Merhum Özal, ailesi ve 'prensleri' nedeniyle çok eleştirilmişti. En büyük eleştiriyi de [bu ülkeye Demirel yetmezmiş gibi birde] Mesut Yılmaz'ı ülkenin başına sarmakla almıştı. Rahmetli, bu hatasını Çankaya'ya çıktıktan çok kısa süre içinde anlamıştı anlamasına ama gereğini yapmak için muhtemelen ömrü yetmedi.
Öyle gözüküyor ki, Özal'ın Ülke'ye yaptığı bütün katkıların üstünü çizen en büyük hatası, Mesut Yılmaz üzerinden oynadığı kumardı. O Mesut Yılmaz ki, girdiği hiçbir seçimi kazanamadığı halde hep başbakan olmayı başarmış bir kişilik. Başbakanlığının ilk dönemlerinde iki kelimeyi bir araya getiremeyen bu kişi için herkes “konuşma arasına reklâm alıyor” diye alay ederdi. O hep görev bekledi. Özal hariç, görev veren herkese 'selam' durdu.
Yıl 1997. Aydın Doğan'ın 28 Şubat'ın Başbakanı Mesut Yılmaz'ı malikânesinde pijama ile karşıladığı, İHA'nın sahibi Enver Ören'inin de bu habere imza atan muhabirin işine son verdiği günler…
28 Şubat 'Post modern Darbesi'nin 'emir eri' Mesut Yılmaz, önce bir aynaya bakar ve sonra TBMM'e kürsüsüne çıkar. TBMM kürsüsünden İmam Hatip Liselilere 'yarasa' diye haykırır!
O tarihte aynaya bakan sadece Yılmaz değildir. Yaşar Dedelek adlı 'Lenk' te aynaya bakanlardandır. Lenk Yaşar, Demirel namlı kişinin partisinden Anap'a gelen vespertiliodur.
O tarihte emir eri Mesut ve Lenk Yaşar'a İHL mezunu üç arkadaş manevi tazminat davası açtık. Dava iki yıl kadar devam etti. Sonunda 'Türk Milleti' adına 'yarasa' haklı bulundu. Bu iğrenç hakareti, bir başkası bu kişilere yapsaydı muhtemelen tazminat ödemek zorunda kalırdı. Bazen yargı (Bülent Arınç'ın yakındığı gibi) söyleyenin kimliğine göre karar verebiliyor.
Bizi sadece yargı yalnız bırakmış değildi elbette... Bir milyon dolayında İHL mezunları da yalnız bıraktı bizi... Sadece üç beş İHL mezununun dava açmış olmasını unutmak ve dava açmayanları affetmek mümkün mü? Elbette hayır! Biri size hakaret ediyor ve siz sessiz kalıyorsunuz. Binlerce İHL mezunu dava açmış olsaydı, acaba yargı aynı kararı verir miydi? Elbette ver(e)mezdi.
Madem TBMM kürsüsünden ülke halkına hakaret etmek serbest ve suç değil… Bu durumda yargı kararı ile tescilli… O halde, bende bir gün bu hakkımı bu kişilere karşı kullanabilirim… Kuşkusuz biz onların seviyesine düşecek değiliz. Ancak şunu belirtmeliyim ki; bu çirkin benzetme bize yapışmadığına göre, sahiplerine çoktan geri dönmüştür.
Mesut Yılmaz, İmam Hatip Liseleri ile Kur'an Kurslarının kapatılması için“Siyasi hayatıma mal olsa bile” demişti. Bu duası kabul edilmiş olmalı ki, siyasi hayatına sona ermişti. Uzun süre hezimet acısını yaşayan 'tiryaki' Mesut'un bir dönem aradan sonra, bir kısım Rizelilere başörtüsü gibi 'rüşvet'ler dağıtarak bağımsız olarak girdi TBMM'ne. Bu, Mesut Yılmaz'ın kazandığı ilk seçimdi.
Hatırlarsınız, Yılmaz'ın Budapeşte'de kaldığı otel lobisinde Veysel Ö. tarafından burnu da kırılmıştı. Alman ekolünden gelen Yılmaz 1 Mayıs 1998'de DGM'ye verdiği dilekçe ile şikâyetinden vazgeçmişti. Burnunu kıran bir adamdan neden şikâyetçi olamamıştı? Önüne bir şeyler konuldu da mı vazgeçmişti?
Son yıllarda Ergenekoncular kendilerine uygun Başbakan arıyorlarmış... Başbakanlık için birçok kişiye göz kırptıkları biliniyor. Mesut Yılmaz bundan mı esinlendi bilmiyoruz ama geçtiğimiz ay Avrupa'da, 'Askerin kışlasına dönmesi beklenemez' diye, absürt bir nidada bulunmuş…
Aynı zevat, Avrupa Parlamentosu (AP), Karma Parlamento Komisyonu (KPK) eş başkanı Joost Lagendijk'e "Müslüman ülkelerde daha saldırgan bir laiklik olmalı. Çünkü İslam daha saldırgan ve elini kaptırırsan kolunu ister" diye kesmeye başlamış.
Bu 'kesmolog' konuşmasının devamında, Lagendijk'e nasihat etmeyi de unutmuyor: “Biz Müslüman ülkelerde yaşayanlar laiklik konusunda daha saldırgan olmalıyız. Çünkü: İslam din olarak daha saldırgan. Bu konuda daha sert olmalısınız, çünkü elini verirsen, tüm kolunu isterler” diyor.
Lagendijk ise “Artık 1923'lerin Türkiye'sinden bahsetmiyoruz, modern Türkiye laiklik anlayışında hafif değişiklikler yapmak için yeterince güçlü ve yeterince laik. Avrupa'da pek çok kişi Türkiye'nin reformlar çerçevesinde farklı bir laiklik anlayışına girmesi gerektiği görüşünde ve AB bu sürecin kontrolden çıkmaması için en büyük garanti” diyerek 'kesmoloji uzmanı'na adeta 'atma Mesut din kardeşiyiz' diyor.
Dünyada Mesut Yılmaz'ı ciddiye alacak kimsenin kaldığını sanmıyorum. Zaten ciddiye almamızı gerektirecek bir muhatap ta yok karşımızda. O sadece görevini yapıyor...