Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kemal Özer
‘Câmiye giriş kaç lira’
Pazartesi, 30 Haziran 2008 03:19

Geçenlerde akşam namazını kılmak için üç arkadaşımla beraber Sultan Ahmet Câmii'ne gittik. Câmiden çıkarken kapıda çok utandığımız, duygulandığımız ve içerlediğimiz bir 'olayla' karşılaştık. Yine Beyşehir Eşrefoğlu Câmii'nde [dünyanın 7 harikasından biri olarak ta kabul ediliyor] ilginç bir 'olay' daha yaşadık. Konunun anlaşılması için 'Câmi'lerle ilgili kısa bir girişten sonra olayları inceleyelim.

 

Câmi [Allah'ın evi], İslâm'ın mâbedi yani ibadet yeri. Toplayıcı, toplayan, kaplayan gibi anlamları var. Aslı ise "el-Mescidü'l-Câmi"dir. Kur'an-ı Kerim'de “câmi” yerine "Mescid" kelimesinin kullanıldığını görüyoruz. Hatta Kabe-i Muazzama'nın da içinde yer aldığı mescide Mescid-i Haram, Peygamber s.a.v.'in mescidine ise Mescid-i Nebevi ve ilk kıblemize ise Mescid-i Aksa diyoruz. Mescid: 'secde edilen yer' anlamındadır.

 

Mescid Latin dillerine "Mosquee" olarak geçmiştir. Bugünse minaresiz küçük ibadet yerlerine 'Mescid' denilirken, minareli ve büyük ibadethanelere ise 'câmi' denilmektedir.

 

'Cem evi' kelimesi aslında câminin Türkçeleştirilmiş hali. Ancak bugünkü 'cem evleri' Câmi'nin karşılığı değil. Çünkü câmi herhangi bir mezhebe ait bir ibadethane değil fakat Cem evleri sadece 'Alevi Mezhebi' mensuplarının kullandığı bir mekândır. Bu nedenle bağımsız bir ibadethane olması 'tevhid' düşüncesi açısından isabetli gözükmüyor. Zaten namaz kılan Alevi kardeşlerimiz ibadetlerini câmilerde ifa etmektedir.

 

İbn-i Haldun 'Mukaddime' adlı eserinde ve Taber'i Tarihi'nde Hz. Âdem a.s.'in yeryüzüne ilk geldiği yer olarak kabul edilen Hindistan'ın Serendip (Seylan) adasında kendisi için bir Mescid inşa ettiğini belirtiyorlar.

 

Kur'an-ı Kerim ise Ali İmran 96'da insanların tümü için yapılan ilk mâbedin 'Kâbe-i Muazzama' olduğunu belirtir. İslam'ın gelişinden sonra inşa edilen ilk mescid ise, Hz. Ebû Bekir r.a.'ın hicretten önce kendi evinde inşa ettirdiği mescittir. Bu mescid, müşriklerin fakir Müslümanları Kâbe'ye sokmaması nedeniyle inşa edilmiştir.

 

İslam'ın ilk döneminde imkansızlıklar nedeniyle mütevazı olarak inşa edilen câmiler, imkanların gelişmesi ile câmi mimarisinde inanılmaz gelişmeler sağlamışlardır. Ortadoğu, Endülüs, İran, Anadolu, Kafkaslar, Hindistan ve Kuzey Afrika bölgeleri başta olmak üzere tüm dünyada muhteşem cami külliyeleri yapılmıştır. Câmi mimarisi Osmanlılar da Mimar Sinan'la zirveye ulaşmıştır. Her bir bölümü günümüz insanın akıllarına bile durgunluk verecek ustalık, ahenk ve zarafettedir.

 

Câmilerin ma'bed olmalarının yanı sıra; yönetim, ilim, kültür ve sosyal merkezi olmak gibi çok önemli fonksiyonları vardır. Câmi mâbettir, mekteptir, irşat yeridir, buluşma yeridir, istirahat yeridir, kültür meclisidir, şiir kürsüsüdür. Kur'an-ı Kerim ise Ali İmran 97'de “Oraya (Câmiye) giren emniyette olur" diyor. O halde Câmi Müslümanların her şeyidir.

 

Dün İstanbul Gösteri Merkezi'nde Mustafa İslamoğlu Hoca'nın 'Hıtâmuhu Misk' programı vardı. Bu yüzden İstanbul Gösteri Merkezi adeta bir Mescid fonksiyonu icra etti. Bu vesileyle belirtmeliyiz ki, meal yayıncılığının ticari bir meta haline dönüştüğü ve sağlıksız meallerin adeta cirit attığı günümüzde, Mustafa İslamoğlu Hoca'nın 'Hayat Kitabı Kur'an-ı Kerim' isimli Tefsir-Meal çalışmasının yayınlandığını ve bu çalışmasının adeta imdada yetiştiğini belirtmekte yarar var.

 

Bugün câmilere kadınların, çocukların gelmesini yadırgayan cahil ve garip insanlar topluluğuna çokça rastlarız. Ne gam ki câmiler; konuşmanın, oturmanın, istirahat edilmenin yasak olduğu mekânlar sanılıyor. Câmilerin fonksiyonsuz hale getirilmesi bilinç bir eylemdir.

 

Gelelim olaylarımıza. Başta da ifade ettiğim gibi akşam namazını kılmak için üç arkadaşımla beraber Sultan Ahmet Câmii'ne gitmiştik. Câmi'nin girişinde bir masa var ve masanın başında bir görevli otuyor. Görevlinin elinde ise para makbuzları var. Biz durumu bildiğimiz için hiç aldırış etmeden girdik namazımızı kıldık. Çıkarken bir adamın 'giriş kaç lira' diye sorduğunu işitince başımızdan kaynar sular döküldü.

 

Bu kişi İstanbul'da misafir. Belli ki İstanbul'a yahut Sultan Ahmet Câmii'ne ilk gelişi. Yüzünden yeni abdest aldığı belli olan bu kişi, akşam namazını Sultan Ahmet Câmii'nde kılmak istemiş. Ama birde ne görsün: Kapının tam önünde bir görevli ve girenlere makbuz kesiyor. Adeta müzeye girer gibi. Bu misafir, gündüz vakti, rüyalarını süsleyen Ayasofya'yı merak edip gidince kendisinden 10 YTL istendiğini görmüştü ve beklide girememişti. Şimdi de namaz kılacağı Câmiden para istiyorlardı.

 

Yine bir grup arkadaşla yolumuz Beyşehir'e düştü. Beylikler döneminin bir benzeri dahi olmayan muhteşem eseri Eşrefoğlu Câmii'nde de yine bir akşam namazı kılmak istedik. Vakit, Akşam ile Yatsı ortasındaydı. Câmiye girerken imam ve müezzin kapıyı kapatmak üzere idi. Misafirlerimizin Ankara ve İstanbul'dan olduğunu, namaz kılmak istediğimizi belirttik. Görevliler 'Bizde insanız. Daha akşam yemeği yemedik. Gidip yemek yiyip, yatsı namazı'na yetişeceğiz' dediler. İtiraz üzerine 'acele edin' dedi. Bir kısım arkadaş kızıp, dışarıda çimlerin üzerinde namazlarını eda ettiler. Bir kısmımız ise girip acele namazımızı kıldık. İki görevli bir gün biri öbür gün diğeri akşam ile yatkı arasında bu tarihi uğrak câmiyi açık tutmayı akıl edememişler. Her gün yüzünden okudukları Kur'an-ı Kerim, 'akledin' dediği halde. İstanbul'dan gel. Eşrefoğlu Câmii'nde namaz kılamadan dön.

 

Bu kez yolum güneş doğarken Üsküdar'a düştü. Hava yağmurlu. İskelenin karşısındaki tarihi camide sabah namazı kılınmış. Mü'minin sığınağı câmiye ben abdest alırken kilit vurulmuş. Son cemaat mahalli ise sergisiz. Gelen herkes baka kalıyor. Namaz kılacak yer yok. Ceketini çıkaran seriyor son cemaat mahalline.

 

Yetişemediğim sabah namazını kaza için İstanbul Esenler Otogar Câmii'ne girmiştim. Bazı yolcular Câmi içinde uyumakta idiler. Bende namaza başladım. Bu sırada bir görevli geldi ve bağırmaya başladı: 'Herkes kalksın. Burası otel değil. Çabuk boşaltın temizlik yapacağız.' Sonra ise hala uyuyanları elinde sopa ile iteleyerek uyandırdı. 

 

2006 İsrail Lübnan Savaşı sırasında kardeşlerimize maddi bir katkımız olamıyor bari 'dualarımızı birleştirelim' belki hesaptan kurtuluruz diye düşünmüştük. Bu nedenle Teheccüd vaktinde Konya Sultan Selim Câmii'nde buluşup, cemaatle Teheccüd Namazı kılıp kardeşlerimize dua edelim istemiştik. Câmi'nin bağlı bulunduğu Müftülüğü müracaat ettik. Talebimiz olumsuz karşılandı. Ardından, o gün Konya Müftülüğü görevine başlayan müftü efendiye gittik. Kendisi bize “Biz Câmilerde film çekilmesine izin veriyoruz da, gece namaz için açılmasına mı izin vermeyeceğiz” dedi ve câmiyi bize açtırdı. Bizde namazımızı kılıp duamızı ettik, ardından da kardeşlerimiz için yardım toplayan Kızılay, İHH, Deniz Feneri, Kimse yok mu ve Cansuyu derneklerine cepten bağış gönderdik.

 

Dilipak'ın tabiriyle 'Câmilerimizde her gün avize, halı, kilim, inşaat gibi bin bir çeşit amaçla para toplanır. Ama borç yüzünden zor durumda kalan, evi barkı haczedilen borçlular için asla böyle bir girişimde bulunulmaz.' Her Cuma günü gereksiz her şey için para toplanması yetmezmiş gibi, üstelik Sultan Ahmet gibi bir cami girişinde [yardım kasaları gibi bir çözüm varken] para toplanması yanlış anlamaları müsait oldukça incitici bir yöntemdir.

 

Son olarak, ilginç ve bir o kadarda trajik bir cami hikayesi daha aktaralım. Bazı Müslümanlar eski seyyahlar gibi ülke ülke dolaşıp camilerde misafir oluyorlarmış. Bu grubun yolu geçtiğimiz yıl Türkiye camilerinden birine düşer. Namazdan sonra geliş gayelerini ve camide konaklamak istediklerini çatpat anlaştıkları imama iletirler. İmam anlayış göstermiş câmide yatmalarına izin verir. Ama ertesi gün durumdan haberdar olan cemaatin ezici bir çoğunluğu izzet ikramda bulunmak bir yana 'Câmide yatılır mı' diye homurdanır. Neyse imam efendi, yaşlı görgüsüzlere durumu izah ederek 'Câmi sizin mülkünüz değil, Allah'ın evi. Yolcuyu evinizde misafir etmek bir yana, birde câmide kalmalarına mı homurdanıyorsunuz' der.

 

Kavramlarımız gibi câmilerinde içini ve ruhunu boşalttık. Namaz kampanyası gibi câmileri fonksiyonlaştırma kampanyası da gerekiyor.

 

 

 

 

UMC
AYHAN CENİKLİ
Yazınız çok güzel olmuş fakat yazınızın beni etkileyen en güzel yeri "2006 İsrail Lübnan Savaşı sırasında kardeşlerimize maddi bir katkımız olamıyor bari 'dualarımızı birleştirelim' belki hesaptan kurtuluruz" inanın böyle bir düşünceye şimdi tüm müslüman kardeşlerimizde sahip olabilse, olabilsede peygamber efendimiz (S.A.V.) zamanındaki gibi birlik ve beraberlik içinde tam bir ümmet olabilsek.
Çarşamba, 06 Ağustos 2008 09:04
teşekkürler
ersin topcu
ağzınıza sağlık üstadım...o kadar güzel tesbit etmişsiniz ki yoruma bile mahal kalmamış...kolay gelsin...iyi çalışmalar
Pazar, 03 Ağustos 2008 13:38
vAZ GEÇİN
mURAT öz
dİNİ KULLANMAKTAN NE ZAMAN VAZ GEÇEÇEKSİNİZ.
Çarşamba, 02 Temmuz 2008 11:08
ALLAH sizden razı olsun
yakup arayıcı
ALLAH sizden razı olsun çok güzel bir konuya değindiniz düşüncelerinize harfiyyen katılıyorum. sizi ve sizler gibi düşünenleri allahım başımızdan eksik etmesin allahım hepimizin yar ve yardımcısı olsun.
Pazartesi, 30 Haziran 2008 16:56
Kampanya Düzenlerseniz Size ilk desteği ben veririm.
Dr. Ahmet FİDAN
Sayın Özer, Camileri Çok fonksiyonlulaştırma" kampanyası düzenlerseniz, ilk destek benden. Her açıdan. İyi bir düşünce kaleminize sağlık.
Pazartesi, 30 Haziran 2008 14:34
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Piyasalar
  Alış Satış
Euro 1.9310 1.9403
Dolar 1.4220 1.4289
Sterlin 2.4090 2.4216
RÖPORTAJ
Anket
Kuzey Irak'taki Kürt yönetimi ile diyalog çözüm mü?








Foto Galeri
Videolar
Rüyalarınızın anlamını öğrenmek için tıklayınız