Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Metin Karabaşoğlu
İman-küfür mücadelesinin yeni yüzleri
Cuma, 28 Mart 2008 01:16

Bir önceki yazımda, modernitenin postmoderniteye evrildiği bir dünyada, küfrün geçirdiği paradigma değişimine ve aldığı yeni sûretlere dikkat çekmiştim. Dine karşı ideolojik bir taarruzun yerine, 'yaşam tarzı' düzleminde bir taarruzun öne çıktığı bu yeni şartların, mü'minler tarafından dikkatle okunabildiğini söylemek mümkün gözükmüyor. Başka unsurların yanısıra, şu iki tablo bunu açıkça göstermektedir:

 

Birincisi, kimi dindar çevrelerin yaşanan bu paradigma değişimini henüz göremediği görülmektedir. Zihniyet dünyası 'modern' dönemin şartları, çekişme ve çatışmaları, mücadele ve mücahedeleri içerisinde şekillenmiş birçok kanaat önderinin hâlâ bu söylemi sürdürüyor olması; 'modernite içerisinden' veya 'modernite karşıtı' bir söylemde takılıp kalması bunun delilidir. Sözgelimi, 'bilimci' duruşu merkeze alan bir 'isbat-ı Sâni' çabası, 'evrim teorisi' merkezli bir inkârcılık mücadelesi, Karl Marx odaklı bir modernite eleştirisi, yahut İslâm'ı 'kalkınmacı' bir 'modern din' olarak sunma projesi gibi hayli çeşitlilik arzeden bir dizi teşebbüs ve söylem, iman-küfür mücadelesinin içinde olduğumuz dönemecinde sahibini hayatın merkezinde tutmamakta, bilakis kenara itmektedir. Böylesi söylemler haz peşinde olan, tüketimi kutsayan, 'anlam'ı umursamayan ve hiçliği yücelten bir kuşak için uygun bir cevap ve gerçek bir meydan okuma içermemektedir. Bu söylemlerin sahipleri, 'marjinalleşme' ya da 'dinozorlaşma' riskiyle yüzyüzedir.

 

İkinci tablo ise, birincinin tam tersi bir yanılsamayı temsil etmektedir. Bu tablo, yaşanan dönüşümün farkındalık intibaı bırakır gerçi. Ama vâkıa, bu tablonun mümessilleri 'trend'leri doğru okuyup bir imanî cevap oluşturmaktan ziyade, 'trend'in akışına kapılmış bir haldedir. Kuantum fiziğini merkeze alan mutlak bir imana dönüş beklentisi; 'insan bilimleri' üzerinden gelen bir dinsizliğin yeterince irdelenememesi; bilakis onun bazı söylem ve yaklaşımlarının alınıp içselleştirilmesi ve bunları İslâm'la bağdaştırma cihetine gidilmesi; 'vahiysiz bir maneviyat' arayışını içeren New Age söylemlerinin hemencecik 'İslâmî müteradifleri'nin üretilmesi; vahyi merkeze alan esaslı bir dinî duruşla rekabet halindeki 'mistik' eğilimlere prim verilmesi.. ikinci tabloda görülen zaafların ilk anda göze çarpanları olarak zikredilmelidir.

 

Bugün küfrün imana tasallut ettiği asıl alan, 'biyoloji' değil, 'psikoloji'dir. Dolayısıyla, 'evrim teorisi'ni hedef alan bir mücadele bugünün dünyasında 'asıl nokta'yı kaçırma anlamına geldiği gibi, 'psikoloji'nin ortaya koyduğu tezlere yönelik sorgusuz-sualsiz bir kabullenme de ayağımızı kaygan zemine koyma anlamına gelmektedir. Bugünün dünyasında, iman veya küfür tercihini 'evrim teorisi'ne dayalı olarak yapanların sayısı giderek azalmaktadır. Çoklarının insanın atasının Âdem mi, yoksa maymun mu olduğu gibi bir derdi yoktur artık. Çoklarının derdi, kulluğu kabul etmek veya tanrılaşma çabasına girişmektir. Psikoloji başta olmak üzere insan bilimleri üzerinden gelen küfrî tasallut, 'özgüven' adı altında kişiyi kendine güvenmeye çağıran, insanı âdeta tanrılaştıran, düşündükten sonra muhakkak başaracağını ona garanti eden, “Çözüm sensin. Çözüm sendedir. Çözüm senin içindedir” diye haykıran bir niteliktedir.

 

Yaşanan bu dönüşüm, yanlış bir tutumla 'moderniteye bir cevap'a indirgenen, hatta hâlâ daha kimilerince 'moderniteyle uyum arayışı'na âlet edilmek istenen, oysa gerçekte Kur'ân ve sünneti merkeze alan bir İslâmî dirilişin ontolojik temellerini bize vazeden Risale-i Nur'a atıfla, şöyle de açıklanabilir: Bediüzzaman Said Nursî'nin sunduğu bu ontolojik inşanın en temel cüz'lerinden biri olarak “Otuzuncu Söz”de belirtildiği üzere, “Küçük âlemde ene, büyük âlemde tabiat gibi tağutlardandır;” ve gerek bu risalenin birinci kısmı olarak “Ene” bahsinde, gerek bu bahsin çekirdeğini içeren Mesnevî-i Nuriye'de irdelendiği üzere, bu iki tağut içinde öncelikli olan, tabiat değil, enedir. Ene'nin insana Rabbini bildiren bir ayna olmak yerine tanrılık iddia eden bir cama dönüşmesinin ardından gelen bir zincirleme reaksiyon ile esbab ve tabiat şirki doğmaktadır. Buna mukabil, 'biyoloji'yi merkeze alan bir 'bilimsel materyalizm'in tasallutu hengâmında, Risale müntesiplerinin iman-küfür mücadelesinde en ziyade başvurdukları risale, “Ene” bahsi değil, “Tabiat Risalesi”dir (oysa bu risale dahi, “Hâtime”sinde 'ibadet'i işlemektedir). Buna karşılık, küfrün 'tabiat bilimleri'nden ziyade 'insan bilimleri' üzerinden geldiği bugünün dünyasında, iman-küfür mücadelesinde Risale müntesiplerinin ilk adresi “Ene” bahsidir.

 

Yahut, Bediüzzaman Said Nursî'nin tek bir risalesinden hareketle bu paradigma değişimini irdeleyecek olursak: Bediüzzaman'ın Sözler isimli en önemli kitabında yer alan “Otuzikinci Söz,” birbirini takip eden ve tamamlayan üç ana bölümden, onun ifadesiyle üç 'mevkıf'tan oluşur. Bu 'mevkıf'ların ilkinde küfür cephesinin inkârcı iddiaları dile getirilir ve çürütülür. İnkârcı iddiaları çürütülen küfür cephesi, “İkinci mevkıf”ta bu kez imana yönelik sorular ve şüphelerle çıkar karşımıza. Bu bölümde, bu soru ve şüphelere cevap verir Bediüzzaman. Ama 'üçüncü mevkıf' ile, bu ikna edici cevapların da, küfür cephesini iman karşıtlığından vazgeçirmeyeceği öngörüsünü serdeder. Onun bu risalede münazarada bulunduğu 'umum envâ-i ehl-i şirkin ve küfrün ve dalâletin tevehhüm ettikleri şeriklerin namına' konuşan ve Bediüzzaman'ın 'ehl-i dalâletin vekili' ünvanını verdiği hayalî kişilik, “Üçüncü Mevkıf”ta yeni stratejisini şöyle belirler: “Ben saadet-i dünyayı ve lezzet-i hayatı ve terakkiyat-ı medeniyeti ve kemal-i san'atı kendimce ahireti düşünmemekte ve Allah'ı tanımamakta ve hubb-u dünyada ve hürriyette ve kendine güvenmekte gördüğüm için insanın ekserisini bu yola şeytanın himmetiyle sevkettim ve ediyorum.”

 

Bu tek cümlenin bugünün küfrânî söyleminin bir özeti niteliğinde olması, manidar değil midir?

 

Hedef olarak 'saadet-i dünya,' 'lezzet-i hayat,' 'terakkiyat-ı medeniyet,' 'kemal-i sanat.' Ve bunu sağlayacak araçlar olarak 'ahireti düşünmemek,' 'Allah'ı tanımamak,' 'hubb-u dünya,' 'hürriyet,' 'kendine güvenmek.' Haydi, günümüz diline uyarlayalım: mutluluk, lezzet, ilerleme, kendini geliştirme, sevgi, özgürlük, özgüven... Dikkat çekici değil mi?

 

Gözümüzü açmak, şuurumuzu uyanık tutmak ve yaşanan paradigma değişimini doğru okumak durumundayız. Bugünün dünyası nasıl 'komünizm'e karşı 'kapitalizm'in, 'Sovyetler'e karşı 'Amerika'nın, 'enternasyonalizm'e karşı 'milliyetçilik'in ehven sayıldığı Soğuk Savaş dünyası değil ise ve dünyaya hâlâ bu adeseden bakan bir göz nasıl kendisini 'tarihin dışı'na itiyorsa, yine bugünün dünyası 'tabiat' merkezli bir inkârcılığın dünyası da değildir. Bugünün dünyasında iman-küfür mücadelesi doğrudan 'insan' üzerinde cereyan etmektedir.

 

Böyle bir dünyada, nihilizmin ürettiği anlam boşluğuna karşı anlam arayışı, hiçlik duygusuna karşı varoluşsal hikmet, hazcılığa karşı feragat; yahut narsistik bir benlik anlayışından beslenen 'özgüven'e karşı tevekkül, ben-merkezciliğe karşı kulluk, bu dünya eksenli bir 'başarı' anlayışına karşı da ahiret eksenli bir 'rıza-yı ilâhî;' postmodern relativizme karşı da Mutlak'ın bilgisi olarak vahiy, anahtar kelimelerdir.

 

Velhasıl, 'modernitenin sonu'na dair analizler, 'iman-küfür mücadelesinin sonu' anlamına gelmemektedir. Meydan-ı imtihan kapanmış, hayrın şerre mutlak galebesine meydan açılmış değildir, insî ve cinnî şeytanlar da hâlâ bu âlemdedir ve 'kozmos'tan 'kaos' devşirme derdindedir. Mücadele devam etmekte, ama yeni bir safhaya doğru evrilmektedir.

 

Bu dönüşümü doğru okumak ve bu okuma dâhilinde doğru bir mücahede sergilemek, ehl-i dinin boynuna borçtur. Bu süreci doğru okumayıp 'dün'ün söylemini bugüne taşıyarak kendilerini ve temsil ettikleri değerleri 'tarihin dışı'na iterek marjinalize etmek vebal getirir. Bu süreci doğru okumayıp 'kurdu gövdenin içine alarak' içselleştirmek de büyük vebaldir.

 

Kaldı ki, hikmet mü'minin yitiği olduğu gibi, feraset imanın gereğidir.

 

 

 

 

 

Kutluyorum!
Ahmet Alişan
Sayın Metin Karabaşoğlu içinde yaşadığımız postmodern süreçte müslümanların yaşadığı savrulmaları çok iyi özetlemiş.Kendisini kutluyorum.
Cuma, 28 Mart 2008 16:26
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Piyasalar
  Alış Satış
Euro 1.7454 1.7538
Dolar 1.1818 1.1875
Sterlin 2.1691 2.1804
RÖPORTAJ
Anket
Pekin Olimpiyatları'ndaki başarısızlığımızın sorumlusu sizce kim?
Foto Galeri
Videolar