Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ö. F. Gergerlioğlu
Entrikacılar ve düzenleri
Salı, 05 Ağustos 2008 11:10

Nihayet kapatma davası neticelendi ve  gerilim  bitti. Kapatma davasının sonucu,    son yıllarda dozu gittikçe arttırılmaya çalışılan hukuksuzluk  fırtınasında  bir kesinti  oluşturdu.367 kararı  ve  en  son başörtüsü  kararı  vermiş  olan  anayasa  mahkemesinden  beklenen  aynı  tavrı  devam  ettirmesi  ve  kapatma  kararı  alması  idi.27 Nisan  muhtırası  olmadı, 367  kararı  olmadı,   abuk  subuk  iddialarla  dolu  bir  iddianame  ile  kapatma  kararı  alınması  hedefleniyordu. Cumhuriyetin  elden  gideceği  korkusu  ile  her  türlü    manipulasyona  açık  ve  mantık  dışı  hareketi  yapmaya  hazır  hale gelmiş  bir  kesim  oluşmuştu. Kuvva'yı  milliye  dernekleri  her  yerde  pıtrak  gibi kuruluyor  ve  Vatan'ın  satıldığını    iddia  edenler    yeni  bir  kurtuluş  savaşı  vermeye  hazırlanıyordu.Postallı darbe  girişimleri  tutmayınca  yargı  darbeleri  ile  sonuç  almaya  çalışan  bir  anlayış  ile  karşı  karşıyaydık.21.  yüzyıl  Türkiye'sinde yine   1930'lu  yıllar  taktikleri kullanılmaya  çalışılıyordu.1930 ,  40  yıllarında  can  sıkıntısı  verip  kapatılan  Serbest Fırka'lar  ve  Açık  oy  gizli  tasnif ile  yapılan  seçim  dönemleri  artık  geçti.Artık  cumhuriyeti  kurtarıyoruz  diyerek  demokratik  olmayan,  tutmayacak  bir  dayatmacılığı  devam  ettirmenin  imkanı  kalmadı.Kapatma  davasının  kararı,    dibe  vurmuş  olan  hukuksuzluk  silsilesinin  artık  bir  yerde  durmasını  anladığı  noktayı  işaretlemektedir.Hukuki  bir  karar  olmadığı  her  şeyiyle  belli  olan,  anlamayanlar  için  Haşim  Kılıç'ın  ağzından  dökülen cümleler  ile ifade  edilmeye  çalışılan  bir  karar oldu  bu siyasi   karar.Mahkemenin  başörtüsü  kararı  ile  çelişki  teşkil  etmesiyle  kararın   siyasi  bir  karar  olduğu  iyice  belli  olmaktadır.Mecburen  alınan  bu  karar  çılgınlığın da  bir sınırı  olabileceğini  bize gösterdi.Hakimlerin  kararı  Ülkenin  içine  düşeceği  ekonomik,  sosyal  ve  siyasal  kaosun  vebalini  üstlenemeyeceğini   daha  doğrusu  getirebileceği  22  Temmuz'vari bir  refleksi  göze  alamayacaklarını  gösterdi.

 

Aslında  bu  geri tepen  çabanın  bir  başka  versiyonunu  Ergenekon  davasında da  görüyoruz. Türkiye  siyasetini  çocuk  oyuncağı  gibi  gördüğü  belli  olan ve halkı  kolay  kandırılabilir  saflar  sürüsü  olarak  telakki  eden  bir   çete  ve  üyeleri  var karşımızda. Acımasız  cinayetler  işleyen  ve  esrarengiz  bilgi  kaynaklarına sahip  olan  bir  çetenin  yaptıkları  her  geçen  gün  halkın  önüne  saçılıyor  ve  herkesi  dehşet  içinde  bırakıyor.Ve  sonunda  artık  yıllardır  bahsedilen  derin  devlet  karşımızdadır  artık.Tam  aydınlatılacakken  bir  anda  kararıveren  yönleri  ile  gizemi  ortaya çıkarılamamış birçok olayın  nedeni  dudakları  uçuklatan  halleri  ile  ortaya  çıkmaya  başladı.İşçi  Partisinin  Karargah  evleri  ile ilgili çalışmasının   niteliği hakkında  Genelkurmay ve  MİT  arasındaki  yazışmanın  İşçi Partisinin  kasasından  nasıl  çıktığını  anlamaya  çalışırken   kanınız donuyor. İddianamenin  derinliği ve  gerçekliğinden    cesaret alarak  ve  vicdanının  sesini dinleyerek  ortaya  çıkan gizli tanıklar  ile  Uğur Mumcu  cinayeti  hakkındaki  gerçekleri  Hablemitoğlu  cinayetinin tetikçisinin cinayet  anını  saniye  saniye  anlatışı  ile  donup kalıyorsunuz. Bu  vb. cinayetler  işlenirken medyanın hemen nasıl “katili ve nedenini  buldum” çığırtkanlığı  içinde  bulunduğunu  anlıyorsunuz. PKK'ya mı  Talabaniye mi   satıldığı tartışmalı    100  bin  silahın  peşine  düşen  Uğur Mumcu'nun sekreterini,   öldürülmeden   1  gün  önce  ısrarla  konu  ile ilgili   arayan  albayın  niye  aradığını  sorgulamayan  bir  yargı  sistemi ile  karşılaşıyorsunuz. Oysa  bu  cinayet  ve  ardından  Kışlalı,  Hablemitoğlu  Danıştay  vb.  cinayetlerde   meydanlara  dini  değerlere  hakaret  eden  topluluklar  dökülüyordu.Bu  dolduruşa  getirilmiş  toplulukların  maalesef en  büyük ortak  yanı okumuş, entellektüel   kesim  olmalarıydı.Onlara  göre  öldürülenin  Atatürkçü  yönü  ağır  basıyorsa  mutlaka  Atatürk'ü  sevmeyenler  arasında katiller  aranmalıydı. Bu  düz  mantığın  vahim  sonucunu  idrak  edenlerin en  azından  incittikleri  kesimlere  bir özür  borcu  vardır.

 

 

 

Ergenekon  iddianamesi  yakın  dönem  siyasi  tarihimize  çok  önemli  bir  ışık  tutuyor. Ölüm  üçgeninde  öldürülen  Kürt  işadamları,  Susurluk gerçekleri, siyasi  cinayetler  ve  darbe  planları …Aslında  bir  önemli  gerçeğe  pek  değinilmedi.Özal  hakkındaki  iddiaları da  aydınlatacak  sonuçların  çıkma  ihtimali  yüksektir.Cezaevinden  kaçırılan  Kartal  Demirağ'ın  öldürmeye  çalıştığı  Özal, daha  sonra  esrarengiz  bir  ölümle  aramızdan  ayrılıyordu.By pass operasyonunu  yapan  ünlü  kalp  cerrahı  De  Bakey  Özal'ın  ölümüne  inanamıyor  ve  “daha 1  ay  öncesi  kalp  kontrolünü yapmıştım  ve  hiçbir  problemi  yoktu” diyordu.De Bakey'e  ani  ölüm  sebebi  sorulduğunda zehirlenmenin  ihtimal  dairesinde  olduğunu  ifade ediyordu.Nokta  dergisinde  yayınlanan  bir  iddiaya  göre  Semra  Özal'ın  eşinin  ölüm sonrası   saç  örneğinin    ABD'de  inceleme  sonuçları  zehirlenme  söylentilerini  devam  ettiriyordu.Bir devletin Cumhurbaşkanı aniden vefat ediyor , ne hikmetse otopsi yapılmıyor, sonrasında yine Özal ailesi, "Bu araştırılsın, hatta Meclis Soruşturma Komisyonu kurulsun" diyor. Ama hiçbir cepheden ses çıkmıyordu. Süreçleri  iyi  izlemek  gerekiyor. Kendisi  ile  yapılan  bir  söyleşide  Oramiral  Güven  Erkaya  28  Şubat'ın  hazırlıklarına  1992'de  başlamıştık  diyordu.28  Şubat'ta  nasıl  bir  darbe yapıldığını  hatırlıyoruz  sonra. Ergenekon'un  sivil  hayata  geçiş  belgesi  olan  Ergenekon-Lobi   yeniden  yapılanma  belgesinin  ise    1999  yılında  yazıldığı ortaya  çıkıyor. Ergenekon  iddianamesine  göre  aslı  Veli  Küçük'te  kopyası  Doğu  Perinçek'te  çıkan  belgenin  içeriği  ise  çok  acımasız  bir örgüt  kuruluş  bildirgesini gösteriyor  bizlere.1999'da  yeniden yapılananlar  acaba  hangi  yılı  hedefliyorlardı?

 

 

Türkiye  cerahatini  boşaltmaya  çalışıyor. Nasıl ki  bir  vücutta  bünyeye  aykırı  oluşumlar  ona  zarar  verir  ve  cerahat  oluşursa  Türkiye'de de  artık  üstü  örtülemeyen  bir  cerahat  birikintisi  patlamıştır.Vücutta  boşalan  cerahati  tamamen  boşaltmanız  ve  gereken  ek  tadaviyi  vermeniz  gerekir.Yoksa   o  tam  boşaltılamayan  cerahat  vücudun  bir  başka  yerinden  tekrar  baş  verir.Türkiye de Ergenekon  çete cerahatini en son  noktasına  kadar  dışına  atmalıdır.En  karanlık  noktalar  dahi  aydınlatılmalıdır.Aydınlatılmazsa  Susurluk'ta  sorgulanamayan  Veli  Küçük'ler,  Meclis  insan  hakları  komisyonuna  ifade  vermemesiyle  davayı    çıkmaz  sokağa sürükleyen  Teoman  Koman  vb.  kişiler  hala  temize  çıkma  ihtimali  olan  kişiler olabilirler.

 

 

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Piyasalar
  Alış Satış
Euro 2.0052 2.0149
Dolar 1.5858 1.5934
Sterlin 2.3896 2.4021
RÖPORTAJ
Anket
Kurbanınızı kendiniz mi keseceksiniz yoksa vekaleten mi kestireceksiniz?












Foto Galeri
Videolar