Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kafkaslardaki savaş ve Türkiye
Kafkasya'daki karışıklığın sebebi Gürcü lider Saakaşvili bölgedeki Hristiyanlaştırma faaliyetleri mi? Sosylog Müfit Yüksel Kafkasya'yı yazdı.
Perşembe, 21 Ağustos 2008 17:23

MÜFİD YÜKSEL* / TİMETURK

6 Ağustos Cuma gününden başlayıp, Güney Osetya üzerinde Rusya ile Gürcistan arasındaki 6 günlük savaşa tanık olduk. Gürcistan askerleri 6 Ağustos’ta işgal etmeye başladıkları Güney Osetya’nın başkentinden çekilmelerine karşın savaş yayılma istidâdı gösterip bir süre daha devam etmiştir. ABD-Batı yanlısı Gürcistan Devlet başkanı Mihail Saakaşvili’nin batıya güvenerek takip ettiği yayılmacı politikasının göstergesi olarak. Güney Osetya’ya asker sevketmesi Rusya’nın sert müdahalesine yol açtı. Burada güç dengeleri konusuna girmek istemiyorum. Zira, Gürcistan gibi yeni bağımsızlığını elde etmiş küçük bir devletin Rusya gibi köklü tarihe sahip, dev bir imparatorluk ülke ve devlet karşısındaki güç dengesizliği ortada. Ancak, Saakaşvili yönetiminin ABD ve Batı ülkelerine güvenerek bu şekil bir maceraya atılmasının ne tür bir felakete kapı araladığı görülmektedir.

KADİFE DEVRİM ÖNCESİ GÜRCİSTAN

Sovyet blokunun çökmesinin ardından Kafkaslarda, önce Osetya ve Abhazya’da sonra Çeçenistan’da birbiri ardından krizler baş gösterdi. Resmen Gürcistan’a bağlı gözüken Güney Osetya’nın Rusya Federasyonuna bağlı kuzey Osetya ile birleşme çabaları 1992’de ilk çatışmaları doğurmuştu.[i] Sonra Rus askerlerinin Güney Osetya’ya BM barışgücü askeri kimliği ile girmeleri sonucu buradaki kriz dondurulmuştu. Abhazya’da ise, Abhazların Çeçenlerin desteği ile çatışmalarda zafer kazanmaları, hatta bir kısım Gürcü askerlerini denize dökmeleri neticesinde, Abhazya resmen olmazsa da fiilen Gürcistan’dan koptu. Buraya da barışgücü askerlerinin yerleşmesi ile sıcak çatışmalar durdu. Yine aynı tarihlerde Gürcistan’da laz kökenli Cumhurbaşkanı Zviad Gamsahurdia’nın devrilip, eski Sovyet dışişleri bakanı Eduard Şevardnadze’nin iktidara gelmesi bölgede yeni dönemin başlangıcını teşkil etti. Abhazya özerk bölgesinin, savaşta yenilgi sonucu fiilen kopması. Güney Osetya’ya Rus barış gücünün yerleşmesi deneyimlerini yaşayan ve zaten Sovyet yönetiminde iken bir hayli tecrübeli bir politikacı ve devlet adamı olan, Şevardnadze 1994’lerden itibaren bölgede denge politikaları gütmeye başladı. Gerek Güney Osetya, gerekse, Abhazya sorunu konusunda artık barışçı bir tutum sergileme eğilimi gösterip, aynı zamanda Rusya’ya karşı Çeçen direnişine destek vererek dengeli bir siyaset takip etti. Şevardnadze, politik deneyimine dayanarak, bunun yanı sıra, Türkiye, Azerbaycan ve İran gibi bölge ülkeleriyle de daha yakın bir ilişki kurdu. Müslümanlara, özellikle Müslüman Gürcülere yönelik de ılımlı bir politika izleyen Şevardnadze bu konuda Müslümanları karşısına almama yönünde hareket etti. Gürcü Ortodoks ve Katolik kiliselerinin sorun oluşturmasına fırsat vermedi.

KADİFE DEVRİM SONRASI SAAKAŞVİLİ'NİN HRİSTYANLIK FAALİYETLERİ

Ancak, 2003 yılında, George Soros destekli, aynı zamanda Türkiye tarafından da desteklenen, Kadife Devrim’in ardından Şevardnadze’nin devrilip, Mihail Saakaşvili’nin ülkenin başına geçmesi ile bu denge politikası tümüyle altüst oldu. Tamamen batı yanlısı bir politika izleyen Saakaşvili yönetimi ilk icraat olarak, Gürcistan bayrağının ortasına ve her dört köşesine haçlar yerleştirdi. Gürcü kilisesini ön plana çıkarıp, tüm Gürcüler üzerinde kilise hegemonyası kurmaya çalıştı. Bu çerçevede, Acara Müslümanlarına yönelerek Hıristiyanlaştırma faaliyetine girişti. Yıllarca Komünist rejim altında dini kimlikleri gayet zayıflamış olan bazı Acara köyleri topluca vaftiz edilerek hristiyanlığa geçirildi. Ve halen de devam eden Gürcü Müslümanları Hıristiyanlaştırma projesinin kapsamı genişletilerek Türkiye’deki tamamı Müslüman olan Gürcü nüfusa da yönelindi. Türkiye’deki Acara, yani Müslüman Gürcülere yönelik “ Sizler Osmanlı tarafında zorla, kılıç zoruyla Müslümanlaştırılarak, göç ettirilmiş gürcülersiniz. Hıristiyan aslınıza dönünüz” şeklinde yoğun misyonerlik propagandaları, bizzat Saakaşvili yönetimi tarafından gerçekleştirilmekte, Türkiye’deki Gürcüler çifte pasaport vaadiyle de kandırılmaktadır.[ii] Türkiye’deki Gürcülerin bir bölümünde var olan dindarlık konusundaki zaafet bu misyonerlik faaliyetlerinin revaç bulmasına zemin hazırlamıştır. Gürcü nüfusun yoğunluklu yaşadığı Artvin ili ile, yine Gürcülerin yaşadığı, Ordu’nun Ünye ve Fatsa ilçeleri ve Samsun’un bazı kasabalarında 40’lı yıllardan itibaren CHP’nin etkili olması, Gürcü toplulukları arasında revaç bulması, 60’lı yıllardan itibaren ise Gürcü nüfus yoğunluklu bu yörelerede Marxist solun yükselişe geçmesi, hatta, 70’li yıllarda Fatsa ve Artvin gibi merkezlerin solun, Marxist solun kalesi konumuna gelmiş olması, adı geçen yörelerdeki Gürcülerin dindarlığına, İslam dinine bağlılığına bir hayli darbe vurmuştur. Sonuçta, dinden uzak seküler bir yapı ön almış, dolayısıyla, Saakaşvili yönetiminin Türkiye’deki gürcüleri Müslümanlıktan koparma Hıristiyanlaştırma faaliyet ve propagandalarına elverişli bir zeminin oluşmasına yol açmıştır.

GÜRCÜLERİN MÜSLÜMAN TÜRK TOPLULUKLARIYLA İLİŞKİLERİ

Oysaki, Gürcülerin Müslümanlıkla tanışmaları bir hayli eskidir. Gürcülerin Müslümanlarla ilk teması Emeviler döneminde miladi 736 tarihinde gerçekleşmiştir. Bu tarihte Kafkasya’da müslümanlarlarla, Hazar Hanı’nın ordusu arasında vuku bulan savaşta Gürcüler ilk defa Müslümanlarla birlikte Hazarlara karşı savaşmışlardır.[iii]

Daha sonraları, Abbasiler devrinde, Özellikle Selçuklular devrinde Müslümanlarla Gürcüler arasında ciddi temaslar olmuştur. Selçuklular devrindeki Gürcü krallığı ile Müslümanlar arasında sıkı bir temas vuku bulmuş, Gürcü askerlerinin Malazgird savaşında Bizans’ın yanında yer almalarına karşın Gürcü nüfusta ilk toplu Müslümanlaşma bu devirde vuku bulmuştur.[iv]

Daha sonraki dönemlerde, Özellikle Akkoyunlular zamanında bu ilşki daha da artmış, Gürcistan Akkoyunlu Uzun Hasan’ın himayesine girmiştir. Hatta, Safevi Şah İsmail’in dedesi Şeyh Cüned topladığı mürit ordusu ile Gürcistan’ı yağmalayıp, büyük zararlar vermesi karşısında, Akkoyunluların Şamahı Beyi Gürcüleri korumak için Şeyh Cüneyd’e karşı harekete geçmiştir.[v]

OSMANLI DÖNEMİ'NDE GÜRCÜLERLE İLİŞKİLER

Osmanlılar döneminde ise Gürcülerle olan ilişkiler daha da artmış, birçok Gürcü ağa, bey ve Paşa Osmanlı idaresinde yer almışlardır. Gürcü asıllı 11 Sadrazam gelmiş ve bunların ilki Gürcü Mehmed Paşa olmuştur. Gürcü Mehmed Paşa ilkin Sarayda Tavaşi ağalarından olup, Hasodabaşı olmuştur. H. 1013/1604 tarihinde vezirlik rütbesi ile Mısır valisi olmuş. Ardından aynı yıl Bosna valisi olmuş, 1018/1609’da Şam valisi, 1021/1612’de Erzurum valisi olmuştur. Daha sonra üçüncü vezir olarak kubbenişin ve üç kez sadaret kaymakamı, ardından, Zilka’de 1031/1622’de Lefkeli Mustafa Paşa yerine sadrazamlık mevkiine getirilmiştir. Rebiülâhir 1032/1623’te dört ay sonra azledilerek Rodos adasına nefyedilmiştir. 1033/1623-24 tarihinde, Sultan IV. Murad devrinde, tekrar sadaret kaymakamlığına getirilmiş. 1035/1626 tarihine kadar bu mevkide kalmış olup, 18 Şevvâl 1035/13 Temmuz 1626 tarihinde Topal Recep Paşa’nın desisesi ile boğdurulmuştur. Eyüp Camii’nde, Ebu Eyyub-i Ensari türbesinin yanındaki İbrahim Paşa türbesinde Semiz Ali Paşa’nın yanına defnedilmiştir. Mezarında şu manzum kitâbe vardır:

حضرت سلطان مراد كامكار

عمری افزون اوله راه میر دولتی

اول محمد نام اولان قائممقام

ایلدی دارالبقایه رحلتی

صدراعظم اومشیدی نیجه دم

حسبتا لله ایدر ایدی خدمتی

امری ایله پادشاه عالمڭ

سكه تصحیحنه ایتدی همّتی

فوتنه تاریخ ایچون هاتف آنڭ

ایده دیدی روحنه حقّ رحمتی

١٠٣٥ 

Hazret-i Sultân Murâd-ı kâmkâr

Ömri efzûn ola râh-ı mîr-i devleti

Ol mehemmed nâm olan Kâimmakâm

Eyledi dâru’l-bekâya rıhleti

Sadr-ı a’zam olmışidi nice dem

Hasbeten Lillâh iderdi hizmeti

Emri ile pâdişah-ı âlemin

Sikke tashîhine itdi himmeti

Fevtine târih içün Hâtif ânın

İde didi ruhına Hakk rahmeti

1035 

Gürcü Mehmed Paşa’nın çeşitli hayratı vardır. Okmeydanı’ndaki Sofa (Namazgâh Ve Minber) bunun hayrıdır. Minber ve Mihrâbın 1034/1624 tarihli kitâbesi şu şekildedir: 

بو مقامی یپدی چون گورجی محمد پاشا

گوردیلر آنی یرنده خیلی تحسین ایتدیلر

بر نمازگاه اولدی حقا شمدی اوق میدانینه

بو قضای بی نظیره تخم خیری صچدیلر

اولممشدی بو زمینه بوندن اوّل هیچ نظر

بو بنایی گوردیلر جاندن دعالر ایتدیلر

بو مقامی گوریجك هاتف دیدی تاریخنی

های محلنده عجیب محراب و منبر یاپدیلر

١٠٣٤ 

Bu makâmı yapdı çün Gürcü Mehmed Paşa

Gördiler ânı yerinde hayli Tahsîn etdiler

Bir namazgâh oldı Hakkâ şimdi Okmeydanına

Bu kazâ-yı bî-nazîre tohm-ı hayrı saçdılar

Olmamşdı bu zemîne bundan evvel hiç nazar

Bu binâyı gördiler cândan duâlar etdiler

Bu makâmı göricek Hâtif dedi târîhini

Hay mahallinde acîb mihrâb u minber yapdılar

1034 

Bunun dışında Gürcü Mehmed Paşa’nın İstanbul’da üç önemli çeşmesi de bulunmaktadır. İlki Şehzâde Camii yakınında kayıp İbrahim Paşa Hamamının arkasındaki sokak içerisinde bulunuyordu. Kitâbesi şu şekildeydi: 

گورجی پاشا حضرت قائممقام

اول محمّد نام محمود الصّفات

صو گیبی آقسه ایغنه نوله

تشنگان سلسبیل التفات

ذاتیدر سرچشمۀ جود و كرم

بحر احسانی محیط كائنات

شربت آب زلال لطفیدر

عالمه سرمایۀ فیض حیات

خیر ایچون بر چشمه بنیاد ایتدی كیم

وصفنی اشراب ایدر عذب فرات

دیدی هاتف منطقی تاریخنی

اولدی جاری چشمۀ آب حیات

١٠٣٥ 

Gürcü Paşa hazret-i kâimmakâm

Ol mehemmed nâm mahmûdu’s-sıfât

Su gibi aksa ayağına n’ola

Teşnegân-ı Selsebîl-i iltifât

Zâtıdır serçeşme-i cûd u kerem

Bahr-i ihsânı muhît-i kâinât

Şerbet-i âb-ı zülâl-i lütfudur

Âleme sermâye-i feyz-i hayât

Hayr içün bir çeşme bünyâd etdi kim

Vasfını işrâb eder azbun furât

Dedi Hâtif Mantıkî6 târîhini

Oldı cârî çeşme-i âb-ı hayât

10357 

Çeşme, 1958 Yılında İbrahim Paşa hamamı ile birlikte imâr faaliyeti adı altında belediyece ortadan kaldırılmıştır. 

Gürcü Mehmed Paşa’nın bunun dışında Fatih’te iki çeşmesi bulunmaktadır. İlki Akdeniz Caddesi ile Halıcılar Caddesi arasındaki Hakperest sokağında bugün arsası kalmış olan Öksüzce Hatip Camiinin önünde yer almaktadır. 1035/1625-26 tarihli çatal çeşme bakımsız halde halen ayakta olup, kitâbesi şudur: 

نائل دولت اولان گورجی محمد پاشا

كم آڭا اولمش میسّر نیگ خصلت نیگ خو

صدر أعظم اولمش ایدی شمدی خود قائم مقام

خیر أعلا بولمغیچون ایلمشدی جست و جو

بولدی بر صوكه جهانده مثلی یوق

چشمه لر یاپدیردی حقا سوبسو

مسجد اوكسوزده الحق ایتدوگی چشمه ایچون

حق تعالی عفو ایده آنڭ خطاسن موبمو

هپ رضای حق ایچون وقف ایلدی

ایچسون آندن پیروبرنا ساده رو

لفظاً و معناً گورن تاریخنی تحسین ایدوب

بیڭ اوتوز بشده گلوب آقدی چو صو 
 

Nâil-i devlet olan Gürcü Mehmed Paşa

Kim âna olmış müyesser nîg haslet nîg hû

Sadr-ı a’zam olmış idi şimdi hod kâimmakâm

Hayr-ı a’la bulmağiçün eylemişdi cüst u cû

Buldı bir su ki cihânda misli yok

Çeşmeler yapdırdı Hakka sû be sû

Mescid-i Öksüzde Elhakk etdüğü çeşme içün

Hakk Taâla afv ede ânın hatâsın mû be mû

Hep Rızâ-yı Hakk içün vakf eyledi

İçsün ândan pîr u Bernâ sâde-rû

Lafzen Ve Ma’nen gören târîhini Tahsîn edüp

Bin otuzbeş’de gelüp akdı çü su

1035 

Bugün arsa haline gelmiş olan Öksüzce Hatip Camiinin taş minaresi bu çeşmenin duvarı üzerinde bulunmaktaydı. 

Diğer çeşme ise Hırka-i Şerîf yakınlarında Keçeciler caddesi üzerinde, Mehmed Şemseddin Efendi Kâdirî-Resmî dergâhı karşı sırasında yer almaktadır. Yine 1035/1625-26 tarihli olan bu çeşme de bakımsız vaziyette ayaktadır. Çeşme kitâbesinin tarih beyti şu şekildedir:

گوریجك تحسین ایدوب هاتف دیدی تاریخنی

صوینی ماء معین بیل چشمه سنی هم سبیل

١٠٣٥

Göricek Tahsîn edüp Hâtif dedi târihini

Suyunu mâ-ı ma’în bil, çeşmesini hem sebîl

1035

( Peçevî, Târih, 1283:2/ 355;Osmanzâde Tâib Ahmed, 1271:1/71; Ayvansarâyî, Mecmua-i Tevârih, 1985:133-197; Vefeyât,1978:24; M. Süreyya, Sicill, 1308-1315:4/151) 

Diğer Gürcü Mehmed Paşa: H. 1037’de Şam valisi olmuş, daha sonra Diyarbekir, Halep ve Erzurum valiliklerinde bulunmuştur.H. 1061 tarihinde Siyavuş Paşa yerine sadrazam olmuş olup, 1062 Recebinde azledilip, yerine hasmı olan Arnavut Tarhuncu Ahmed Paşa sadrazamlığa getirilmiş, kendisi de iki ay boyunca Yedikule zindanlarına hapsolunmuştur. Sonradan affedilip, Ohri sancağına mutasarrıf olmuş, Şevval 1076 tarihinde Timeşvar valisi iken orada vefat etmiştir. Vefatında yaşı doksandan fazlaymış. (Osmanzâde Ahmed Tâib, Hadîkatu’l-Vüzerâ, 1271:1/95-96;Peçevî, Târih, 1283:2/447;M. Süreyya, Sicill, 1308-1315:4/176  

Yusuf Paşa : Yeniçeri ocağından yetişmiş olup, Rusya seferlerinde şecaat ve bahadırlığıyla meşhur olmuştur. Bundan dolayı kısa zamanda şedd-i merâtib ve merâhil eylemiştir.1123 Şevvâlinde Sadrazam olup, 13 ay sonra Rodos adasına nefyedilmiş Zilka’de 1125’te ise bir fermanla orada katlounmuştur. Cenazesi kesik başı ile İstanbul’a nakledilmiş olup mezarı Aksaray civarında yaptırdığı mektebinin yanındadır. (Osmanzâde Tâib Ahmed, Hadîkatu’l-Vüzera, 1271:2/14-15; Ayvansarâyî, Vefeyât, 1978:14; M. Süreyya, Sicill, 1308-1315:4/661 ) Mektep ve mezarı halen ayakta olup, karşısında yer alan ve ayna taşı bir hayli tezyinatlı olan çeşmesi ise 1957 yılında imar faaliyeti bahanesi ile belediye tarafından yıktırılmıştır. (Encümen Arşivi, No:1280) Hadîkatu’l-Vüzera yazarının kaydına göre garazkar ve çok kindar bir tabiata sahipmiş. (Osmanzâde Tâib Ahmed,Hadîka, 1271:2/14-15). Mezar taşında şu kitabe vardır. 

هوالباقی 

صاحب الخیرات

صدر أعظم أسبق

مرحوم و مغفور له

غازی یوسف پاشانڭ

روحیچون الفاتحه

١١٢٦

تعمیر فی ١٢٢٦ 

Huve’l-Bâkî 

Sâhibu’l-Hayrât

Sadr-ı a’zam-ı esbak

Merhûm ve mağfûr leh

Gâzî Yusuf Paşa’nın

Ruhu içün El-Fâtiha

1126

Ta’mîr Fi 1226 

1226 tarihindeki tamirde konula şahidedeki kitabade vefat tarihi olarak 1126 gösterilmesine karşın; Hadîkatu’l-Vüzera’da Zilka’de 1125 tarihi kaydedilmiştir. 

İsmail Paşa:Yeniçeri ağalığından gelmiş olup, Rumeli ve Trabzon valiliklerinde bulunmuş, bilahare Bağdat valisi olmuş, vali iken Safer 1148 tarihinde kendisine Sadrazamlık mührü gönderilmiştir. 6 ay kadar sadrazamlık mevkiinde kaldıktan sonra, azledilerek Rodos’a sürülmüştür. Ardından sürgün yeri Sakız adasına nakledilmiş, bilahare Hanya muhafızlığına getirilmiş olup, H. 1151 tarihinde Hanya’da vefat etmiştir. Kasımpaşa’daki ünlü Aynalı Çeşme bunun hayratındandır. Kamer Hatun Camii yakınında Kasımpaşa’ya inen yokuşun başında olan çeşme 1942 yılında yol genişletmesi bahanesi ile yıktırılmıştır. 1145/1732 tarihli çeşmenin tarih beyitleri şu şekildeydi: 

اولدی تاریخه سزا بر خیر جاری وهبیا

وقف اسمعیل پاشا چشمۀ دلجو بناء

١١٤٥

یاپدی بر نوچشمه كیم تاریخ ایچون دیر لوله سی

عافیت اولسون ایچ ایچ بو عین اسمعیلدن

١١٤٥ 

Oldı târîhe sezâ bir hayr-ı cârî Vehbiyâ

Vakf-ı İsmaîl Paşa çeşme-i dilcû binâ

1145 

Yapdı bir çeşme kim târîh içün dir lülesi

Âfiyet olsun iç iç bu ‘ayn-ı İsmaîlden

1145

(Osmanzâde Ahmed Tâib, Had^ka, 1271:2/51-53; Ayvansarâyî, Vefeyât, 1978:73; Tanışık, İstanbul Çeşmeleri, 1945:2/68) 

Yakın Çevremiz ve Savaş -ÇİC Fahri Konsolosu MEDET ÜNLÜ http://www.beyaz
www.beyazrenkler.org engin demirci
Bismillahirrahmanirrahim. Çeçenistan'da, Türkiye’de ve yakın çevremizde baş döndürücü gelişmeler oluyor.Yaşanan bu gelişmelerin seyrine dönük alabildiğine değerlendirmeler de yapılıyor.Özellikle Ortadoğu ve Türkiye bağlantılı olayların nerelere ulaşabileceğini tahmin etmek bile çok kolay olmayacaktır. Zira bu gelişmelere taraf olan ülkelerin isimleri bile uzunca bir liste yapmayı gerektirecek kadar çoktur... Uluslar arası güç merkezlerinin kendi aralarında devam eden egemenlik kavgası kimi zaman peyk devletler eliyle kimi zaman maşa örgütler eliyle devam ederken aslında bu kavganın gözüken yüzünden öte görünmeyen yönleri daha bir önem arz ediyor diye düşünüyorum. Orta Asya ve Ortadoğu öncelikli yaşanan olaylar ve gelişmeler izleyebildiğimiz kadarıyla Türkiye İran,Suriye ve bütün bölge ülkelerini yakından ilgilendirdiği gibi bir de bu bölgelere ilgisini emperyal amaçlı olarak hiç eksik etmeyen ABD,RUSYA, AB ve İSRAİL’i de ilgilendiriyor. Irak bağlantılı işgale dayalı ABD politikaları ile gelinen noktada yaşanan gelişmeler Türkiye’yi de sanki bu savaş ortamına sürüklemek aşamasına gelmiş gözüküyor. Belki küresel ve çatışan politikalar açısından parçalanmış bir IRAK portresi herhalde hem bölge ülkelerini tek tek hem de bütün bir Ortadoğu bölgesinin geleceğinin dizayn edilme potansiyelini taşıyor gibi. Toprak bütünlüğüne saygıya dayalı savunmacı politikaların ne kadar başarılı olacağı tartışılabilir. Ama bölge ülkelerinin özellikle Türkiye ve İran açısından bu yaklaşımın başarılı olmasını arzu etmek tartışılmayacaktır.Zaten tarih boyunca hep hareketli olan üç bölgeden bahsedilir.Ortadoğu/Balkanlar/Kafkaslar.Ve her dönem güçlü devletlerin ilgisini de çekmiştir bu bölgeler.Bu ilgi bu bölgelere sıcak atmosfer özelliği yaşatırken emperyal politika sahipleri, bölgenin geçek sahiplerinin fikrini alma ihtiyacını dahi görmemişlerdir. Gelişmeler öyle yada böyle bu coğrafyaların gerçek sahiplerini doğrudan ilgilendirirken, istikrarlı barış ortamlarının oluşmasına mani olunacak gerekçeler ve şeytani yöntemler uygulayarak fitne-fesatla kardeşi-kardeşe vurdurma işlemleri ile bölgeler cadı kazanına döndürülerek kaos merkezleri olduruluyor. Teorik söylemlerden öte yaşanan realiteler önemlidir. -Türkiye Devleti, kendi haline bırakılmayan sıkıntılara muhatap ediliyor. Ve başını ağrıttırmaya dönük her dönem bir şeyler bulunuyor… Kıbrıs meselesi, Ege meselesi ve Etnik Terör meselesi gibi. -İRAN kendi coğrafyasında benzer problemlerle boğuşmak zorunda bırakılıyor. -IRAK işgal altında ve parçalanma riskiyle karşı karşıya. Daha da öte yönetim boşluğunu ve zafiyetini Iraklı olmayanlar kendi inisiyatifleriyle dolduruyor. -Kavga egemenlik kavgası, Petrol ve Enerji kavgası, Emperyalist yapıların iktidar bölüşüm kavgası…. Bölgeyi ilgilendiren bütün bu gelişmeler birkaç yönüyle tabi ki Çeçenistan’ı ve Çeçenistan’da 17 yıldır devam eden Kurtuluş Mücadelesini de doğrudan etkiliyor ve ilgilendiriyor. Kabul görmüş uluslar arası normlar ve kurallar ile bunları uygulama sözünü, attıkları imzalarla belirten muhatap konumundaki devletler yükümlülüklerini yerine getirmiyorlar. Sadece emperyalizm güdülerle, güce dayalı egemenlik mantığıyla toplumların, bireylerin yaşama haklarını elinden almaya kalkışıyorlar. Bu mantık ise bütün dünyanın kaosa sürüklenmesine sebebiyet veriyor. Dünya hala ortak tanımı yapılamayan terörü kendi mantığınca ve kendi çıkarlarına göre farklı olaylar ve şartlarda içeriğini değiştirerek servise sokuyorlar. Özellikle küresel güçlerin kendi uygulamalarının birer DEVLET TERÖRÜ olduğu yorumları gözden uzak tutulmamalıdır. Bu bağlamda Türkiye’nin son dönemlerde yaşanan olaylar çerçevesinde, iradesine başvurulmadan çekilmek istendiği, savaşa taraf kılınma zorunluluğuna karşın Türkiye’nin geliştirdiği savunma /hak arama/kendini ilgilendiren konularda irade beyanın önemi ortadadır. Aynı mantık,aynı yaklaşım, aynı kararlılıkla Çeçen İçkeriya Devleti kendi meşru savunma hakkını müstevli ve Devlet Terörünün uygulayıcısı Rusya’ya karşı yapmak mecburiyetinde bırakılmıştır. Ayrıca Çeçenlerin coğrafyalarının küçük, imkanlarının kıt ve uluslar arası egemen aktörlerin kafalarına göre oluşturdukları kurallar gereği yaşanan tiyatrolar,manevralar Çeçenlerin haklılığını ortadan kaldırmıyor. O halde bazı değerler tartışılamaz. Bir toplumun kendi coğrafyasında özgürce ve huzur içerisinde yaşama hakkına müdahalenin hiçbir geçerli mantığı yoktur. Bu hakkı yok sayan ne tür entrika varsa, karşı koyma hakkı o toplum için kendiliğinden devreye girer.Olması gereken de budur. Tartışılmayacak değerlerden biri de kardeşliktir, din, kültür, tarih birlikteliğidir.Tarihin uzun süreci ve yaşanan hayatın günümüze ulaşan izdüşümü dikkate alındığında Çeçenlerin Türk Halkına ve Türkiye’ye dönük derin muhabbet ve sevgilerinin var olduğunu biliyor ve görüyoruz. Bu muhabbet ve sevgi hala devam eden savaşın sıkıntı ve zorluklarının en yoğun yaşandığı saatlerde Türkiyeli kardeşlerinin kendilerini hiç unutmaması ve maddi-manevi olarak yanlarında görmeleriyle daha bir artmış ve sağlamlaşmıştır. Diyoruz ki;Eğer Türkiye’nin başına bir badire, sıkıntı gelir de Çeçen Halkının yapabileceği bir şeyler olursa her anlamda Türk kardeşlerinin yanında olunacaktır. Hatta Çeçenistan’da Rus Emperyalizmine karşı verilen mücadele tatil edilerek burada olacaklardır ve kardeşliklerini göstereceklerdir. Bu bağ, bu sevgi herhangi bir çıkara dayalı değildir. Hiçbir gerekçe Çeçenlerin Türk Halkına olan sevgisini azaltamaz. Bu pencereden Moskof gibi bakılamayacağı ortadadır. Tarihin süzgecinden geçerek, rüşt ispatı yapılmış kardeşlik bağları her iki taraf için de derin anlamlar taşıyan bir erdemdir. İslam ümmetin onurlu temsilcileri birbirleriyle ilgili hadiselere ve dışarıdan empoze edilen yaklaşımlara ortak bakış, ortak tavır oluşturmak durumundadır. Belki bu güç birliği ihtiyacına en çok ihtiyaç duyduğumuz zaman diliminde yaşıyoruz… Uluslar arası güç merkezlerinin gerek kendi aralarında gerekse halklarımızı etkileyen türlü boyutlarda bizlere ait olan ve şerefle sahipleneceğimiz değerlerimizi tartışma ve pazarlık konusu yapmayacak kadar onurluyuz. Görünen odur ki; yakın dönemlerde hızlı gelişmeler yaşanacaktır. Çeçenistan ve burada bizleri doğrudan etkileyecek olaylara karşı her an teyakkuz gerekmektedir ve birbirimizi anlayan, tamamlayan olma mecburiyetimiz vardır. Allah (C.C) şehitlerimize rahmet eylesin. İnandıkları hak davada gayretlerini esirgemeyen kardeşlerimizden Allah razı olsun. Arzın üzerinde küfrün tasallutuna karşı direnen, savaşan ve inanmanın erdemine erişmiş yiğitlere selam olsun.Kafkasya’nın yalçın coğrafyasında Rusizme karşı her türlü zor şartlara, kıt imkanlara rağmen Kurtuluş Mücadelesini vazgeçmeden taşıyan Çeçen Cumhuriyeti İçkeriya Devlet Başkanımız Dokka Umarov ve silah arkadaşlarına selam olsun, Zor bitecek, kolaylık gelecektir. Zulmet bitecek, adalet gelecektir, Yeis bitecek, müjde gelecektir. Her şeyi elinde tutan kudret ve azametin sahibi Allah Azimüşşan kendinden yana olanları asla mahzun bırakmayacak, mahcup etmeyecektir. ÇİC Fahri Konsolosu MEDET ÜNLÜ http://www.beyazrenkler.org/forum/showthread.php?t=1980
Perşembe, 28 Ağustos 2008 22:37
ögrenecegim
Mahir Ucuk
Evet yeni basliyorum. Düzeltmeler icin tesekkürler.
Cuma, 22 Ağustos 2008 01:23
Mahir, Osmanlıcan çok kötü:)
Hulusi Özcan
Mahir, Osmanlıcan çok kötü:) İsmin, mim, elif, güzel he ve rı ile yazılır mesela. "ki" elifle değil, güzel he ile yazılır."anlatmayı", elif, nazal n, "yı" iki noktalı y ve sonda y ile yazılır. "Osmanlıca" peltek s ile; "harika" ha, elif, rı ve güzel he ile; "teşekkür" kef ile ve vavsız yazılır. "zor" ze ile,"Türkiye" ise t, r,kef,ye, güzel he ile yazılır."vatan" elifsiz yazılır. Şimdi Osmanlıcan için daha iyi oldu değil mi?:)
Cuma, 22 Ağustos 2008 01:09
gercekten cok istifade ettim
Mahir Ucuk
Bu yazi hadiselere "müslüman" kimlikle bakarken bilimsel verilerden de ayrilmayan ve tespitlerine katildigim bir yazi. Dogrusunu söylemek gerekirse pek cok konuda oldugu gibi Kafkasya ile ilgili de bilgi eksikligim var. Ancak,Türkiye´de gerek cerkeslerde gerek cecenlerde ve gürcülerde dini hassasiyetler genelde zayif. Yazidaki bu tespitleri ben de müsahade ettim. Mafyalari bile var. Gürcülerle diger müslüman toplumlarin birarada yasamayi becermesi Rusya´ya karsi bir güc olabilmeleri yönünden elzem diye düsünüyordum. Ancak bu sadece bir tahmin. Bölgeye bakildiginda Ruslarla isbirligi yapanlar zaten "hain" ve isbirlikci. Hal böyle olunca Gürcülerin Rusyaya kafa tutarken bir de müslümanlarla ugrasmasi cok tuhaf. "Gavurdan dost olmuyor", demek ki. Koskoca 1.5 milyar islam Dünyasi hic bir yerde aktif degil. Allah, bizi mesul eder, farz-i kifayeyi yerine getirmedik. Saygilar
Perşembe, 21 Ağustos 2008 23:30
شقور /tesekkür
Mahir Ucuk/محىر اوچوق
او قدارممنون اولدوم كى آنلتماىا عىمكان ىوق.ا وسمانلجم اىچن حرىق اولرو.ثشقوراىدرم.قفقص مسلسى ظور.طرقىىا ارتقواطنىمىز. (O kadar memnun oldum ki anlatmaya imkan yok.Osmanlicam icin harika oldu. Tesekkür ederim. Kafkas meselesi zor. Türkiye artik vatanimiz. Selamlar
Perşembe, 21 Ağustos 2008 23:15
Piyasalar
  Alış Satış
Euro 1.9865 1.9961
Dolar 1.5711 1.5787
Sterlin 2.3159 2.3280
RÖPORTAJ
Anket
Kurbanınızı kendiniz mi keseceksiniz yoksa vekaleten mi kestireceksiniz?












Foto Galeri
Videolar