Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kemal Özer
Hangisine ağlamalıyım?
Salı, 06 Mayıs 2008 15:59

Geçen hafta bir yakınımın cenazesindeydim. Akşam saatlerinde oturduğumuz oda birden boşaldı. Sebebini sorduğumda 'bugün tüm 1. lig'in son ikinci maçları aynı anda oynanacak bu yüzden başka bir yere maçları izlemeye gittiler' dedi çocuklar.

 

Odaya yalnız kalmam nedeniyle çocukları etrafıma topladım ve sorular sormaya başladım. Ancak hiçbirinin beni dinlemeye niyeti yoktu. Kız erkek hepsinin de aklı büyükleri gibi maçlarda idi.

 

Fazla düşünecek vaktim yoktu ve para ödüllü bir soru sorarak çocukların ilgisini kendime yöneltmek geldi içimden. Ödüllü bir soru sordum ve doğru bilene parası hemen verdim. Bu kez hepsi birden 'hadi bir daha sor' demeye başlayınca 'tamam' dedim.

 

Sormaya başladım soruları ardı ardına. İslam, tarih, coğrafya, genel kültür, ünlü kişiler, yakın tarih, matematik, zekâ soruları birbirini izledi. Neredeyse sadece spordan sormadım. Zaten spora ait soracak sorumda yoktu.

 

Derken çocuklarla hiç beklemediğim bir iletişim çıktı ortaya. Bu kez kendilerine bir teklifte bulunma kararı aldım. Artık her dediğimi yapmaya başlamışlardı. Önce kendileri ile bir pazarlık yaptım.

 

'Çocuklara sizi istediğiniz zaman sinemaya, tiyatroya götürsem, dvdler ve kitaplar getirsem bana söz verir misiniz?' dedim. İçlerinden yaşı ileri olan biri hatta bir kaçı 'her şeyi yaparız ama…' dedi.

'Ama ne' dedim.

'Biliyorum takım tutmaktan vazgeç diyeceksin. Ben vazgeçmem' dedi.


Daha teklifimi yapmadan gelen bu direnç karşısında önce futbol hakkında konuşmam gerektiğini anladım.

 

Çocukların hepsi pür dikkat dinliyordu. 'Aşırı olmamak kaydıyla futbol oynamanızda hiçbir sakınca yok' deyince çocuklar rahatladı. 'Ancak ben sizin yerinizde olsam futbol yerine voleybol, basketbol, tenis oynardım. Çünkü bunlar hem yormaz, hem kaza riski daha az, hem üstünüzü başınızı daha az kirletir, hem terlemez ve kokmazsınız, hem daha enerji harca daha sağlıklı olursunuz' dedim. Bir kısmı itirazsız kabul etti. Bir kısmı ise hala direniyordu.

 

Derken karşılıklı taleplerimizi birbirimize ilettik. 'Futbolu siz seyrediyorsunuz, zamanınız boşa gidiyor, Birileri sizin üstünüzde para kazanıyor, sizde stres, sigara ve gibi nedenle zarar görüyorsunuz. Futbol oynamanıza karşı değilim ancak futbolu seyrederek fanatiklik nedeniyle zarar görmenizi doğru bulmuyorum' dedim. Tam bu sırada en can alıcı soru geldi bir çocuktan 'Peki o zaman niye Başbakan takım tutuyor, maçlara gidiyor?' dedi. Bir diğeri ekledi. 'Komutanlarda maça gidiyor.' Biri 'Polat bizim takımı tutuyor.' Bir diğeri 'Cumhurbaşkanı bizim takımdan ama fanatik değil' dedi.

 

Genelkurmay Başkanının adı nede dedim çocuğa, bilemedi. Ama kendi takımından olduğunu biliyor. Cumhurbaşkanı'nın adı ne dedim. Sadece Gül kısmını bildi. Başbakanı tanıyorlar hatta biri 'ben onu sevmiyorum bizim takımdan değil' diye ekledi.

 

Çocukların başta sorduğum birçoğu basit soruların yüzde 80'ne doğru cevap veremediği halde futbola ait ülke yöneticilerinin ismini bilmediği halde hangi takımı tuttuğunu bilmesi daha da ötesi kendi takımını tutmayan Başbakan'ı sevmediğini söylemesi doğrusu beni derinden etkiledi.

 

Çocuklara sordum. Babanız, anneniz sigara içerimi ezici bir çoğunluğu 'evet' dedi. 'Peki, sigara içmek faydalı mı' dedim 'Hayır. Üstünde bile öldürür yazıyor!' dediler koro halinde. 'Babanız takım tutar mı?' 'Evet' Bu kez 'bakın çocuklar, ben hiç sigara içmedim. Hiç maç izlemeye gitmedim. Hiç takım tutmadım. Ama yüzlerce kitap okudum' der demez. Bu bilgileri kitaptan mı öğrendin? İnternet zararlı mı? 'İnternet'te sizin adınızı yazdım bir sürü –çok– site geldi? Kola içebilir miyiz? Margarin zararlı mı? gibi sorular gelmeye başladı.

 

Bütün bunlar gösterdi ki bu ülkenin geleceğine hep birlikte ihanet ediyoruz. Eğitim düzeyi düşük, Ülkenin Milli Eğitim Bakanı bile spor taraftarı. Aileler öğretmenler çocukların önünde sigara içiyor. Çocuğun önünde izmariti sokağa atıyor. Toplumun ezici bir çoğunluğu gibi çocukların ezici bir çoğunluğu da spor fanatiği. Nedeni ve sorumluları belli.

 

Ülkenin bağımsız olması gereken Cumhurbaşkanın hangi takımı tutuğunu herkes biliyor. Ülkenin Başbakanı'nı çocuklar başka takımı tuttuğu için sevmediğini söylüyor. Kabinenin birkaçı hariç hepsi fanatikmiş. Ülke yönetimine talip diğer siyasi parti liderleri ve önde gelenleri de aynı durumda. Artık spor yorumcuları yarışma sunuyor. Niye? Çünkü onlar köşe yazarlarından, akademisyenlerden, sivil toplumculardan, siyasetçilerden, habercilerden daha ünlü. Daha çok biliniyor. Hatta TRT bile bu reyting belası yüzünden alıştık spor spikerleri yerine kadın spor spikerini tercih ediyor.

 

Yabancı futbolcuların ayakkabısının kaç liraya, nerede, hangi tarihte satıldığını biliyorlar. Ama başka konulara gelince tüm beklentileriniz boşa çıkıyor.

 

Biz çocuklarla pazarlığa tamamladık. Anlaşmamıza Cansu Yalçın (14), Tunahan Kütük (12), Taha Dağıtan (12), Rumeysa Babalık (14), Zehra Nur Bostan (9), Halit Yalçın (8), Galip Yalçın (5), İsmail Divarcı (7), İsmail Aktaş (6), Ali Aktaş (11), Erkut Yalçın (4), Melikşah Kahraman (12), Kadir Kahraman (6) katıldılar.

 

Hepsi de futbol seyretmeme, takım tutmama sözü verdiler. Bende onları sinemaya, tiyatroya götüreceğim. Kitap, dvd, vcd alacağım.

 

Bu günkü anlamada futbolu insanlığın başına 1860'larda İngilizlerin sardığı üzerinde durulması önemli ama ana konumuz bu değil. Bu afyonun toplumları nasıl fanatikleştirip düşüncesizleştirdiğini konuşmalıyız! Bu alanda israf edilen enerji ve kaynaklar... Bu alandaki ayyuka çıkmış olumsuzluklar… Toplumun önünde duran insanların bile konu futbol olunca nasıl mayıştıkları görmek üzüyor insanı.

 

Cenazeden sonra arabamla eve doğru yola çıktım. Yatsı ezanları okunuyordu. Az sonra kendimi öyle bir trafiğin içinde buldum. Korna sesleri, çığlıklar birbini izleyerek ezan sesini bastırdığını zor bela ara bir sokağa atarak kurtulduğumda fark ettim. Seyir halindeki otomobileri üstüne çıkıp nara atan çılgınların içinden. Kurtulduğuma şükrettim. Mobes'e –insan hakları ihlal kameraları da diyebiliriz– denilen bizi gözetleme merkezindekiler  görmüyor mu bu dehşet anını elbette görüyordur. Ama kendi takımınınkiler oda orada nara diğer fanatikler atıyor yahut karşı takımda açmış ağzını yummuş gözünü olmasınlar sakın.

 

Bunduğum yer cenaze evimi, futbol arenası mı belli değildi? Ben vefat eden yeryüzünde türünü az gördüğümüz nezaket abidesi kayın babama mı ağlamalıyım yoksa ardında bıraktığı bu fanatiklerin haline mi? Yazık ediliyor insanlığa hem de çok.

 

Takım tutmayan yahut tuttuğu takımı açıklamayan Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Enerji Bakanı Hilmi Güler'i ve bu şekilde davrananları tebrik ediyorum.

 

 

 

teşekkürler herşey için
mehtap yalçın
oglum ismail o akşamdan sonra gerçekten farklılıklar oldu tv de kanal gezerken bile maç gördügü zaman gözünü kapatıyo bana hergün sigara içme annecim diyo seni çok seviyorlar keşke bütün büyükler senin gibi olsada çocuklarımız akıllı ferasetli olsa
Cumartesi, 17 Mayıs 2008 16:00
teşekkürler
rumeysa,taha,tuna,ismail
enişte isminizi yazacagım dedin vede yazdın sen sözünde durdun sıra bizde.Sana bir daha söz veriyoruz ki hiç takım tutmuyacagız...
Çarşamba, 07 Mayıs 2008 19:29
Haklısınız
Adem Tatlı
Önümüzdeki hafta bütün şehirleri fanatikler istila edecek. İtfaiye ambulans geç geçebilirsen... İnsanlığı bu tür boş işlerle uğraştıranlara yuh olsun...
Çarşamba, 07 Mayıs 2008 18:55
vay yeni gelen gençlige
mevlüt kütük
toplumda insanlar artık öyle bir hale geldiki günü birlik eglencelerle ugraşmak yeni yetişen çoçuklarımızı bile unutturdular zaten insanlar ya sıkıntılarla oyalandı yada felekten bir gün çalmakla artık ne zaman uyanmamız gerektiginin farkına varacagız bilmiyorum kemal beye bu duyarlılıgından dolayı teşekkür ediyorum slml
Salı, 06 Mayıs 2008 16:36
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Piyasalar
  Alış Satış
Euro 1.8430 1.8519
Dolar 1.3578 1.3643
Sterlin 2.3667 2.3791
RÖPORTAJ
Anket
Ertuğrul Sağlam'ın istifasını doğru buluyor musunuz?








Foto Galeri
Videolar
Rüyalarınızın anlamını öğrenmek için tıklayınız