Türkiye'de gündem Anayasa Mahkemesi ve Ergenokon Operasyonu'na kilitlenmişken Arap kamuoyu, Türkiye'deki sıcak gündemden daha çok MBC kanalında yayınlanan Türk dizileriyle ilgili…
Arap ülkelerinde bir süredir Türk dizileri rüzgarı esiyor; diziler ve kahramanlarıyla ilgili haberler yapılıyor, makaleler yazılıyor.
"Muhenned" veya "Lemis"e aşık olanlar, dizinin yol açtığı aile içi kavgalar ve bölünen aileler, dizide gördüğü romantizmi eşinden bekleyenler, Türk berberden dört ayda Türkçe öğrenme sözü alanlar…
Son gelen haberlere göre, Türk dizilerinin ateşi Yemen'e kadar ulaşmış ve Yemen'de iki ailenin yıkılmasına neden olmuş.
Konuyla ilgili haberlerin bazıları Timeturk'te de yayınlandı.
Öncelikle şunu belirtelim: Bu haberlerin büyük bölümü şişirme ve reklam amaçlı…
Fasih Arapça dublajlı veya alt yazılı sıkıcı Brezilya dizilerinden sonra şirin Suriye lehçeli Türk dizilerinin ilgi gördüğü bir gerçek…
Fakat kesinlikle haberlere yansıdığı kadar değil!
Etkisi bu tür dizilere düşkün belli bir kesimle sınırlı…
Bununla birlikte Türk dizileri fenomeninin hem Araplar açısından hem de Türkler açısından üzerinde durulması gereken yönleri var.
Türklerin bir zamanlar ülkeler fetheden "güçlü asker" imajı yerini çoktan "Türk berberi" ve "dönerci" imajına bırakmıştı.
"Bir zamanlar kelle kesen Türkler şimdi sakal kesiyor" diyorlardı.
Böyle giderse diziler sayesinde Türkler "Muhenned"in ve "Lemis"in şahsında yeni bir imaja daha sahip olacaklar.
Arap kamuoyunda şekillenmeye başlayan bu yeni Türk imajını El-Hayat'ta yayınlanan şu satırlar gayet iyi özetliyor:
"Adı geçen iki dizi çoğunlukla meşru olmayan cinsel ilişki ve evlilik kurumu dışı hamilelik etrafında dönüyor. Bu evlilik dışı hamilelik, babanın yemek masasında basit bir azarlamasıyla geçiştiriliyor. Azarlama nerdeyse çorba içimi süresiyle sınırlı kalıyor. Hatta ana yemek tabağına geçmeden önce, masum kız hamile kalmasına ve kendisini bu cenini korumasına iten sebepler hususunda babayı ikna ediyor. "Medeni" baba, daha çocuğun babasının kim olduğu belirlenmeden, gelecek torununu kollama sözü vererek yemeğini yiyor!!. Peki araştırmacıların dediği üzere, doğulu adet ve geleneklerini sürdüren Türk toplumunun gerçek tablosu bu mu?"
Araplara gelince…
İnsan üzülüyor.
Arap ülkelerinin geri kalmışlıktan cehalete, işsizlikten açlığa ve kuraklığa, baskı ve zulümden iç savaşlara yığınla derdi var.
Sosyal problemleri var.
Tüm sorunların anası "diktatörlükleri" var.
Latin Amerika ve Türk dizileri bunların hangisini çözecek?
Yemenliler ağızlarına doldurdukları "gat"ı çiğneyerek bu dizileri seyretmekle ne kazanacak?
1926 yılında kurulan faşist askeri cuntada göreve başlayan ve 1968 yılına kadar Portekiz'i yöneten General Antonio Salazar'ın "Futbol olmasaydı Portekiz'i yönetemezdim" sözü futbolun halklar üzerindeki uyuşturucu etkisine örnek gösterilir.
Türk dizilerinin Arap televizyonlarında yayınlanması ve Arap medyasında öne çıkarılması planlı bir toplum mühendisliği mi bilmiyorum.
Fakat bir tür "uyutma" işlevi gördüğü kesin...
Bir de "dönüştürme" misyonu üstlenmesi bekleniyor.
Özellikle laik-liberal-Batıcı kesim bu dizileri kendi görüşleri doğrultusunda kullanıyor.
Önce diziler hakkında abartılı haberler yapıyor, merak uyandırıyorlar; daha sonra da dizilere gösterilen ilgi üzerinden kendi görüşlerinin ve arzu ettikleri yaşam biçiminin propagandasını yapıyorlar.
"Arap kadınları aşk ve romantizm kıtlığı yaşıyor" diyorlar.
Tabii bunu derken de dizilerdeki gibi ilişkileri sorunun çözümü ve örnek yaşam tarzı olarak gösteriyorlar.
Belki de, "İslamcılar"ın yönettiği Müslüman bir ülkeden verilen örneğin daha çok kabul göreceğini düşünüyorlar.