Dün baş döndürücü bir gündem vardı. Muhtemelen altından skandallar çıkacak bir aldırmazlık neticesi Bandırma'dan İstanbul'a araç taşıyan gemi 73 araçla birlikte batmış; bir kişi ölmüş, dört kişi de kaybolmuştu.
Türkiye, doruklarda gezen bir laubalilik nedeniyle, 'yaşayabilecekken ölenler' ülkesi...
ABD'nin dördüncü büyük yatırım bankası Lehman Brothers'ın iflasını açıklaması ise tüm piyasalara 'kara pazartesi' yaşatıyordu...
Türkiye Irak'a sınır ötesi operasyon tezkeresinin süresini uzatmaya hazırlanırken, ABD Genelkurmay Başkanı Oramiral Michael Mullen Türkiye'ye gelmişti... Bu, olası etkileri açısından çok önemli bir ziyaretti.
Almanya'da, Türkiye'yi de sarsmaya başlayan Deniz Feneri Davası sona doğru yaklaşıyordu.
* * *
Ama ben bunlar kadar Ali Babacan'ın seyahatiyle de ilgiliydim.
Türkiye-AB Troykası için Dışişleri Bakanları Brüksel'deydi...
Türkiye-AB Bakanları Troyka toplantıları, Türkiye'nin adaylık statüsünün teyit edildiği 1999 Helsinki zirvesinden bu yana her dönem başkanlığı sırasında bir kez düzenleniyordu...
Bir önceki bakanlar troykası toplantısı 6 Mayıs'ta Ankara'da yapılmıştı...
Dünkü toplantıya AB Troykasını temsilen dönem başkanı Fransa'nın Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner, bir sonraki dönem başkanı Çek Cumhuriyeti'nin Dışişleri Bakanı Karel Schwarzenberg, genişlemeden sorumlu AB Komiseri Olli Rehn ve AB Konseyi yetkilileri katıldı.
Toplantıda, üyelik süreci çerçevesinde gerçekleştirilen reformlar ve önümüzdeki dönemde yapılması öngörülen çalışmalar hakkında AB'li muhataplarla görüş alışverişinde bulunuldu.
Bu arada Ali Babacan'ın ikili ilişkileri yanında, bölgemizde ve uluslararası arenada meydana gelen gelişmeler konusundaki görüşler de AB tarafı ile teati edildi.
* * *
Neden Troyka toplantısıyla ilgiliydim?
Çünkü geçtiğimiz Cuma günü Ali Babacan etkin bir gruba hem Dışişleri Bakanı olarak bir yıl içindeki yoğun faaliyet bilançosunun özetini, hem de Ulusal Program hakkında geniş bir bilgi verdi...
Ali Babacan'ın gayretine rağmen bizlerle konuşurken salonda hiç kimse 'hükümet iradesini' ve 'kararlılığını' hissetmedi... Zaten Ulusal Rapor'un görüşüldüğü kabine toplantısında da öyle bir hava olmadığı tez elden etrafa yayıldı.
Ulusal Rapor'un en önemli bölümlerinden olan 'siyasi kriterler' konusundaki vaatler muallák, reform tarihleri genellikle askıdaydı...
Ankara, inandırıcılığını henüz kaybetmemişse de kaybetmek üzereydi.
* * *
Siyaseten ikbal peşinde koşanların tabii ki birinci derdi AB konusu değil... AB ilişkilerindeki temel tıkanıklıklar da onların gündemlerinde bulunmuyor...
Onlar pozisyon ve koltuk kovalamakta...
Dışişleri Bakanlığı ile Başmüzakereciliği ayırma fikri de bu ateşle harlanmakta...
Hálbuki bu aşamada Ali Babacan'ın Başmüzakerecilikten alınması sorunu çözmeyeceği gibi durumu daha da ağırlaştırır... Çünkü bu işe sıvananlar arasında bu işe Ali Babacan kadar vakıf ve ehil pek kimse yok...
Donmuş gibi duran sürece, bir de Ali Babacan'ın müktesebatının altında bir Başmüzakereci eklersek daha da diplere gideriz...
Böyle bir tasarruf, yeni bir hata olur...
* * *
AB üzerinden kendine ikbal ve koltuk arayanlar da dáhil...
Siyasal iktidarın iradesini yansıtacak enerjiyi göstermek daha anlamlı bir çaba olur...
Başmüzakereciye dokunmak yerine, müzakere sürecini hızlandırın...
Bu işe gönül vermiş olan onca insan Ulusal Rapor'u dinleyince umutsuzluğa düşmesin...
Buna sadece Dışişleri Bakanı'nın çabası yetmez, başta başbakan topyekûn hükümet iradesi, samimiyeti ve önceliği gerekir...
Yoksa...
Ro-Ro gemisi durduğu yerde batar...
Türkiye de abuk sabuk iç gündeminden kurtularak, bir türlü düze çıkamaz.
Şimdi AB üyesi olmuş olsaydık...
Resmimiz bugünkü resim mi olurdu?
Kişisel ikbal itişmesi yerine bu dertlerimizi toptan çözecek hedef için uğraşmak herhalde daha iyi olur.
Bu çağrıyı Ankara duyar mı acaba?
STAR