![]() Kemal Özer
|
Endişesiz insan, ruhunu yitirmiş kişidir. Endişe duyan insanın iki nedeni vardır: Korku ve sorumluluk. Suçlular korkar. Sorumluluk sahipleri ise endişelenir. Bu endişe, kişisel gelecek için yahut ilahi gücün yüklediği misyondan olabilir.
İnanan insan korkmaz lakin endişe duyar. Duymalı… Endişesiz yahut endişesini kaybetmişse, materyalizmin kölesi haline gelmiş demektir. İşte o kişiye acımalı ve yardım etmeliyiz ki: Dağların yüklenmeyip de onun yüklendiği sorumluluğun farkına (yeniden) varsın.
İşini, duyduğu derin bir 'endişe'nin sorumluluğu içinde yapan kimsenin, yardımcısı kuşkusuz Allah c.c.'dir. Bu endişe bazen beklenmedik vesilelerle olumlu, bazen yanlışa duyulan ümitle başarısızlıkla sonuçlanabilir.
Ümitsizlik (Müslüman'a) insana yakışmaz. Ümitsizlik şirkin kapısını aralar. Endişelenmeli ama ümitsizlik asla! Doğruya doğru bir adım atın, en doğrudan size bin adım gelecek…
Her ne kadar hâkim efendi, onu tanımasa bile İsmail Güneş'te 'endişesi olan bir yönetmen. Birçoğunuz onu eserlerinden tanırsınız. Yeni Şafak'tan Ali Murat Güven, unutulmaz eserlere imza atan ünlü yönetmen İsmail Güneş'in dramını yazdı. Yazı haklı sitemlerle dolu…
İsmail Güneş imzalı sinema filmlerinin hemen hepsini izledim. Sinema konusunda birikimli biri değilim ama İsmail Güneş alkışladığım bir insan. İslami hassasiyetleri olan kaç yönetmen sayabilirsiniz ki: Belki cehaletimdendir ama ben Yücel Çakmaklı, Mesut Uçakan ve İsmail Güneş'ten fazla isim sayamıyorum.
Ali Murat Güven'in yazısı, bana iki noktaya değinmemi zorunlu kıldı. Birincisi, Ergenekon gibi ciddi sorunlarla boğuşurken bile, bırakın yakınımızı uzağımızı bile görme mecburiyetinden kurtulamayacağımızı… İkincisi ise bu tür yönetmelerin kıt eser, finans, sinema ve seyirci kaynaklarına rağmen bıkmadan, usanmadan, can siperâne eserler veren insanların eserlerinin, Müslüman camia tarafından acımasızca eleştirilmesidir.
'The İmam' filminde kopan fırtınayı hatırlıyorum. Adeta her kafadan bir ses çıkıyordu. Eserler elbette mükemmel olmayabilir. Hatta hâla emekliyor bile olabilirler. Cesaret aşılamak bir yana, ağır eleştiri yazıları yazanlar ve yapımcıları demoralize eden konuşma ve anti-propaganda yapanlar: Tribünden konuşmak kolay ama yapmak ise zor. Kolayı beceriksizler tercih eder. Soru ise 'endişesi' olanlar.
İsmail Güneş son çektiği 'Sözün bittiği yer' adlı filminin, 70 milyonluk ülkede otuz bin kişi tarafından izlenmesi üzerine hâsılat elde edememiş ve borçlarını ödeyememiş. Ana soruna temas etmeden önce filmi izleyen bazı kişilerin yorumlarına bir göz atalım: “Okulda ders amaçlı izledim bu filmi ve herkesin ortasında hıçkıra hıçkıra ağladım gerçekten muhteşem ötesi bir film olmuş herkesin izlemesi gereken bir film emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler” Mükemmel ötesi bir film olmuş. Sade ve doğal olması insanı ağlamaya mecbur bırakıyor. Oyuncular yeni olmasına rağmen mükemmel iş çıkarmışlar. Ağlamak ve rahatlamak isteyen herkesin izlemesi gereken bir film. Her sahnesinde bilgisayar efekti bulunan filmlerden bıktıysanız hiç düşünmeden bu filmi alın ve doya doya izleyin.” “Müthiş bir film, duygu dolu, hayatın gerçekleri ve bir babanın evlat sevgisi onun için girdiği haller durumlar dürüstlük ağladım hani izlerken öyle söyleyeyim benim abim de aynı hastalıkta Allah herkese acil şifalar versin emeğinize sağlık harika bir film kutluyoruz” “Tek kelimeyle harika bir film… Amerikan filmlerine olan bağlılığımıza neşter atıp Türk Sinemasını ayağa kaldırabilecek her şeyi ile 4x4'luk filmlere gerçekten çok ihtiyacımız var”, “Sinemada her şeyin para olmadığını gösteren çok samimi bizden bir film” daha fazla forum merak eden varsa bu link tıklasın…
Bazı 'endişesiz' kimseler: Bana mı sordu? diyebilirler. Elbette onlara soracak değillerdi.
Meteliksiz dünyaya gelen insan, verdiği zaman hazinesinde hiçbir şey eksilmeyen yaratıcı tarafından çeşitli vesilelerle zengin edilmektedir. Bu zenginliğe erişenlerden Müslüman olanlar içinse, bir imtihan vesilesi olan mal için, ilk ve açık imtihan zekâtla başlar.
Yaşlılar, akşam bir şey yapmak isteyene: 'Sabahın şerri akşamın hayrından iyidir' derler. Elbette doğru. Ancak bazı kimseler vardır ki, akşamın acele olmasını bekler ve güneşin doğmamasını dilerler. Bu kimseler, akşamın hayrını sabahın şerrine tercih eden borçlulardır. Bir borçlunun en rahat ettiği anlar uzun gecelerdir.
İslam'ın beş şartından biri olan zekât, iktisadi, içtimai, siyasi yönleri ve önemli fonksiyonları bulunan bir müessesedir. Bu kadar önemli olduğu içindir ki, Kur'an-ı Kerim'de defaatle namazın ardından anılıp, emredilmektedir.
Zekât'ın kimlere verileceği konusu Tevbe Suresi'nin 60'da: “Zekâtlar Allah c.c.'tan bir farz olarak, yoksullara, düşkünlere, zekât toplayan memurlara, gönülleri İslâm'a ısındırılacak olanlara, hürriyetlerini satın almaya çalışan kölelere, borçlulara, Allah c.c. yolunda çalışıp Cihâd edenlere, yolcuya mahsustur. Allah pekiyi bilendir, hikmet sahibidir” şeklinde ifade edilmektedir
Zekât kimlere verilirmiş?
1- Yoksul ve fakirler,
2- Düşkünler (Miskinler),
3- Zekât toplama memurları,
4- Kalpleri İslam'a ısındırılacak kimseler,
5- Köleler,
6- Borçlular,
7- Allah yolunda çaba harcayanlar,
8- Yolcular.
Zekâtlarını verenler genellikle Ramazan Ayı'nda Zekâtlarını verirler. Sanki muhtaçların sadece Ramazan ayında ihtiyaçları varmış gibi. Amaç ise daha çok sevap(!) almak. Tok nasıl acın halinden anlamıyorsa zenginde borçlunun halini anlamıyor.
Zekât'ın ayrıntısını merak edenler Prof Dr Ali Özek, Prof Dr Hayrettin Karaman, Prof Dr M. Akif Aydın, Prof Dr Mehmet Erkal'ın hazırladığı ve İslami İlimler Araştırma Vakfı tarafından neşredilen İbadet ve Sosyal Müessese olarak Zekât adlı muhteşem esere bakmalıdırlar. Konumuzla ilintisi olması hasebiyle bu eserden kısa bir özet aktaralım:
6- Borçlular
Hanefi Mezhebi'ne göre borçlu 'Borcu olan ve borcundan başka nisap miktarı mala sahip olmayan kimselerdir. Borçlular birçok mezhep tarafından iki kısma ayrılmışlardır.
a- Kendisi için borçlanan kimse
Bu gruba giren borçlu, yiyeceğini, giyeceğini temin veya hastasını tedavi, evlenmek veya çocuğunu evlendirmek, ev, ev eşyası satın almak gibi şahsi veya ailevi ihtiyaçları sebebiyle borç alına giren kimselerdir.
Bu şekildeki borçlanan kimseler içerisinde en önemlileri başlarına aniden bir felaket vb nedenler gelerek borçlanan kimselerdir. Kabisa b. El-Muharik hadisinde Hz Peygamber s.a.v. Başına bir felaket gelip de malı mülkü helak olan kimseye devlet reisinde gidip Zekâttan payını istemesi müsaade etmiş ve söyle buyurmuştur. “Ey Kabisa istemek üç kişiye helaldir. Kefilliğinden dolayı borçlanan kimseye verdiğini alana dek istemek helaldir. Son vazgeçer. Başına bir felaket gelip de malı mülkü yok olmuş kimseye, yaşayışı düzene girene kadar istemek helaldir. Kendisine bir yoksulluk arız olan kimseye de istemek helaldir. Kavminden akıl sahibi üç kişi falana yoksulluk arız oldu diye konuşmaya başlarlar bu kimseye de yoksulluk arız olana kadar istemek helal olur. Bunlar dışında isteyene gelince Ey Kabisa o bir haram kazançtır ki sahibi onu haram olarak yer.” Nesei- Zekât 80-86
İslam, borçlunun borcunu ödemek suretiyle şu iki gayeyi gerçekleştirmiş olmaktadır.
1- Borçlunun, borcunu ödeyerek gece gündüz onu yoran, ezen, sıkıntıdan kurtarmak. Alacaklının istemesinin, mahkemelere, hapis ve sair sıkıntılara düşmesinin önüne geçmek.
2- Borç verene verdiği miktarı ödeyerek onun zarar görmesine mani olmak. Dolayısıyla kişileri birbirine karşı yardımcı olmaya, borç vermeye teşvik etmek. İnsanların faizle borç alma mecburiyetinde kalmalarına mani olmak.
Halife Ömer bin Abdülaziz, valilere şu talimatı yazmıştı. “Borçluların borçlarını ödeyiniz” Valilerden birisi “Birinin borcu var ödemiyor. Ama evi, hizmetçisi, atı ve eşyaları var ne yapayım” diye yazınca Halife Ömer bin Abdülaziz “Müslüman bir kişinin oturacak bir evi, işini görecek bir hizmetçisi, Cihâd edecek bir atı ve evinde eşyaları olması zaruridir. Onun borçlarını da ödeyiniz. Çünkü o da borçludur” cevabını azmıştır. (Ebu Ubeyd 556)
b- Sosyal menfaat için borçlanan kimse
Bu gruba giren borçlular, kişilerin, borçluların arasını bulmak için giren kimselerdir. Cemiyetin iyiliği için borçlanmak örnek bir davranıştır. Bu maksatla borçlanan kimseye de borcunun ifası kadar Zekât verilir. Hastane, okul, cami, çocuk bakımevi, sosyal müesseseler ve sosyal kurumlar için borçlanan kimseler. Bunlara da öncelikle yardımcı olmak ve Zekât vermek gerekir.
7- Allah c.c. yolunda
Allah yolu nedir? Allah yolunun, birisi dar birisi de geniş anlamı vardır. Dar manası: Allah yolunda savaşmaktır. Geniş manası ise; İyilik ve hayra vesile olan işleri, hayır eserlerini kabul etmektedirler. Bazı fakihler Allah yolunun umumi bir tabir umumi olup hepsini içine aldığı görüşündedirler. Reşit Rıza ve Nahmut Şeltut ise “Allah yolundan kasıt fertlerin değil bütün Müslümanların umumi menfaatleridir” görüşündedirler.
Yusuf Kardavi ise her türlü hayırlı hareketi ve Müslümanlara faydası dokunan her türlü teşebbüsü bu çerçeveye dâhil etmektedir. Ancak Allah yolu kavramının içine cami, okul, hastane, çeşme gibi inşaat yerleri asla dâhil edilmemektedir.
Zekâtta Allah yolu denilince acaba hangi mana kastedilmiştir?
Cihâd (gayret) silahla olduğu gibi, lisanla ve kalemle de olur. Aynı şekilde Cihâd, askeri alanda olduğu gibi, sosyal, iktisadi ve siyasi alanda da olur. Şurası önemlidir. Allah c.c.'nin ismini yüceltmek için yapılan her türlü Cihâd Allah yoludur. Bazen da asrımızda olduğu gibi fikri ve ruhi savaşla olur. Bu savaş askeri savaştan daha önemli, daha tehlikeli ve daha tesirlidir. O halde silahla yapılan savaşlara İslam'a davet ve kalplere İslam'ı yerleştirmek için kalemlerle, lisanlarla yapılan savaşları da eklemek gerekir.
1- İslam'da Cihâd denilince bunlara hiçbir zaman askeri savaş anlaşılmaz. Hz Peygamber hangi savaş daha faziletlidir diye sorulunca “Zalim sultanın yanında hakkı söylemektir” buyurmuştur. (İbn-i Mace Fiten 20 – Ahmet B Hambel V, 251) Bir başka Hadis-i Şerif'te ise “Müşriklerle mallarınız, nefisleriniz ve lisanınızla Cihâd ediniz” buyrulmaktadır.
2- Cihâdı bu şekilde geniş yorumlamak nâs (Kuran ve Hadis) ile yorumlamak mümkün olmasaydı bile, biz kıyas ile aynı şekilde yorumlamaya mecbur olurduk. Çünkü her türlü Cihâdla da Allah'ın dinin galip gelmesi, düşmanlarına karşı çıkmak ve Allah'ın ismini yüceltmek kastedilmiştir.
O halde cihâdı bu şekilde anlamak ve böyle yerlere Zekât'ın verilebileceğini söylemek, Allah yolundan kasıt Cihâd'dır diyen cumhurun görüşüne uygundur.
Asrımızda durum
Allah c.c. yolunda maddeten ve fikren, bir başka ifadeyle silahla ve fikren yapılan mücadeleyi Cihâd kabul ettikten ve buralara Zekâtın verilebileceğini belirtelim. Bu hususta ölçü bellidir. Allah c.c.'nin dinini ve dince mukaddes sayılan şeyleri korumak, Allah c.c.'nin ismini yüceltmek için yapılan mücadeleler bir Cihâd'dır. Bu ölçüye uymayanları kabul etmek tabiatıyla mümkün değildir.”
İslam dini dışında başka dinlerde ve toplumlarda Zekât vb bir dayanışma olmadığını görüyoruz. O halde artık zekât verenlerimiz verme şeklerini hep birden sorgulaması gerekiyor. İşte sormamız gereken bazı sorular:
1- Zekât'ın temel gayesini biliyor muyuz?
2- Zekât hangi sosyal yarayı kapatmaya matuftur?
3- Zekâtımızı doğru yöntemlerle veriyor muyuz?
4- Zekât vermedeki önceliğimiz neler olmalıdır?
5- Zekât'ın kimlere ve nasıl vermeliyiz?
Zekâtımızı bakliyatla heba edenler, şu soruyu kendilerine mutlaka şu sormalılar. Acaba Ramazan ayında bakliyat ticareti diyebileceğimiz bu yeni alana taş mı taşıyorum? Verdiğim zekât kabul edilmiş midir? Biz borç içinde kıvransak bir zengin bizim borçları ödeyerek bizi hayata döndürse acaba Allah c.c.'i memnun edip cenneti satın almış olur mu? Kuşkusuz herkesin bir cevabı olacaktır. Ancak bugün zekât verilmesi gereken Borçlular ve Allah yolu maddelerinin en çok ihmal edilmiş maddeler olduğu unutmamalıdırlar.
O halde, borçların yanında özellikle Allah rızası için çalışan, sadece çalışanların katkılarıyla ayakta borçlarla durabilen sosyal müesseseleri desteklemek ve sadece Allah'ın rızası için çekilmiş bir film yüzünden bir ömürlük bilgilerini bile kaybeden bir sanatkârın borcunu ödeme Müslüman zenginlerin görevidir.
Şimdi buradan ilan ediyorum: İsmail Güneş'in bu borcu Müslüman zenginlerin borcudur. Bu filmi satın alarak ya da başka yöntemlerle bu borcu tasfiye etmeyen ne kadar zengin varsa sorumludurlar. Bu ateşi söndürmek İHH, Deniz Feneri, Kimse Yok mu?, Yardım Eli ve Can Suyu gibi yardım derneklerine de düşüyor.
Üç noktayı belirtmezsem çok büyük bir eksik olacağından eminim. Bir, 700 milyar dolarlık bir gayri safi hâsıla olan bir ülkenin zenginlerinin sadece yüzde 10'nun zekâtını verse 2 milyar doları bulur. Bu da bu ülke aç, borçlu ve hasta kimse bırakmaz. Kaldığına göre durumu siz düşünün. İki, şu an Müslümanların en önemli sorunlarından biride helal tüketim maddeleridir. Helal tüketememe Müslümanların en öncelikli sorunudur. Cenneti satın almak isteyen varsa zekâtı bu alanda değerlendirmelidir. Nasıl? Diyorsa cevabımız hazır. Üç, bazı cemaatlerin zekâtları tekellerine alarak zekât verenlerin Ayet-i Kerime'de listenin mağduriyetine neden olmaktadırlar. Bu sorumlulukta onların vebalidir.
Not: Sabah'ın haberine göre Yönetmen Ezel Akay'ın da bilgisayar ve yazıcısı borçlarını ödeyemediği için haczedilmiş. Sinema'nın düştüğü duruma bakın.
| Alış | Satış | |
| Euro | 1.9865 | 1.9961 |
| Dolar | 1.5711 | 1.5787 |
| Sterlin | 2.3159 | 2.3280 |



















