Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kemal Özer
Organ Bağışı: Ya da çıkmadık candan ümit kesmek
Pazartesi, 16 Haziran 2008 02:05

Son Cuma Namazını Konya'da kıldım. Cuma Hutbesi'nin konusu 'organ ve kan bağışı' idi. Uzun zamandır bu konuda çalışmalar yapan biri olarak konuyu dikkatle dinledim. Namazdan sonra ise hutbenin metnini edindim ve bir kez daha okudum.

 

Hani cahil cesur olurmuş ya bu hutbe tam böyle ve adeta kaş yapmak için göz çıkarıyor. Bu kısa metnin neresini düzeltmeli bilmiyorum. Biz okuduk, cemaatte yedi demesinler diye birkaç bölümüne değinmemizde yarar var. Süleyman Küçük ağabeyle üç yıldır beyin ölümü ve organ nakli konusunda çalışma yapıyoruz. Hazırladığımız raporumuzu kısa süre de tamamlayarak yayınlayacağız inşaallah.

 

Hutbede yer verilen yanlışlara geçmeden önce bazı satır başlarını dikkatlerinize sunmakta yarar var.

-         Kan bağışı, vericisine zararı bir tarafa yarar sağlaması nedeniyle tartışmalı bir konu değildir. Bu konuda Efendimiz s.a.v. şu tavsiye de bulunur:

İbn Abbas r.a., Rasulullah s.a.v.'den şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Miraç gecesi, hangi melek topluluğuna rastladıysam onlar bana; “Ey Muhammed kan aldırmaya devam et ve ümmetine de bunu emret” diyorlardı” (Tirmizi Tıbb 12, İbn Mace Tıbb 20 Musnet I, 354) Bir başka Hadis-i Şerif'te Allah'ın elçisi şöyle buyurmaktadır: “Aç karınla kan aldırmak daha uygundur. Bunda şifa ve bereket vardır. Kan aldırmak aklı ve hafızayı güçlendirir.” (İbn Mace Tıbb 22)

-         Prof. Dr. Süleyman Ateş, Prof Dr Esat Coşan, Prof. Dr. Cevat Akşit, Prof. Dr. Zekeriya Beyaz: Mehmet Talu, Ekrem Doğanay, Halil Gönenç, Nurettin Boyacılar, Ömer Öngüt, Mısır Müftüsü Ali Cuma, Ayetullah M. Hüseyin Fadlallah gibi uzmanlar beyin ölümü gerçekleştiği ifade edilen kişilerden organ naklini 'cinayet' olarak telakki ederek reddetmektedirler.

-         Prof Dr Hayrettin Karaman ve Diyanet İşleri Başkanlığı ise cevaz vermektedir. 

-         Organ nakli çalışmaları genellikle İzmir merkezli yapılmaktadır.

-         Bazı ilaç firmaları yaşam destek ünitesine bağlı kimseler için, ilaç vb ürünleri üretirken bazı ilaç firmaları ise çok pahalı olan organ nakli, ilaç ve malzemelerini üretmekte, bu tür kampanyaları açıktan ve el altından finanse etmektedirler.

-         TBMM'de Temel İnsan Hakları'na aykırı ve her türlü su-istimale açık bir yasa tasarısı var. Tasarı organ bağışını, herkes için zorunlu hale getiriyor ve bağış yapma koşulu yerine bağış yapmama koşulu getirilmesini istiyor. Bu tasarıya imza atan CHP Milletvekili Ali Dinçer ise vefat etmiştir. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre AK Parti Milletvekili Cevdet Erdöl bu tasarıya sahip çıkmaktadır.

-         Dünya ve ülkemizde suç olmasına karşın organ (mafyalar eliyle) ticareti yoğun bir şekilde yapılmaktadır.

 

Bu girişten sonra hutbeye dönecek olursak; hutbede organ nakli 'ölüden diriye' ve 'diriden diriye' diye ikiye ayrılıyor ve ölüden diriye organ naklinin caiz olabilmesinin şartları sıralanıyor. Bunlardan birinde 'tıbbi ve hukuki ölümün kesinleşmiş olması' şartı getiriliyor. Dinen ölüme ise hiç temas edilmemiş. Hemen şunu belirtmeliyiz ki, ölmüş kişinin göz korneası dışında hiçbir organı işe yaramaz. Hastanede ölen kimselerin ezici bir çoğunluğunun göz korneasının, çoğu kez izinsiz bir şekilde cesetten alındığı iddia edilir.

 

Kornea ile ilgili bir göz sağlığı sitesinde şu bilgiler yer alıyor; “Göz bankaları kornea dokusunu ölüden almak, uygun besleyici ortamlarda saklamak, alınan dokunun nâkile uygun olup olmadığını belirlemek ve doku nakli yapılacak merkezlere ulaştırmak ile yükümlüdür. Kornea, çeşitli nedenlerle ölen ancak korneası sağlıklı yapıda olan kişilerden alınır. Korneaların kullanılabilmesi için kişinin ölüm nedeninin bilinmesi gerekir. Kornea damarsız bir doku olduğu için kan grubu uyumu gerekli değildir. İdeal olarak ölümden sonraki ilk 12 saat içinde kornea alınır. Kornea dokusu alınır ve gözün tümünün alınması gerekmez. Bu nedenle kornea alımı, ölen kişide görünen bir değişikliğine yol açmaz. Uygun olanlar, ideal olarak 7 gün içinde bekleyen hastalara nakledilir.

 

Kişinin bir daha geri dönüşü imkânsız bir biçimde ölümü olarak ifade edilen “tam ölüm hali” ile doktorlar heyetinin tespitiyle karar verilen “beyin ölümü” nün ikisi aynı şey midir? En azından organ bağışına teşvik edilen hatta yer yer baskı altına alınan vatandaş nazarında bu iki ölüm arasında fark var mıdır?

 

Şurası kesin bir gerçek ki; beyin ölümü ile kişinin tam ölümü arasında tıbben çok farklar vardır. Tıbbın kabul ettiği tam ölüm halinde, ruh bedenden tamamen ayrılmakta, bedende canlılığa ait hiçbir emare kalmamakta ve ölüm katılığı oluşmaktadır.

 

Beyin ölümünde ise, 'ruhun bedenden ayrıldığı'na dair emareler olmadığı gibi halen bedende olduğu konusunda tartışma yoktur. Yaşam destek ünitesi de bu sebeple açık tutulmaktadır. Bu sırada vücudun travma nedeniyle bozulan organları hariç olmak üzere, tüm organlar fonksiyonlarını icra eder durumdadır. Beyin bazı fonksiyonlarını kalıcı veya geçici olarak icra edememekte veya beyin hasarı nedeniyle ancak hasarla ilgili olan organlarda sorun yaşanmaktadır o kadar. Dışarıdan verilen destekle hastanın solunumu, beslenmesi, dolaşım ve boşaltım sistemleri faaliyetlerini sürdürmekte, insan canlılığına ait tüm belirtiler ise devam etmektedir.  Bu fark öyle farktır ki gece ile gündüz kadardır ve sonuçları da elbet farklı olmalıdır.

 

Görüleceği üzere organ naklinin yapılabilmesi için, tıp açısından kalbin çalışmasını sürdürmesi yani ruhun henüz bedeni terk etmemiş olması gerekiyor. Ruh bedeni terk etmemişse, dinen de tıbben de kişi yaşamını sürdürmektedir. Ancak vücuttaki hasarlar nedeniyle tepki verememektedir. Dahası organları almak için yapılan işlemde de yaşamın sürmesi şarttır ve bu sırada da hasta destek ünitesine bağlı kalmaktadır. Bu canlı kişi normal bir kişi gibi acı çekmektedir ancak tepki verme gücüne sahip değildir. Acıyı ise canlı kimseler çeker.

 

Hazret-i Âişe r.a. vâlidemizden rivayet edildiğine göre Rasulullah s.a.v. efendimiz şöyle buyurmuşlardır; “Ölünün kemiğini kırmak, onu diri iken kırmak gibidir.(Ebu Davut 3207, İbn-i Mace 1616) Ölüye bile cevaz verilmeyen muamelenin diriye yapılmasına hangi vicdan razıdır? Hutbede ölüden diriye nakil ifadesi kullanılarak olay masumlaştırılmaktadır. Halbuki ortada henüz bir ölü yoktur.

 

Hutbe'de 'diriden diriye organ nakli'nin caiz olabilmesinin şartları da sıralanıyor ve şu maddeye yer veriliyor: 'Organın alınmasının, vericinin hayatını ve sağlığını bozmayacak olması ve bu durumun tıbbi raporla belgelendirilmesi.' Şimdi sormak gerekiyor. Kan hariç başka bir organ var mıdır ki alındığı zaman kişi yaşamını aynı kalitede sürdürebilsin? Tek böbreği alınmış insan ne kadar sağlıklıdır? Bunun takdirini sizlere bırakıyorum. Fakat yeri gelmişken şunu da belirtmekte yarar var. Bazı cerrahlarımız kesme hastalığına yakalanmış durumdalar. Birçok doktor bademcik, dalak, apandisit, safra kesesi gibi organları gereksizmiş gibi görüp tedavi etmek yerine kesip atmaktadır. İnsaf sahibi doktorlar bu yöntemin doğru olmadığını açıkça ifade edeceklerdir. Bunları gereksiz gibi görmek âcizane kanaatimce Allah c.c. “Biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri oyun ve eğlence olsun diye boşuna yaratmadık” Ayet-i Kerimesi ile çatışmaktır.

 

Hutbe “organ nakli açısından Müslüman ile gayrı Müslim, dindar ile fasık ayrımı yapılması doğru olmaz” diyerek çok ciddi bir tartışmanın fitilini de ateşliyor.

 

Bitiş cümleleri ise şöyle “Organ bağışı insanın insana yapabileceği en büyük yardımlardan biridir. Yaşatmak da yaşamak kadar güzel bir duygudur.” Acaba bu hutbeyi yazan ve camilerde irat edilmesine izin verenlerin kaçı organlarını bağışlamıştır? Bu büyük yardımı(!) yapmışlardır? Kendi tabirleri ile bu güzel duyguyu yaşamışlardır? Emin ki pek azı... Peki, yapmadığınız şeyleri niye söylersiniz?

 

Organ bağışı konusunda 'arzu edilen duyarlılık gösterilmemektedir' diyen Diyanet'e, bu hutbeyi okumayı reddetmeyen tüm imamlarınızın bu mutluluğu yaşaması için hemen birer organ bağışı kampanyası yapın demiyorum. MGK'dan karar çıkartıp zorla yapmalarından ve imamlarımızın ezici bir çoğunluğunun da buna itaat etmesinden korkarım.


Hutbenin yazarı hukuki ölümden de söz ediyor. Yazarımız keşke 'hukuken ölüm' tabirini kullandığı metnini yazmadan; hukuken ölümün olabilmesi için kişinin defnedilip, veraset ilamının çıkarılarak, nüfus kaydının düşülmesi gerektiğini bir araştırsaydı. Tıbben ölüm için yaşam fonksiyonlarının tümüyle sona ermesi gerektiğini ve de dinen ölüm sayılabilmesi için ruhun bedeni terk etmesi gerektiğini bilseydi acaba bu hutbeyi yazabilir miydi?

 

Ne dinen ne tıbben ne de hukuken 'beyin ölümü' mutlak ölüm ['le aynı] değildir. Yakınlarının rızası ile olsa bile bugün organ nakli canlının kesilerek organlarının zorla alınmasıdır. Yani 'çıkmadık candan ümit kesmektir. Çünkü organlarını bağışlamadığı için yaşam destek ünitesinden çıkarılan, normal hayatını sürdüren ülkemizde ve dünyada binlerce örnek var. [Sayılamayacak kadar çok örnekten birkaçı: Ölecek deyip fişini çektiler ölmedi. Organları alınırken hayata döndü, Öldü diye fişi çekildi 10 dakika sonra gözünü açtı!..] Üstelik yirmi yıldan fazla yaşayanlar bile varken, bu ümidi kesmek isyan ve tuğyandır. Hele bu kampanyaları düzenleyenlerin kimliklerine bakınca, insan çok ayrı bir dünyaya yolculuk ediyor. 

 

Buradan ilan ediyorum ki: Bana organ gerekirse beyin ölümü gerçekleşmiş birinin organını kimse bana takmasın. Benim beyin ölümüm gerçekleşirse organlarımı kimseye bağışlamıyorum. Kim aksini yaparak organlarımı alırsa, ondan hem bu dünyada hem de ahirette davacıyım. O kişinin cinayetten yargılanması için şimdiden suç duyurusu hakkımı kullanıyorum.

 

Hepimizin bu duruma düşmemesini dilerken, kardeşimiz Hayam Nur (Deadly Kristin)'a aramıza hoş geldin diyorum. Biz insanlara örnek olamadık inşaallah sen olursun…

 

 

 

 

Hutbeye İtirazlar
Recep
Bu cuma günü hatip hutbeyi okurken bizim camide (Selçuk Üniversitesi) birisi hatibe itiraz etti. itiraz konusu ise "Yabancılara organ bağışı yapılıp yapılmayacağı idi". ilgili hutbede ise yapılabilirliğinden bahsediliyordu. Hoca cevap vermedi. Hutbenin sonunda "Arkadaş hutbe metni burda isterseniz alır okursunuz itirazınız varsa da müftülüğe yaparsınız ben burada sizinle polemiğe girmem" diyebildi. Acıdım.
Pazartesi, 16 Haziran 2008 22:36
Teşekkürler
Mahmut Öz
Yüreğinize, bileğinize sağlık... Allah gayretinizi artırsın. Mümkün olabilen her zaman ve zeminde bu hakikatleri dile getirmeli. Ben dahi sizcileyin aynen hiçbir şekilde bana yapılacak her tür organ naklini reddettiğimi, hiçbir organımı bağışlamadığımı, aksi uygulamalardan her iki alemde davacı olacağımı ibraz ediyorum. Bu arada Organ mafyasının da organ bağışında bulunanların listesini ele geçirdiği, bu nedenle bağışta bulunanların korku içinde olduğu şeklinde spekülatif de olsa gerçekliği mümkün ve kuvvetle muhtemel haberler söz konusu. Organ bağışının bu derece reklam edilmesinin arka planında ise malum daha uzun yaşama kaygısını; hayata tüm insanlardan daha büyük bir hırsla bağlı olduklarını Kur'an'dan öğrendiğimiz yahudilerin bütün diğer insanların kendi üstün ırklarının hizmetine verildiği batıl inancı çerçevesinde organize ettiklerini düşünüyorum. Daha genç organlar elde etmek amacıyla kurulan mafya örgütlenmeleriyle organ hırsızlığı örnekleri ara ara gündemimize girebiliyor. Ayrıca bendeniz kan bağışının da Efendimiz'in teşvik ettiği kan aldırmakla aynı olmadığını düşünüyorum. Kan bağışı, kan aldırmaktan farklı olarak temiz kanın verilmesi şeklinde gerçekleşirken kan aldırmada kirli, zehirli, toksinli kanın bedenden atılması söz konusu. Fıkhen de bedenden çıktığında necis hükmünde olan bir maddenin bir başka bedene verilmesine nasıl cevaz vermekteler; anlaşılır bulmamaktayım. üstelik bu noktada da birçok sıkıntı yaşanmakta, Aids'li kan nakilleri, hem kan hem ücret vermek, verdiğiniz kanı alamamak, dolayısıyla kan gibi bir hayat suyunun ticaret nesnesi gibi işlem görmesi her açıdan insan haysiyetine ters muameleler şeklinde tezahür ediyor. Zaten modern tıp zihniyeti insan algısı, insana yaklaşımı itibariyle başlı başına problemli temellerle malül. Bendeniz şahsen asla itibar etmediğim gibi ehl-ü iyalimi de doktorlardan kurtarmış hekimliği ihya gayretine yönlendirmiş bulunmaktayım. İnşaallah insanımız kendini tanımakla tıp sisteminin fayda değil zarar verdiğini anlayacaktır. Bunun için tabii ki hikmete talip olmalıdır. Vesselam...
Pazartesi, 16 Haziran 2008 13:46
Çok teşekkürler
Adem Tatlı
Allah razı olsun. Çok önemli bir bilgilendirme.
Pazartesi, 16 Haziran 2008 13:24
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Piyasalar
  Alış Satış
Euro 2.0585 2.0684
Dolar 1.5118 1.5191
Sterlin 2.2570 2.2688
RÖPORTAJ
Anket
Yerel seçimler yaklaşırken, partiler arasındaki yarış da kızıştı. Peki sizce bu yarışı kim kazanacak?










Foto Galeri
Videolar