Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kemal Özer
Yerel tanrılar ve yaklaşan seçimlerdeki sorumluluğumuz
Salı, 14 Ekim 2008 01:18

 

'Tanrı' kelimesi hiçbir koşulda 'Allah' kelimesinin karşılığı ol(a)maz. 'Allah' lafzı hiçbir zaman 'lar' eki almaz. Tanrı ise şekilde her tür eki alır ve tanrılar olur. Çünkü Allah birdir putların sayısı ise sayılamayacak kadar çok. Allah ile tanrı kelimesi arasındaki farkı çok iyi bildiğini düşündüğümüz kimselerin eserlerinde ve tercümelerinde Allah c.c. kelimesi yerine 'tanrı' kelimesini tercih edilmesine hep üzülürüm. Bu sehven yapılacak bir hata değildir. Allah hep vardı. Tanrılar ise insanların uydurdukları ve uydukları kimi zaman cansız kimi zaman güç-para-makam-ihtiras nefsi put, kimi zaman Allah rolü biçilme densizliğine düçar olmuş yaşayan ve ölmüş insan ve hayvanlar.

 

Nasıl ki Yaşar Nuri kendisini Mehdi sanıyorsa, belediye başkanlarımızın önemli bir kısmı da kendini şehrinin tanrısı sanıyor. Bakmayın bunu dillendirmediklerine. Siz onları dalkavuklarından sorun. Yahut onları itirazsız dinleyin ve notlar alın. Eskiden onlara 'şehrin hizmetçisi' denirdi şimdilerde ise 'şehrin hâkimi/tanrısı' unvanına terfi etmişler(!) Her yerel tanrıdan büyük bir milletvekili tanrı olmazsa olmaz kural. Her ikisinde de çoğu kez gelen gideni aratır cinsten. Ben tanrıların azabından ve gazabından korkanlardan değilim.

 

Bizim siyasetçilerin kişiliklerini genellikle seçim dönemi ve sonrası şeklinde ikiye ayırmak gerekir. Seçim dönemlerinde güler yüzlü, herkesle temas kuran, sevecen kişiler, seçim sonrasında âdeta tanrı kesiliyorlar.

 

Her şeyin en iyisini onlar bilir(!) Her yaptıkları koşulsuz doğru(!) olduğu için eleştiriye asla tahammül edemezler. Eleştirenler kesin hain, ajan ve düşmandır. Her işleri temizdir(!) Herkesi kendisinin başarısız olması için çalıştığını sanırlar.

 

Bırakınız belediye başkanlığını, il genel meclisi üyeliği, belediye meclisi üyeliği gibi birimlere herkes kendi nüfuz alanındaki kimseleri yerleştirecek ki arzu ettikleri kararlar kolay çıksın, yeni imara açılacak bölgelerden önce kendisi haberdar olabilsin, arazileri ucuza kapatabilsin, yüksek kat sağlayabilsin, ihaleler alabilsin, eş, dost ve akrabayı hiç olmazsa müteahhit işçisi olarak işe yerleştirilebilsin. Bunlarda küçük tanrıcıklar.

 

Küçük büyük, yeni eski tanrı ve tancıklar, geçmişte eleştirdiklerinin hatalarının kat be kat fazlasını tekrar ederek dost, arkadaş, sırdaş ortaklar üzerinden kasalarını dolduradursunlar. Mart'ta yerel seçimler olacak. Siyasi yapı ayırımı yapmaksızın bu seçim sürecinde de tamah, ihtiras, iftira, yalan, dolan gibi ne kadar olumsuzluk varsa yeniden sahnelenecektir.

 

Bir kişinin belediye başkanlığını maddi bir karşılık olmasa bile sadece etkinlik ve nüfuz alanlı genişletme, şöhret putu gibi nedenle arzu edebildiğini düşünelim. Lakin belediye meclis üyeliği, il genel meclis üyeliği gibi daha alt görevler için neden ahlak dışı yöntemlere tevessül ederler ki? Kimse 'hizmet için' diye kandırmaya kalkmamalı, eskiden belki ama artık tokuz.

 

Malum çevrelerce en çok eleştirilen isimlerden biri Bülent Arınç olsa da halk tarafından en çok sevilen kişilerden biridir. Arınç "Bizi iki şey yaralar, para ve ahlaka aykırı şeyler. Milletvekilleri kanunla açıkça yasaklanmamış olsa da şüpheli işlerden sakınmalı, uzak durmalıdır. Dindar olan kişi şüpheliden bile sakınmalıdır" diyerek, siyasilerin akçeli işler ile kadınlardan uzak durması gerektiğini belirtmiş. Çok doğru sözleri sadece milletvekilleri ile sınırlamak haksızlık olur. Herkes için geçerli olmakla beraber yerel siyasetçiler ve tüm kamu çalışanları için geçerlidir. Sayın Arınç'ın cümlelerinin altına imza atmayanlarla aynı safta yer alacak değiliz.

 

Bülent Arınç, çok okuyan ve çok deneyimli bir siyasetçi olmasının yanı sıra Akif Merhum'un ifadesiyle sözü odun gibi ama hakikat olmasına gayret eden biri. Milletvekilleri, yerel siyasetçiler gibi kimselerin entrikalarına karşı kendi partisinde Bülent Arınç ve onun gibileri aktif olmalıdırlar. Aksi halde sorumluluktan kurtulamazlar. 

 

Bal tutan parmağını yalarsa, tutmayanlar yalamayacaktır. Ancak yalamacılıkta kötü bir meslek. Bal yaladığını zannedip yetim hakkı, millet hakkı yalayanlar, kamu malını kemirenlerle dolu her yer… Dün vardılar, bugün de varlar, dileriz ki yarın olamasınlar. Yine dileriz ki kamu kaynaklarında kendi mülkün daha hassas olmayanlar bu makamlara hiç gelmesinler. Bir vesile gelmeyi başaranlarında daha makamlarında iken rezil rüsva olmasını dileriz Cenab-ı Hak c.c.'den.

 

Sorumluluk fert fert bizde

Toplum olarak bizler siyasetçilerden hep şikâyet ederiz. Ama seçim dönemlerinde belediye başkanı yahut milletvekili makamlarında görmek istediğimiz kimseleri siyasi partilere önermez hatta desteklemeyiz. Bizler kitlesel talepler sunabilsek, her türlü eksiklik hatta kirlenmişliğe rağmen hiçbir parti, kitlesel talepleri görmezlikten gelemez. Birini görmese diğerini görmek zorunda kalır. Görmezse sandıkta gösterirler.

 

Kimileri rakiplerinden çok fazla oy aldığı zaman kendini yeryüzünün ya da bölgesinin tanrısı sanıyorlar. Bu yüzden bir belediye başkanı seçimi burun farkı ile kazanmalıdır. Aksi halde dört yılınızı heba eder, son yılda da makyajlı sihirbazlık yapmaya kalkar. Yakın tarihimizi sayamayacağımız kadar örnekle doludur.

 

Aslında idareciler, toplumun birer parçasıdırlar. Onlar toplumun, toplum da onların aynasıdır. Allah c.c. “Muhakkak ki bir toplum özlerini iç dünyalarını değiştirip bozmadıkça, Allah da onların durumunu değiştirip bozmaz. Allah'ın emirlerinden yüz çeviren bir kavme bir kötülük dileyince, artık onu geri çevirecek yoktur. Onlar için O'ndan başka bir veli koruyup yardım eden yoktur” buyurur  Ra'd suresi 11'de. Peygamber Efendimiz s.a.v. ise “Siz nasılsanız, öyle idare olursunuz.” buyurmuşlardır.


Bir topluluk beğenmediği idarecileri değiştirmek için çaba harcamıyorsa eleştirme hakkına da sahip değildir. Biz istesek de değişmez diyenler, gerçekten istemeyen ve mevcut durumdan razı olanlardır. Çevre şartlarını bahane ederek "alternatif" isteyen kimseler bunu için gayret sarf eder. Bulmak için aramak gerekir. Arayansa er ya da geç bulur.

 

Benim de Rabbimdir
Abdullah bin Mihran anlatıyor: Hârûn Reşîd hacca gitmişti. Dönüşünde bir müddet Kûfe'de istirahat etti. Sonra yola çıkacağı zaman herkes kendisini yolcu etmek için sokağa döküldü. Behlûl-i Dânâ ise sokakta çocuklarla oyun oynayıp eğlenmektedir. Tam o sırada Hârûn Reşîd'in develer üzerindeki muhteşem kafilesi gözüktü. Çocuklar da Behlûl 'ü bırakıp kervanın seyrine koyulurlar.
Hârûn Reşîd'in geldiği sırada Behlûl yüksek sesle: "Ey Hârûn!" diye seslenir.
Hârûn, perdeyi kaldırarak: "Buyur Behlûl, ne istiyorsun?"

Behlûl "Ey Müminlerin Emîri! Eymen bin Nâil, Kudame bin Abdülâmir'den bize şöyle haber verdi ve dedi ki: "Ben Resûl-i Ekrem'i Arafat'tan dönüşte görmüştüm. Kızıl bir deveye binmişti. Yanında kimse dövülmediği gibi, kimse de kovulmazdı. "Yol verin, yol verin!" diyen münadileri de yoktu. Sen de bu usûle riâyet eyle. Bilmiş ol ki; tevâzu ile yolculuk etmen, kibir ile seyahatinden hayırlıdır."

Behlûl: "Bağdât ve etrafını nûrlandırıp aydınlatacak hediyeler götürüyor musun?" dedi.
Halîfe: "Bu hediyeler nasıl olur?" deyince Behlûl: "İnsanlara Allah-u Teânın sevgisini, O'ndan korkmayı, onlara örnek olacak şekilde hâl ve hareketler, onlar hakkında temiz ve güzel düşüncelere sahip olmak en güzel hediyedir" dedi


Bunu dinleyen Hârûn Reşîd ağlayarak: "Ey Behlûl, biraz daha anlat!" diye rica etti.
Behlûl:"Memleketinin bir köşesinde bir mazlum zulme uğrasa, sen memleketin diğer köşesinde bile olsan, Allah-u Teâlâ bunun hesabını senden soracak. Allah-u Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de; "Şüphesiz ki iyiler Naîm Cenneti'ndedir. Kötüler ise Cehennem'de." buyurdu (İnfitar sûresi 13-14). Âhiret'te, Cennet veya Cehennem dışında gidilecek üçüncü bir yer yoktur. O hâlde hazırlığını buna göre yap" dedi

Halîfe: "Amellerimiz hakkında ne dersiniz?" diye sordu.
Behlûl: "Allah-u Teâlâ'dan korkarak ve emrettiğine uygun olarak yapılan amel makbuldür." buyurdu.


Halîfe: "Peygamber Efendimizle, akrabalık olarak yakınlığımız hakkında ne dersiniz?" diye sordu.
Behlûl: "Peygamber Efendimize akrabalıktan ziyâde, bildirdiği hükümlere bağlılıkta yakın olmak daha mühimdir."

Halîfe: "Peygamber efendimizin şefaatine kavuşabilecek miyiz?"
Behlûl: "Onu Allah-u Teâlâ bilir."
Halîfe: "Nasıl yaşayalım?"
Behlûl: "Allah'tan kork. Her hâlinde Muhammed s.a.v.'in sünnetine tâbi ol. Bu durumda en kârlı yolu seçmiş olursun."
Halîfe: "Çok güzel söylüyorsun, şu hediyemi kabûl et."
Behlûl: "Onu kimden aldınsa ona ver. Dünyadaki sahipleri yakana yapışmadan önce, verenin yoluna harca. Bunu burada yap. Ahirete kalırsa onlara bir şey bulup veremezsin, râzı edemezsin."

Parayı almayınca, Hârûn Reşîd: "Para borcun varsa onu ödeyelim." dedi.
Behlûl: "Kûfe'de birçok ilim sahipleri vardır. Borç ile borcun ödenmeyeceğinde ittifak etmişlerdir." dedi.

Hârûn Reşîd: "Bâri ihtiyacını temin edelim." deyince,
Behlûl: "Allah-u Teâlâ senin Rabbin olduğu gibi, benim de Rabbim'dir. Seni hatırlayıp beni unutması muhâldir." buyurdu. Hârûn Reşîd, bu sözleri işitince ağladı.

İbret alana

Bugün şehirler, belediyenin adından çok, başkanları isim ve resimleri kaplar. Belediyelerin kaynakları başkanları reklam bütçesi olarak harcana dursun, Celâleddin Karatay'ın, meşhur kervansarayının açılışına giderken bir konak mesafe kala “nefsime bir büyüklenme ve riya gelmesinden edişe ediyorum” diyerek yerine vekil göndererek geri dönüşü, günümüz yöneticileri için kitap sayfalarını süsleyen birer hatıran ibarettir. Bugün bir ürünün ambalajına gösterilen hassasiyet, o ürünün içeriğine, bir insana ve bir şehre maalesef gösterilmiyor.

 

Dünya Mimarlar Birliği Başkanı'nın 2005 yılındaki İstanbul gezisinde söylediği “Bana kimse İstanbul'daki bu yapıları Mimar Sinan'ın torunlarının yaptığını söyleyemez” sözünü hatırladığımızda Başbakan'a ve muhalefet liderlerine, başkan adaylarını belirlerken büyük bir sorumluluk düşüyor. Çünkü vebalin ortaklarıdırlar.

 

Son sözü Halide Nusret Zorlutuna'nın 'Dünya bu' adlı şiirinin ilk bölümüne bırakalım. Onlar kadar güzel yazabilsek sözü bu kadar uzatmazdık affola.

Yüzüne çok gülerler yüzde yüzü yalandır

Menfaat kaygusudur hepsi filan falandır

Âlemin göz diktiği cebindeki son kalandır.

Cebin delikse eğer vermezler bir yudum su

Aldırma adam sende hepsi geçer dünya bu

Dünyanın gailesi nefsin hilesi çoktur
Alperen saka/okuyan biliyor
Nefsin hilesi çoktur Sual: Nefsin hileleri bilinirse nefsi terbiye etmek daha kolay olur. Nefsin hileleri nelerdir? CEVAP İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Nefs-i emmareden hasıl olan kötülükler, insanın kendi hastalığıdır. Öldürücü zehirdir ve kullukla bağdaşmaz. Dışardan gelen kötü istekler, şeytandan gelmiş olmakla beraber, geçici hastalık olur. Ufak bir ilaç ile, kolayca giderilebilir. Kur�an-ı kerimde, (Şeytanın aldatması, elbette zayıftır) buyuruldu. En büyük düşmanımız, nefsimizdir. Can düşmanımız, her zaman yanımızda bulunan bu azılı arkadaşımızdır. Dışarıdaki düşmanımız, bu iç düşmanın yardımı ile bize saldırıyor. Onun yardımı ile bizi yaralıyor. Varlıklar içinde en cahil olanı, insanın nefsidir. Çünkü, nefs-i emmare kendine düşmanlık yapmaktadır. Hep, kendini yok edici şeyleri istemektedir. Her isteği, Allahü teâlânın yasak ettiği şeylerdir. Her işi, sahibi olan ve bütün iyiliklerin sahibi bulunan Allahü teâlâya karşı gelmektir. Hep, kendi can düşmanı olan şeytana uymaktadır. (3/27) Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki: Gençlik, ömrün en kıymetli, İnsanın sıhhatli, kuvvetli olduğu zamandır. Bu zaman, her gün geçiyor, azalıyor, ihtiyarlık yaklaşıyor. Yazıklar olsun ki, en şerefli, en lüzumlu iş olan, marifetullahı kazanmayı, hayal olan ömrün sonuna bırakıyoruz. En şerefli olan zamanlarını, en zararlı, en kötü şey olan nefsin arzularına kavuşmak için sarf ediyoruz. Peygamber efendimiz, (Yarın yaparım diyenler, aldandı) buyurdu. Allahü teâlâ, insan ve cinleri marifetullaha ve Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşmak için yarattı. Nefslerimizin arzuları peşinde koşan biz ahmaklar, ne zaman aklımızı başımıza toplayacağız? Ne zamana kadar bu nimetten mahrum kalacağız? Nefsi ve şeytanı sevindirmeye ve Allahü teâlânın rızasından mahrum kalmaya daha ne kadar devam edeceğiz? Dünya lezzetleri nefsin arzularıdır. İnsanın, Allahü teâlânın marifetine kavuşmasına mani olan en kuvvetli düşman da nefsin arzularıdır. Bu arzular bitmez ve tükenmez. Hepsi de çok zararlıdır. (Maksudun, mabudundur) sözü meşhurdur. (Nefslerinin arzularını ilah edinenler) âyet-i kerimesi, bu sözümün vesikasıdır. (1/65) Nefs hakkında Yunus Emre de der ki: Hak bir nefs verdi ki bana, ha demeden hayran olur Bir an gelir neşe saçar, bir an gelir giryan olur. Bir an gelir dilsiz olur, söz söylemez kalır naçar Bir an dili hikmet saçar, dertlilere derman olur Bir an çıkar Arş üstüne bir an iner yer altına Bir an denizde damladır, bir an taşar umman olur Bir an cehalette kalır hiçbir şeyi bilmez olur Bir an irfan kaynağıdır, hikmet ehli Lokman olur Bir an giderek camiye yüzünü sürer secdeye Bir an varır kiliseye İncil okur ruhban olur Bir an gelir İsa gibi, ölmüşleri eyler diri Bir an çok kabarır kibri, Firavunla Haman olur Bir an döner Cebraile rahmet saçar her mahfile Bir an biter her gaile miskin Yunus hayran olur Yunus Emre�ye nazire olarak deniyor ki: Bir an gelir dost iken, yedi kat bir el olur Bendini yıkıp geçen kükremiş bir sel olur Bir an gelir, durulur, tatlı bir pınar olur, Herkese gölge veren büyük bir çınar olur Bir an gelir para der, haram helal ayırmaz Bütün dünya verilse, aç gözünü doyurmaz Bir an gelir inanır, hak ehlinin sözüne Vurur iki dizine, yaşlar dolar gözüne Bir an gelir sert bakar gözünde şimşek çakar Yılların kazancını, tutar bir anda yakar Bir an gelir, iyidir, kötüye düşman olur Bütün yaptıklarına, utanır, pişman olur Bir an gelir, saçmalar, ayarsız densiz olur İman İslam tanımaz kıpkızıl dinsiz olur Bir an gelir uysaldır, her şeyi kabul eder Bâtılları bırakır, hakkın yolunda gider Bir an gelir tanımaz, herkese ağyâr olur Mazlum canlara kıyar, azgın canavar olur Bir an gelir harama kapatır gözlerini Hatırından çıkarmaz Resulün sözlerini Bir an gelir zulmeder, ruhumuzu inletir Ne naneler yedirir, ne mavallar dinletir. Aman ha aman, nefse uyanın hali yaman Onun hilesi çoktur, tükenmez hiçbir zaman.
Çarşamba, 15 Ekim 2008 10:40
Kemal Özer ve Yerel Tanrılar
İbrahim Faik Bayav
Sayın Kemal Özer'in, belediyelerle ve seçilmelerle ilgili anlatmak istediklerini, bu milletin fertleri biliyorlar. Bu yazdığıyla bir şey daha öğrenildi: Yerel tanrılar! Bülent Arınç, Kemal Özer'in bildirdiğine göre, halk tarafından en çok sevilen kişilerden biriymiş! Sebebi de şuymuş: Çok okuyan biriymiş, sözü odun gibi çıksa da o sözün hakikat olmasına gayret edermiş! Bülent Arınç'tan bir söz aktarmış Özer: ''Milletvekilleri, kanunla açıkça yasaklanmamış olsa da şüpheli işlerden sakınmalı, uzak durmalıdır./ /Dindar olan kişi, şüpheliden bile sakınmalıdır.'' Sayın Bülent Arınç'ın sevilebilmesi için bu söz yeterli değil. Bu sözü belki odun gibi görebiliriz. Fakat, hakikatten bir nebze olsun yansıtıyor mu, anlamak gerek. Bir iş şüpheli ise, Meclis'te koltuk kapanların görevi, o şüpheyi anladıklarında, doğru veya yanlış hükmünü oluşturmaktır. Şüpheli görülen işteki o şüpheyi gidermektir. Diyelim ki, (vekil yapmış, vatandaş yapmış farketmez) bir kez şüpheli iş oluştu. Bir iki kişiye menfaat, çok kişiye de, acınacak durum getirdi. İkinci kez ona imkan verilmemesi gerekir. O iş yanlış bir iş ise, yasayı çıkarıp, başka kişilerin de işlemesinin önüne geçilmesi gerekir. Ama, bu çalışma, Sayın Arınç'ın partidaşlarının da, yanlışın yanlış olduğunda karar kılmalarıyla mümkündür. 'Dindar olan kişi' tanımına gelirsek, ben derim: Yasa ile doğru veya yanlış belirtilsin ki, dindar kişi, yaşamın gülgülesi içinde, bir de, karşısına çıkan işin şüpheli mi, şüphesiz mi, sorusunun cevabını bulmak için uğraşmasın. Sayın Kemal Özer'in tesbitine göre, vatandaşların kimisi, politikacılardan şikayet edermiş. Aslında yapılması gereken, politikacılardan şikayetçi olmak değil, seçilmesi gerekenleri, politikacı olarak siyasi partilere önermeleri gerekirmiş. Önerilenleri geçmişte gördük. Bir partinin içine beğenilir olarak girdiler, bir zaman sonra beğenilir tarafı kalmamış hâlde oradan çıktılar. Milletin çoğunluğu, partilere de, partilerin buluştuğu yere de demokrasinin ve insan haklarının öne çıkarılması önerisini yapıyor durmadan; ''Nah!'' cevabı alıp yerine oturuyor. Vatandaşların, bu aşamada, idareci görmek istediklerinin önerisini yapması, boşa kürek sallamak gibi birşey. * * * Allah'ın Resulü Muhammed buyurmuş: ''Siz nasılsanız öyle idare olunursunuz'' Amentü ve saddaktü! Çevremde de... gezdiğim şehirde de... cebine çeşit çeşit kredi kartını koyup, olmayan parasıyla alışveriş yapanları görüyorum hergün. Kişi, günü gelince aldığı ürünlerin borcunu ödiyemiyor. Ödiyemeyince de, kazık gibi faiz cezasıyla karşı karşıya kalıyor. Allah'ın Resulü Muhammed'in sözünü teyid için söylüyorum. Bu ve buna benzer yaşam şeklini benimsemiş toplumun başına, bu veya buna benzer şeylerin yanlış olduğunu söyliyebilecek bir idareci gelmez. Gelmeyince de politikacılardan şikayet de bitmez. * * * Bir toplum, beğenmediği idarecileri değiştirmek için nasıl çaba sarf etsin Sayın Özer? Yalnız bir grup insanın çaba sarfettiğini gördük geçmişte. Onların çabaları üst katlara yakın olduğundan neticeye ulaştı. Sayın Özer'in durduğu yer, bahsi geçen üst katlara yakın bir yerde her hâlde ki, ''Biz istesek de değişmez'' diyenleri yadırgıyor. * * * Sayın Kemal Özerin sutununa aldığı Behlül-Harun Reşid kıssası mükemmel. Harun Reşid'in, Behlül'e sual yöneltmesinin sırrını bilmiyoruz. Ama, Behlül'ün cevap olarak söyledikleri, toplumlara iksir olacak sözlerdir. Bu kıssayı okuyunca, Bediüzzaman'ın Abdulhamid'in saray sakinleriyle yaptığı konuşma geldi hatırıma. Demek ki her devirde, bir Reşid çıktığı gibi bir Behlül de çıkıyor. * * * Halide Nusret Zorlutuna'ın beş mısraıyla yazılasını bitiren, beni de bu yazısıyla yorum yazmaya sevkeden Sayın Kemal Özer'e teşekkürümü sunarım.
Salı, 14 Ekim 2008 22:07
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Piyasalar
  Alış Satış
Euro 2.0585 2.0684
Dolar 1.5118 1.5191
Sterlin 2.2570 2.2688
RÖPORTAJ
Anket
Yerel seçimler yaklaşırken, partiler arasındaki yarış da kızıştı. Peki sizce bu yarışı kim kazanacak?










Foto Galeri
Videolar