Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Metin Karabaşoğlu
Paradigmalar değişirken
Salı, 25 Mart 2008 14:49

Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur külliyatıyla sunduğu göz kamaştırıcı ontolojik inşanın temellerini taşıyan 'kök risaleler'den biri olan “Yirmidokuzuncu Söz”ü “Remizli Bir Nükte”yle bitirir.

 

Bu 'nükte'nin en başında, “Şu kâinata dikkat edilse, görünüyor ki: İçinde iki unsur var ki, her tarafa uzanmış, kök atmış. Hayır şer, güzel çirkin, nef' zarar, kemâl noksan, ziya zulmet, hidayet dalâlet, nur nâr, iman küfür, tâat isyan, havf muhabbet gibi âsârlarıyla, meyveleriyle şu kâinatta ezdad birbiriyle çarpışıyor” der Risale müellifi. Bu 'remizli nüktenin sırrı'nı ise bir dizi anahtar kavram eşliğinde açıklar: Hakîm-i Ezelî, şu 'imtihan' dünyasında elmas ruhların hakikati bulabilmesi ve dahi kömür ruhlardan ayrışması için, 'hakâik-i nisbiye'nin zuhurunu murad etmiştir. Kâinatta gördüğümüz bunca çeşitlilik, derecelilik ve göreceliğin sebebi olan bu 'hakâik-i nisbiye'nin zuhurunda, insan için bir imkân ve bir risk bulunur. Elmas ruhlar bu 'imkân'ı kullanır; kâinatta cari bu çeşitlilik ve derecelilik üzerinden, aklın da istimaliyle 'mutlak hakikat'e ulaşırlar. Kömür ruhlar ise bu 'risk'e yönelir; 'hakâik-i nisbiye'nin zuhuru için vazgeçilmez şart olan 'hayır şer, güzel çirkin, iman küfür, tâat isyan, hidayet dalâlet...' imtizacında tercihlerini ikinci grubun lehine kullanırlar. Böylece, elmas ruhların 'kozmos' olarak gördüğü şu âlemden, kömür ruhlar 'kaos' devşirir.

 

İşte, insanlık tarihinin en keskin ayrışma noktası olarak “kâinatta dinsizlik ile dindarlık, Âdem zamanından beri cereyan edip geliyor ve kıyamete kadar gidecek” ise, bu sebeptendir.

 

İnsanlık tarihi, bu çerçeveden bakılırsa, iman ile küfrün, hidayet ile dalâletin, hayır ile şerrin, güzel ile çirkinin, tâat ile isyanın sürekli mücadelesinin tanığıdır. Her insanın kendi iç âleminde de yaşıyor olduğu bu mücadele, çağlar boyu devam edip gelmektedir.

 

Bu mücadelede, her iki tarafın da galebe çaldığı zamanlar vardır. Meselâ Cahiliye dönemi şerrin ve küfrün, Asr-ı Saadet hayrın ve imanın galebe zamanıdır.

 

Modern zamanlara gelindiğinde ise, bu zamanda galip durumdaki tarafın küfür, isyan, dalâlet ve şer cephesi olduğu da, ama bunun bir mutlak galebe olmayıp imanın küfürle, hayrın şer ile mücadelesinin devam ettiği de bir vâkıadır. Yine Bediüzzaman'ın, yine bir 'kök risale' olarak “Yirmibeşinci Söz”de yer alan “bütün nev'-i beşerin ve belki cinnîlerin de netice-i efkârları olan medeniyet-i hâzıra” ifadesiyle içerdiği şeytanî karaktere de dikkat çektiği modern dönem, Theodore Roszak gibi sosyal tarihçilerin vurguladığı üzere dinsizliğin küresel, örgütlü ve sistematik bir keyfiyet kazandığı yegâne çağ durumundadır. Modern dönemi, özellikle de ondokuzuncu yüzyılı irdeleyen kimi eserlerin “The Age of Unbelief” (Küfür Çağı) başlığını taşıması anlamlıdır.

 

Küfrün imana sistemli ve kapsamlı bir saldırıda bulunduğu ve galebe de çaldığı böylesi bir çağda yaşayan mü'minlerin modern dönemlerin bitiyor olduğu iması taşıyan her emareye sarılması yahut modern dönemlerin 'alâmet-i fârikası' olmuş keyfiyetlerin 'alternatifi' yahut 'rakibi' olma istidadı taşıyan herşeye “Düşmanımın düşmanı dostumdur” duygusuyla yaklaşması, anlaşılır bir halet-i ruhiyedir. 'Anlaşılır' olan bu durum, öte yandan, 'mâkul' değildir. Çünkü, şu 'hakâik-ı nisbiye' dünyasında iman-küfür mücadelesi daimîdir; dolayısıyla modernitenin öngörülen sonu iman-küfür mücadelesinin de sonu anlamına gelmemektedir. Bilakis, böyle bir durum, iman-küfür mücadelesinde yeni bir dönemece gelindiğinin veya geliniyor olduğunun habercisidir.

 

Modernitenin sona erip ermediği tartışması, bu açıdan bakıldığında, mü'minlerin öncelikli gündem maddesi değildir. Modernite, kimi müntesiplerinin gözünde 'bitmemiş ve bitmeyecek' bir projedir; kimilerine göre ise, 'modern dönem' son bulmuş, postmodern döneme gelinmiştir. Öyle ya da böyle, herkesin gördüğü bir gerçek, son yüzyılın olayları içerisinde, modernitenin dahilinde ya da değil, insanlık tarihinin yeni bir dönemece doğru gittiğidir. Bu, hayatın birçok alanında kendini açığa vuran bir gerçekliktir.

 

Âlem tasavvurunda yaşanan değişim, bunun belki en bariz tezahürlerinden biridir. Bugünün dünyasında, âlemi bir makine gibi kurgulayan Newton fiziğine bedel kuantum fiziği hâkimdir; determinizmin yerinde 'belirsizlik' prensibi vardır, bilimin insanı mutlak doğruya götüren 'en hakikî mürşid' olduğu pozitivist anlayışının yerini 'mutlak doğru'nun buharlaştığı bir 'relativizm' almaktadır. Maddeye ezeliyet atfetmek 'demode' bir tavırdır artık; maddeye dair hâkim algı, 'var-yok arası dalgalanmalar'dır.

 

Peki, kâinat tasavvurunda gerçekleşen bu köklü değişim, tarihin akışının maddeden mânâya, dünyadan ukbâya, bedenden ruha, küfürden imana yöneldiği anlamına mı gelmektedir?

 

Determinizmden küfür çıkaran insanoğlu belirsizlik prensibinden hidayet mi devşirmektedir meselâ? Newton fiziğinden tanrısızlık üreten insanoğlu kuantum fiziğiyle imana mı gelmektedir?

 

Bilakis, 'başka bir âlemin mahsulatının tezgâhı hükmünde çarkları dönen' şu âlemde, 'hayır şer, güzel çirkin, nef' zarar, kemâl noksan, ziya zulmet, hidayet dalâlet, nur nâr, iman küfür, tâat isyan, havf muhabbet' sûretinde cereyan eden 'zıtlar mücadelesi' devam etmektedir. Dolayısıyla, modern inkâr döneminin bitişi ihtimali, inkârın bitişi anlamına gelmemektedir. Modern inkâr döneminin ardından, postmodern iman dönemine geçiliyor değildir. Nasıl modern dönemde küfür ile imanın mücadelesi yaşanmışsa, aynısı bugün postmodern cephede yaşanmaya başlamıştır. Velhasıl, iman ile küfrün mücadelesinin devam edeceği gerçeği olduğu gibi durmakta, ama bu mücadele şekil ve üslup değiştirmektedir.

 

Nitekim, 'modern' inkârcılığın yerini şimdi 'postmodern' inkârcılık almaktadır. Modern dönemde en zirve örneğini komünizmin temsil ettiği küfrânî anlayışın yerinde artık yeller esiyor değildir; komünizmin düşürdüğü bayrak bugün nihilizmin ellerindedir. İnkârın simgesi dün Karl Marx iken, bugün bu simge, 'yeniden keşfedilen Friedrich Nietzsche'dir. Dünün materyalist idealizminin yerini ise, varoluşçu hazcılık almış durumdadır. Diğer taraftan, bilim alanındaki iman-küfür mücadelesi, günden güne, 'tabiat bilimleri'nden 'insan bilimleri'ne doğru kaymaktadır.

 

Açıkçası, iman-küfür mücadelesinde yeni bir dönemecin içindeyiz. Küfür ile iman arasındaki mücadele yeni bir aşamaya giriyor ve yeni bir çehre kazanıyor. Aklıkarışıklar İçin Kılavuz yazarı E. F. Schumacher'in otuz küsur yıl önce ilan ettiği üzere, “Modern dinsiz yaşama deneyimi başarısızlıkla sonuçlandı;” ama buna karşılık, 'postmodern dinsiz yaşama deneyimi'nin emareleri beliriyor. 'Newton mekaniği'nin yerini 'kuantum mekaniği'nin, 'determinizm'in yerini 'belirsizlik prensibi'nin, 'biyoloji'nin yerini 'psikoloji'nin, pozitivizmin yerini relativizmin, ateizmin yerini agnostisizmin, materyalizmin yerini nihilizmin, ideolojik adanmışlık anlamında idealizmin yerini hazcılığın aldığı bir süreç gözlemleniyor.

 

Yaşanan bu dönüşümün iman cephesinin mümessillerince doğru okunup doğru değerlendirilebildiğini söylemek ise, maalesef mümkün değildir.

 

 

 

 

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Piyasalar
  Alış Satış
Euro 1.7372 1.7456
Dolar 1.1844 1.1901
Sterlin 2.2009 2.2124
RÖPORTAJ
Anket
Pekin Olimpiyatları'ndaki başarısızlığımızın sebebi sizce kim?
Foto Galeri
Videolar