Kapatma kararın ayrıntıları netleşmeye başladıkça ilginç çıkışlarda başladı. Şavaş, Kanadoğlu'dan sonra Sami Selçuk'ta uçmaya başladı. Yok, yeniden oylanmalıymış ta, falan filan… Tartışmaya değmez şeyler.
Önceki yazımızda kapatma kararı ile ilgili söylenen 6+4+1 şeklindeki oylama sonucunun doğru olmadığını 'Kısaca altısı 'kapatılsın' derken dördünün 'hazine yardımının yüzde ellisini kestiği' cezanın dört oyla alınması ayrı bir merak konusudur. Bu şekilde nasıl karar verilebilir? On üye hazine yardımının kesilmesi yönünde oy kullanmışsa, kapatılması yönündeki oyun hiçbir değeri olamaz ve karara da yansıyamaz' cümlesi ile ifade etmiştim.
Aksi halde iki adet sonuç ortaya çıkmış olacaktı ki bu şekilde bir karar yazılamaz. Yazılsa bile yüzde ellilik bir mali yardım kesintisi mümkün olamazdı. Doğrusu bu kararın neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Ancak Türkiye yeniden oylanmasına tahammül edemez.
Mahkeme karar olarak 'bir üyenin karşı oyuna karşın on üyenin oy çokluğu kararı ile hazine yardımının yüzde elli oranında kesilmesine' şeklinde ise de bize ilan edilen sonuç aslında içerdeki tartışmalar değil. Aslında içeride farklı gelgitler yaşanmış.
Gerekçeli karara altı üye tarafından kapatılması yönündeki görüşü yansımayacaktır. Yansısa bile karar önceki bir tartışmadan ibaret kalacaktır.
Karar açıklanacağı gerekçesi ile basın mensuplarının salona alınıp iki saate yakın bekletilmesinin yanı sıra canlı yayın yapan sunucuların kabak tadı veren tekrarlarına neden olmuş bir kısmı da tekrar yapmamak için komik cümlelere kurmak zorunda kalmasının nedeni, Demirel tarafından atanan üye Fulya Kantarcıoğlu'nın siyasi yasak talebiymiş.
Önemli bir neden olmadan bu kadar uzun bir gecikme olamazdı. Kapatma kararının çıkmamasına öfkelenen üye Kantarcıoğlu madem kapatmıyoruz o zaman siyasi yasak getirmeliyiz mealindeki “Siyasi yasaklar oylansın” teklifi süreci uzatmış, tartışmalara neden olmuş. Ancak sonuç getirmemiş.
Önceki yazımızda 'Tarihe tanıklık ettiğini söyleyen raportör (TDK 'yazanakçı' diyor) yahut üyelerden birinin hatıralarını yazmasını mı bekleyeceğiz yoksa benim gibi içeriden bilgilerin sızması pek yakındır diyenlerden misiniz?' sorusu ile içeride yaşananlar çok geçmeden duyulacağını belirtmiştim. Görüldüğü gibi öyle de oldu.
Kantarcıoğlu kendince haklı. Sanırsınız ki nasıl olsa ülkemiz bir krallık rejimidir ve kendisi de 'krallık konseyi'nin üyesi. Buradan bakınca da 1961 darbesinden bu yana hâkimiyet, milletin seçtiği meclisten siyasi görüşlerinin hukuk gibi dayatan bir konseye devredilmiş ise Haşim Kılıç, Fulya Kantarcıoğlu'nun bu isteğine itiraz etmekle cidden 'ayıp' etmiş.
Anayasa'nın birkaç hükmünün iki ay önce çiğnemekle nasıl hiçbir şey olmamışsa bu kez de olmazdı. Bir üyenin gönlünün kırılmasına değer mi? Elbette değer. Bu ülkeye bir Demirel cidden çok ağır geldi. Demirel'in faturasını öde ödem bitmiyor. Ne büyük bir hesapmış bu!
Bu Mason çıkmış şimdi de, "Kuvvet komutanlığı, ordu komutanlığı tevdi ettiğiniz yüksek rütbeli subayların bu duruma düşürülmüş olması, beni de rencide etmiştir, üzüldüm" demiş. Ergenekoncuların tutuklanmasından Demirel'i üzmesine hiç şaşırmadık. Ancak hâla Demirel'in gündem olması ülkeyi rencide ediyor.
Bu ülkede darbeler hemen hepsinin ana sorumlusu Demirel'dir. Gözümü açtım Demirel. Saçıma sakalıma ak düştü hala nursuz Demirel…
Yeter be..!
Bu ülke insanı hangi günahı işledi de bu kişi milletin başına geldi/getirildi.
Mahkeme raportörü, üniversitelere başörtüsü takma serbestîsi getiren anayasa değişikliğinin iptali ile ve Ak Parti hakkında açılan kapatma davası ile ilgili çalışmalarını kitaplaştırma kararı almış. Bizde raportörün raporunun anayasa mahkemesinden istemiştik. Mahkeme ise Anayasa'nın 153. maddesi ile 2949 sayılı Kanun'un 53. maddesini gerekçe göstererek 'raportör raporunun tarafınıza verilmesine olanak bulunmamaktadır' demişti. Bu durumda raportör gerekçeli karar yazılana kadar kitabını yayınlaması imkansız gözüküyor. Kitabın yayınlanması gerekçeli kararın sonrasına kalacağından kimse beklememeli.
Osman Can içerde olup bitenleri de eserinde yer vermeli ki beklemeye değsin. Aksi halde kitap satmaz. Çünkü eninde sonunda bir bu gerekçeli kararı mahkemeden bilgi edinme ile alıp dağıtacağız ve herkes ücretsiz edinip okuyacak. İçeride olup bitenleri öğrenemedikten sonra kitabı almaya da gerek kalmayacak.
Dün iki önemli gelişme daha yaşandı. Birincisi TBMM dün tatile başlaması diğeri ise Anayasa değişikliğinin kapsamının daraltılması. Doğru bu kararı da yadırgamak imkansız. Bu kadar yoğun bir gündem Meclisin tatile girmesini anlamak zor olduğu gibi Anayasa değişikliği konusunda geri adım atmayı düşünmek bile kabulü mümkün olmayan bir durum.
Anayasanın değiştirilmesi için toplum hiç bu kadar hazır değildi. Anayasa değişikliğini için başlatılan süreç nasıl hatalı ise kapsam daraltılması da aynı şekilde hatalıdır. Anayasa değişikliğinin son halini dil uzmanları ve hukukçular verebilirler ancak yazımında Alevi, Sünni, Kürt, Türk, sağcı, solcu, laikçi, anti laik, milliyetçi, liberal, Rum, Ermeni, Arap vb. bu ülkenin mozaiği olan herkesin katkısı istenmelidir. Buda toplumun tüm katmanlarının kurucu rolü üstlendiği yeni bir anayasa demektir. Bu konuda geri adım, kapatma davası sürecini yaşatanların arzuladığı sonucu elde etmesi demektir ki bu işten Ak Parti'nin destek kaybı ile çıkmasını mukadder hale getirir.
Anayasa Mahkemesi'nin Ak Parti hakkında verdiği kararda, 'odak oldun' diyor. En önemli kanıtı ise üniversitelere başörtüsü takma serbestîsi getiren anayasa değişikliği. Ama bu odağın bir de ortağı daha var. Bu ortağa dava açılmadı. Açılmalımıdır? Elbette hayır ve asla! Değişiklik tartışmasını içeriği ayrı bir tartışma konusu olsa da MHP bu değişikliğe destek vererek en doğru işe yapmıştır.
Eğer Ak Parti ve MHP 'odak' ise bir de Ergenekon'un odağı parti var ve Yargıtay Başsavcısı hala bu parti ile ilgili bir iddianame hazırlamadı. Hatta CHP'de millete karşı olanların 'odak' olduğu bir partidir. Başsavcı CHP içinde odaklık iddianamesi hazırlamadı. Neden acaba?