Sabahın körü... Ama televizyon kanalları çoktan hareketlenmiş...
Rekabetin enerjisi ya da enerjinin rekabetiyle yarış atları gibi koşuyorlar...
Çoktandır seçim atmosferine girildiği için siyasetçiler de farklı değil...
Saat sabahın yedisi bile olmamış ama bir kanalda Hillary Clinton'u, diğerinde Obama'yı görüyorum... İkisi de canlı yayın...
Ama siyaset kadar finansal kriz de televizyonların konuları arasında.
* * *
Önce zoom yapalım...
2008 Sonbaharı itibariyle ABD'nin iki temel konusu ne?
Birincisi, finansal kriz ne olacak?
İkincisi kim başkan seçilecek?
* * *
Geçen hafta sonu ABD Hazine Bakanı Henry Paulson, ülke ekonomisini düzlüğe çıkarmaya yönelik bir yasa tasarısı hazırladı.
Yasa tasarısıyla devlet, mali kurumların konut kredisinden kaynaklanan borçlarını üstlenebilecek.
Bu, geçici bir rahatlama sağlamış gibiydi...
Ama dün sabah baktım, durum değişmiş...
Tasarı etrafındaki siyasal tartışma ve endişe büyümüş, borsalar gene tepetaklak gitmeye başlamış...
* * *
Hazine Bakanı Henry Paulson'ın hazırladığı 700 milyar dolarlık paketin, uygulanmadan önce Kongre'den onay alması gerekiyor.
Ancak hem Demokrat Parti'nin hem de Cumhuriyetçi Parti'nin önde gelen isimleri, paketin bu haliyle kabul edilemez olduğunu söylüyorlar.
ABD Senatosu'ndaki Demokrat Partili çoğunluk lideri Harry Reid, paketi 'tartışma ve iyileştirme çabası olmadan onaylamayacaklarını' belirtti.
Demokratlar özellikle kredi borçlarını ödeyemeyen ev sahiplerine yardım konusunun pakete eklenmesi üzerinde duruyor.
Senato'nun Bankacılık Komitesi'nin önde gelen üyelerinden Cumhuriyetçi Richard Selby, daha da ileri giderek, 'alternatif çözümlere de bakılmasını' istemekte...
Selby 'alelacele hazırlanan bir fikri sınamak için vergi mükelleflerinin milyarlarca dolarını harcamak akıllıca değil' diyor. Bu sözler, 'durumu kötü olan bankaların batmasına izin verilmesi gerekir' anlamına gelmekte... Görünen o ki, Washington'da paket karşıtları güçleniyor.
Bush hükümeti ise ekonomide çok daha büyük bir panik ve çöküntüyü önlemek için böyle bir paketin gerekli olduğunu savunuyor.
* * *
Seçim hazırlıkları da kıyasıya...
Hatta kıran kırana sürüyor.
Cumhuriyetçi aday McCain'in ailesinin on üç arabasından tutun da...
Seçimin kaderini tayin edecek olan Florida'daki taktik savaşlarına kadar her konu didikleniyor.
Obama taraftarlarının, Florida'da geçen seçimlerde sandık başına gitmeyen altı yüz bin kişiyi seçmen olarak yazdırdıklarını öğreniyorum... Bu, Demokratların tüm ülkede uyguladıkları ve umutlu oldukları bir yöntem...
Dün sabah 'ekonomiyi kim daha iyi yönetir' sorusuna verilen cevaplarda Obama'nın önde olduğunu da gördüm.
Kısacası, Amerika gene Cumhuriyetçi ve Demokrat olarak ortadan ikiye ayrılmış ve bu iki parça birbiriyle güreşmekte...
* * *
Bir de duruma geniş açıdan bakalım.
Geniş açıdan bakınca, insan ister istemez Sanayi Devrimi'ni anımsıyor.
İngiltere'nin 1750'lerde feodaliteden sanayiye geçerkenki depremli hali...
Şimdi de Sanayi Devrimi'nden 'bilgi çağına' geçmekteyiz.
Bunun öncüsü de ABD...
O halde, 'ne oluyor' sorusunu, buna benzer bir önceki örneğe, Sanayi Devrimi sırasındaki alt üst oluşlara bakarak cevaplamak gerek.
* * *
Benim gördüğüm şu:
ABD muazzam bir modernleşme hamlesi içinde.
Bu, 'yeniçağın' modernleşmesi...
Silicon Valley'deki yüksek teknolojili üretime ayak uydurmayan köhnemiş Wall Street'in yenilenmesi de...
Zencilerle kadınların Beyaz Saray'a aday olması da...
Bu alt üst oluşun sonuçları.
* * *
Terk edilmiş mezra görüntülü Amerikan kasabalarından sofistike şehirlere...
Kol gücünden beyin gücüne...
Elitlerden yığınlara...
Birisi bana ABD'de ne oluyor diye sorarsa, cevabım şudur:
Amerika 'sanayi sonrası devrimin 1750'lerinin benzerini yaşıyor.'
STAR