Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kemal Özer
Yeni bir kapatma davası daha mı?
Perşembe, 10 Temmuz 2008 02:34

DTP hakkında açılan kapatma davasında sözlü savunma yapan Yargıtay Başsavcısı, DTP'nin kapatılmasını istemini tekrarlamıştı.

Yalçınkaya sözlü savunmasında “Bu parti Anayasa'nın temel ilkelerine, devletin bütünlüğüne karşı faaliyetler içindedir. Teröre destek vermekte adeta terörizmin kontrolü altındadır. Bu nedenle kapatılmalıdır” iddiasını sürdürmüştü.


Başsavcı, Ak Parti'nin kapatılma davasında yaptığı sözlü açıklamasında ise 'Ak Parti'nin laiklik karşıtı söz ve eylemlerin odağı olduğu gerekçesiyle kapatılması'nı istemiş ve savunmasında 'Türban, yeşil devrimin sancağıdır' şeklinde bir cümle ile davayı daha da trajikomik hale getirmiştir.

 

Eski Başsavcı Vural Savaş ise Refah Partisi hakkında açtığı kapatma davasında, RP'liler için 'habis ur' gibi ebede mugayir sıfatları tercih etmişti.

 

Türkiye'de 22 Temmuz seçimlerinde yüzde 0,37 oy alan bir parti var. Lideri şu an 'Ergenekon terör örgütünün üst düzey yöneticisi olmak ve Devlete ait gizli belge ve bilgileri temin etmek' suçlarından dolayı tutuklu. Bununla da sınırlı değil… Partinin başka yöneticileri de aynı suçlardan dolayı tutuklular. Hatta yayın organlarının yöneticileri de…

 

Geçen bir dostum bu partiyi kastederek 'başsavcı kapatma davası açtı mı?' diye sordu. 'Niye açsın ki? Yoksa açmasını mı istiyorsun' dedim. 'Hayır… Ama Yargıtay Başsavcıları dava açmadan duramaz ki. Kendilerini işsiz hissederler. Birde meşhur olmanın en iyi yolu dava açmaktır. Dava açmayan başsavcıyı kim tanır? Google çıkalı işlerde kolaylaştığına göre neden olmasın…' dedi. 'Açmadı, açsaydı sağır sultan bile duyardı' dedim.

 

Sonra başsavcının yöntemini izleyerek 'google'a sordum. Google'da bilmiyor... Oda duymamış... Hatta ne Başsavcı ne de Yarsav delil toplamak için 'Google'da araştırma bile yapmamış…

 

Hiçbir partinin katılmasını kabul etmek doğru bir düşünce değil. Suç kişiseldir. Suç işleyeni cezalandırdığınız zaman, kişiye bağımlı bir parti ise zaten kapanır. Elbette İP'i ipe çekmeye de gerek yok.

 

Ancak 'Ergenekon'un avukatı' için durum çok vahim gözükür. Yaşar Nuri biz zamanlar Baykal için 'Ben damarlarında haram lokma olmayan bir yağız delikanlı buldum. Bu Türkmen Alperi'yle hayallerime koşabilirim' diyerek seçmeni kandırdığı günleri unutup 'Allah ile Aldatmak' adlı [okumaya asla değmez] bir kitap daha yazmış. Aynı Yaşar Nuri Baykal için 'CHP'de Allah demeyi bile laikliğe aykırı diye düşünen adamlar var. CHP'deki bu adamlar bana musallat oldu. Deniz Baykal'dan lider falan olmaz, ben bu kanaatteyim' diyor. Aslında Yaşar Nuri'nin CHP ve Baykal için söylediği bu son sözler kendisi için söylenmesini çoktan hak ediyor. Yani Yaşar Nuri 'Allah için' bizi aldatmış. Yaşar Nuri nasıl ki, Baykal için söylediklerini yalamak zorunda kalmışsa bu kitapta yazdıklarını da aynı yapacak.

 

Bir türlü başbakanlık koltuğuna oturamayan Baykal 'fatura usulsüzlüğü'nden bir daha siyaset koltuğuna oturması da engellenecek. Baykal kendi kazdığı kuyuya düşecek. Kimileri 'Erbakan Hoca için işleyen yasalar Baykal için işlemez' dese de ben öyle düşünmüyorum. Baykal'ın yenmesi gerekiyorsa onu da yerler.

 

Fakat bir gerçek var ki: CHP hem bu ülkeye hem de Atatürk'e yük. CHP'de Yaşar Nuri'den farksız değil… Bu CHP'yi ne ülke, ne de Atatürk taşıyabilir. Doğru olan CHP'nin bir an evvel kendini fesh etmesidir. [Tebessüm etseniz de bu günler uzak değil. 'SSCB'nin yıkılmaması için 100 neden' adlı kitabı yazan yazar 'SSCB'yi yıkan bir neden' adlı kitabı da yazmak zorunda kaldı. Kim bilir böylece aklı başında bir sol muhalefet partisi kurulur da herkes rahat eder.

 

Parti kapatarak bir yere varılamayacağı ortada. Türkiye'de, hukuka inanç büyük oranda kayboldu. Böyle bir inançtan söz edilebilir miydi ki kaybolsun [siyasi olmayan davalarda elbette] diyenlerdenseniz sizde haklısınız.

 

İstiklal Mahkemesi(!)'nin verdiği kararlardaki 'sanığın idamına, tanıkların bilahare dinlenmesine' şeklindeki bir süreçten sonra, bugünlere gelinmesi bile bir nimet diye de düşünebilirsiniz.

 

İstiklal Mahkemesi(!) cellâtlarından Kılıç Ali'nin oğlu Altemur Kılıç'ın 7 Mart 2003'te 'İskele Sancak' adlı programda “Babam az bile yapmış ki, sizin gibiler hâlâ ortalıkta dolaşıyor!” diyor, Abdurrahman Dilipak'a. Demek ki babası hala hâkim olsa, Dilipak size ömürler..!

 

Hukuka inancın yok olmasının kime faydası olur? Bir ülkede, içeriğini beğenmeseniz bile var olan hukuk kurallarına herkes uymalıdır. Kargaşadan ancak leş kargaları beslenir. Bu yüzden ülke ne zaman bir adım atsa leşten beslenenler kargaşa çıkarıyorlar. Mevcut sistem ve yasaların beğenmediğiniz yönlerini, hukuk içerisinde kalarak eleştirmek hatta değiştirmek herkesin hakkıdır. Bu tür taleplere de herkes saygı duymak zorundadır.

 

Hukuk herkese lazım, hatta darbecilere bile. Hukuk inancının inşası için herkese görev düşüyor. Âdil bile olmasalar kötü bir hukukun geçerli olduğu sistemler, hukuksuzluktan iyidir. Hukukun adil hale gelmesi için herkese görev düşüyor. Eleştirmek yetmez.

 

* * *

 

Anaysa Mahkemesi'nden 4982 sayılı yasa hükümleri çerçevesinde Anayasa'nın 10. ve 42. maddelerinde TBMM'nin yaptığı değişikliği iptal eden kararınıza ait dosyadaki raportör raporunun bir suretinin tarafıma e-posta yoluyla gönderilmesini talep etmiştim.

 

Mahkeme cevap verdi. “Anayasa'nın 153. maddesi ile 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 53. maddesinin ikinci fıkrasında, Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu, iptal kararlarının gerekçesi yazılmadan açıklanamayacağı belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin 5.6.2008 günlü, E. 2008/16, K. 2008/116 sayılı kararının henüz gerekçesi yazılıp açıklanmış olmadığından dolayı bu kararla ilgili raportör raporunun tarafınıza verilmesine olanak bulunmamaktadır.” Elbette bu cevabı kabul etmem mümkün değil ve bu yüzden BEDK (Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu)'na şikâyet hakkımı kullandım.

 

Anayasa'nın 'Anayasa Mahkemesinin kararları' başlıklı 153. maddesi “Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir. İptal kararları, gerekçesi yazılmadan açıklanamaz” diyor. Mahkeme gerekçesini yazmadan, kararını açıklamayı kendisine uygun görürken; raportörün raporunu talep sahibine vermemeyi hukukla izaha kalkıyor. Hani meşhur bir atasözümüz var ya: “Ele verir talkını kendi yutar salkımı” Bunu tamda Anayasa Mahkemesi için söylemişler.

 

 

 

Ben okudum
misafir
Sayın yazarın dediğine bakmayın, bence herkesin Sn.Yaşar Nuri Öztürk' ün '' Allah ile aldatmak'' adlı kitabını okumasını tavsiye ederim.ben okudum Kitap müslümanlığı kullanan yobazların neleri nasıl yaptıklarını çok güzel anlatıyor.Bu kitabı okumayın diyenler hiç kitap yazmışmı merak ettim.....
Cuma, 11 Temmuz 2008 15:52
Yeni bir aynı yazı daha mı?
Hasan Kaya
Sayın yazarın bu yazısındaki görüşlerinin birçoğuna şahsen katılmakla beraber, aynı görüşleri bir aydır sağda solda dinlemekten, okumaktan ezberlediğimi, bu nedenle bu yazarımızın şahsında tüm yazarlarımızı illa bu malum konularda yazacaklarsa özgün düşüncelerle okuyucu karşısına gelmeye davet ediyorum.
Cuma, 11 Temmuz 2008 11:47
AYM ye müracaat
Adnan KATİPOĞLU
Kemal Bey AYM'ne müracaatı ile duygularıma tercüman oldu ve toplumun önünde bir yazar olduğunu gösterdi.Tebrikler ve teşekkürler,başarılar...
Perşembe, 10 Temmuz 2008 16:17
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Piyasalar
  Alış Satış
Euro 2.0585 2.0684
Dolar 1.5118 1.5191
Sterlin 2.2570 2.2688
RÖPORTAJ
Anket
Yerel seçimler yaklaşırken, partiler arasındaki yarış da kızıştı. Peki sizce bu yarışı kim kazanacak?










Foto Galeri
Videolar