmiş. Bir seferinde kaymakam, ahaliyi köy meydanına toplayıp, “Reyinizi bu adama verdiniz verdiniz; yoksa!” On beşinde, babası elinden tutup, liseye yazdırmış. İlçeye ikinci gelişiymiş; ilkinde, ateşler içinde cayır cayır yanaken, ille de “Senet yaptır; yoksa bakmayız; ya da dilersen Sosyal Yardım"dan kağıt getir!” diyerek; kocaman adamı, manifaturacıdan, yalvar yakar beş yüz lira dilenmeye mahkum etmişler; bu da Ramazan"ın içine oturmuştu. Köylüleriyle bir evde kalıyor; ilk günlerde canına tak diyen hasretlik, zamanla yerini rutin duygulara bırakıyormuş; eline ne geçerse okuyor, takvim yapraklarını su gibi içiyormuş. “Bu kavga niye; yaratılışta eş, secdede kardeş yüzlerin toprağına fitne tohumunu kim ekti; hangi etik değer(!), seçmediği meziyetten dolayı ötekini köleleştirebilir? Renklerin ve dillerin üstünlüğü, şirk değil de nedir? Benim istediğim kadar hürsün; biz üstünüz, siz teba; Çanakkale"de bizimle savaşmışsın, doğru; hatta, Malazgirt"te de ordunun yarısı senin; Hamidiye alayları da… hepsini al, senin olsun; biz artık, yepyeni bir ulusuz! Taşnak, Posof"tan Midyat"a yakıp yıkar… taş üstünde taş, kelle üstünde baş komazken, mertçe canını siper eden de sendin; ama şartlar değişti, kusura kalma; biz yolumuza böyle devam edeceğiz; işine gelirse…!” aymazlığı hangi izmin çöplüğünden çıkmış?” Ramazan, okulunun gözdesiymiş; akranları, nerde bir eğlence koşup dururken; o, gözleri kan çanağına dönmüş halde, elindeki “Yalan Söyleyen Tarih Utansın!”la uyuyakalırmış. “Uluslarası İlişkiler okuyacağım; Telaviv"in ipliğini pazara çıkaracağım!” diye ahdetmiş. Çözüm, özgüven, cesaret, ilim, ahlak… onda toplanmış; "Bütün kitapların bir tek Kitap"ı anlamak için yazıldığı" engin bir limana demir atmış. Acı haber tez zamanda yayılmış, Üsküp Şairi"nin: “Hiç bitmeyecek bir zevk verirken beste / Bir tel kopar, ahenk ebediyyen kesilir!” dizeleri sanki onun için yazılmıştı. Artık, evin direğiydi Ramazan. Babasının yokluğunu hissettirmeyecek, çalışıp sabır yumağı anasına, iki de karındaşına bakacaktı. “Olsun, ben de ilçeye reis olurum; bu da bir şeref; hem sonra, "halka hizmet, Hakk"a hizmet" olduktan sonra!” diye kendini avutuyordu. Nice sonra nişanladılar onu. Hayatın yükünü, iyiden iyiye omuzlarında hissediyor, birkaç yıl sonrasının hesabını yapıyordu. Teskere dönüşü İpsala"da gazete çıkaracak, nerde bir hak ihlali varsa tepesine binecek, “Haksız, haklıya, hakkını verene kadar benim yanımda zayıf; haklı, haksızdan hakkını alana dek benim yanımda güçlü!” Ömer buyruğunu burçlara dikecek, zor gün dostu olacaktı. Gün oldu; eline kına yakıldı. Bir daha da haber alınamadı.
Salı, 14 Ekim 2008 14:11
Anlayış da değişti mi?
siganfu-tim
"HAK"tan ayrılmamaya gayret ediyorum.Zaman zaman "HAK"ka arka çıkmak için de çok gönül incitiyorum.Bunun azap ve üzüntüsünü de emin olun yaşıyorum.Ama İDDİAM "Hak heldi batıl zail oldu!" ilkesi uyarınca "HAK"kın her zaman GALEBE çalacağı üstünedir!Ağır kusurun (bana göre)küfrün olmayıp,küfre karşı mücadele verenlerin,vermesi gerekenlerin olduğudur.Bu bakımdan HER KİM KÜFR ERBABI İLE İŞBİRLİĞİ İÇİNDEYSE MUTLAK BİR FİTNE İÇİNDEDİR ve ŞEYTANLA İŞBİRLİĞİ GÜTMEKTEDİR!Yıllarca "mikro milliyetçilik" yaparak KÜRT IRKÇILIĞI üstünden siyaset veya fikir yürütmenin İSLAM BİRLİĞİNE katkısı mı var?Hem en ağır biçimde TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİ(ki tarihi şartlar gereği TÜRKMEN KÖKENLİ OLMAYAN KİŞİLERCE oluşturulmuş)yerden yere vururken bir AZINLIK IRKÇILIĞINA ALKIŞ tutmanın samimiyeti nerede?Açık değil mi "Türkiye Cumhuriyetini kuran ahaliye TÜRK denir!"?Neresinde bunun TÜRK IRKÇILIĞI?Ki bunu böyle ifade edenlerin yine çoğunluğu Balkan ve Kafkas kökenli OSMANLI Paşa ve ÜLEMASIDIR!Yahya Kemal-Mehmet Akif-Ziya GÖKALP üçü de Türklükte birleşiyorlar!Biri Arnavut,biri Makedon,biri Kürt.Size ne oluyor?İNGİLİZ AJANI MISINIZ?Yahut onlara hizmet size çok mu ZEVK ve ŞEVK veriyor?Niçin tarihi Atatürk ve İsmet İnönü üstünden ÇARPITARAK koca bir KAHRAMANLIK ve FEDAKARLIK DESTANI İstiklal Harbini küçültüyorsunuz?Niçin?Siyaset ise Hz.Ali'yi,Hz. Osman'ı,Hz.Hüseyin'i şehit edebilmiştir ve çok su kaldırır.Siyasete soyunanlar hedefe KOCA BİR TARİHİ ve MİLLETİ değil SİYASİ MUARIZLARINI KOYMALIDIR!İYİ NİYETLE YANLIŞLARI GÖRMEYE ÇALIŞALIM!Ama "benim yanlışım doğru!ötekinin doğruu da yanlış!"derseniz Yezit anlayışında boğulursunuz!Yezit'in önünde elli altmış yıllık bir DEV MİRASI vardı.Biz ise o mirası "toz toprak" içinde çoktan kaybetmiş durumdayız.BİZ BU KAFA İLE İSLAMI ve MÜSLÜMANI BUSH ve benzeri ABD başkanlarına ÇEREZ yaptırırız.Kendimize de ÇERÇİLİK KÂR kalır!Selam ve saygılar
Pazartesi, 13 Ekim 2008 14:30
El İnsaf Yahu!
siganfu-tim
Siganfu-tim'e Mazlum Der yönetimi bir yıldır değişmiş durumda. Daha önceki Mazlum-Der Başkanı üzerinden yeni yöneticiye ağır ithamda bulunmanız ne kadar doğru..
Pazar, 12 Ekim 2008 18:15
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Piyasalar
  Alış Satış
Euro 2.0052 2.0149
Dolar 1.5858 1.5934
Sterlin 2.3896 2.4021
RÖPORTAJ
Anket
Kurbanınızı kendiniz mi keseceksiniz yoksa vekaleten mi kestireceksiniz?












Foto Galeri
Videolar