Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Fehmi Koru
Yeniden düşünenler kervanı
Pazar, 03 Ağustos 2008 06:06

“Ak Parti'nin ipten kurtulması bakalım ne işe yarayacak?” düşüncesinin sahiplerini sevindiren gelişmeler yaşanacağa benziyor. Kararı 'milât' kabul edersek, ilk günlerin aculcu tepkileri sona erince, Ak Parti çevresi daha sağduyulu yaklaşımlar sergilemeye başladı. Ak Parti'nin varlığına karşı olanlarda da “Kapatmak bir çözümdür” keskinliği, yerini, “Kapatmak gerçekten bir çözüm müydü?” kuşkuculuğuna terk etmeye başladı.

Olumlu gelişmeler bunlar.

Özellikle kamuoyu oluşturanların, kanaat önderlerinin, gazeteleri yönetenler ile köşe yazarlarının da 'yeniden düşünenler kervanı'na katılmaları gerekiyor. “Geçmişte alınan tavırlar sağlıklı mıydı?” ile başlayıp “Birarada yaşamanın zemini nasıl oluşturulabilir?” ile devam eden sorular eşliğinde derin düşünce iklimine girmeye en fazla onlar yakışıyor da ondan...

Dün gazetelere bir de bu gözle baktım. Önceliği de, süreci en başından itibaren etkilemiş, haberleriyle iddianameye malzeme sağlamış, kamuoyunu Ak Parti'nin kapatılması yönünde hareketlendirmiş, Anayasa Mahkemesi kararından muhtemelen en çok üzülen gazete ve yönetmenine vererek... İyi ki öyle yapmışım; Hürriyet yayın yönetmeninin sütunu, tam da bu amaçla kaleme alınmış bir yazıya ayrılmıştı.

Konya'da çöken ve çok sayıda gençkızımızın hayatını alan Kur'an Kursu faciasından hareketle, yeni bir yaklaşım denemesi yapmaya çalışmış yazar. “Daha ilk günden önümüzde bir turnusol kâğıdı var. / Merakla bekliyorum. / Bakalım bu faciayı kavga konusu haline mi getireceğiz, yoksa ortak aklı önümüze koyup, bu sorunu makul bir çözüme doğru mu götüreceğiz?” diye soruyor...

Daha işin başındayken bu yöntemi beğendiğimi ifade edeyim. Kendini başkasının yerine koyarak değerlendirmek (empati) gerçekten ulvi bir yöntemdir. Alışkanlıkları önyargılarla tepki vermek biçiminde oluşmuş insanlar için olağanüstü zor bir yöntemdir bu. Hürriyet yönetmeni alışkanlıklarını yenmeye, kendisini karşısındaki yerine koymaya kararlı görünüyor. Tek başına bu kararlılık bile önemli; hatta sonunda yanlışa düşse bile...

Nitekim alışık olmadığı yöntemi ilk denemesinde pek başarılı olduğu söylenemez. “Meselâ şunu yapabilecek miyiz?” sorusundan sonra kendisine şu soruları yöneltiyor: “Ben ve benim gibi düşünen insanlar, belki de hayatlarında ilk defa, 'Yahu bu Kuran Kurslarını hep eleştiriyoruz ama, acaba oralarda çocuklara neler öğretiliyor? Öğretenler ehil mi? Hangileri ehil? Her imam istediğini istediği gibi mi anlatıyor, yoksa onlar da eğitimden geçiyor mu?' diye merak edip bakacak mıyız?”

Karşısında yer aldıklarının da farklı düşünmelerini bekliyor yazar. “Başbakan Erdoğan ve onun gibi düşünenler” dediği kişilerden beklentisini şöyle belirtiyor: “Yahu biz bu Kuran Kurslarını, din öğretiliyor diye hep destekliyoruz. Acaba orada gerçekten iyi şeyler mi yapılıyor, yoksa isteyen imam kendi kafasına göre istediğini mi yapıyor' deyip, ciddi bir şekilde konuya eğilecek mi?” Yazar, sonunda, “Eğer ortak aklı, makul olanı bu ülkede iktidara getireceksek, yapılması gereken budur” sonucuna varmış...

Herhalde hemen fark ettiniz: Hem kendisine sorduğu, hem de karşısında yer aldıklarından beklediği sorular 'milât öncesi' sorduklarından hiç farklı değil. Kendisi şöyle yaklaşmalıydı konuya: “Konya'da hayatını kaybeden kızların trajedisini onların başlarındaki örtüyü görmezden gelerek nasıl ele alabilirim?” Karşısındakilerden de, trajedinin yaşandığı yer Kur'an Kursu olduğu için olaya özel göz yaşları dökmeden yaklaşmalarını bekleyebilirdi.

Fakat işte görüyorsunuz, sorduğu ve sorulmasını beklediği sorular yine önyargılarını besleyecek yönlerle ilgili...

Olsun, bu tür yeniden düşünmeyi hemen ilk denemede başarıya ulaştırmak zordur. Önemli olan yöntemi denenmeye değer görmektir. İkinci denemenin daha başarılı olacağına eminim.

 

Yeni Şafak

 

Uzlaşalım ama nerede?
süleyman karaca
Öyle anlaşılıyor ki, ne yaşadığımız kriz ya da kaos, ne zoraki olarak toplumun içine iteklendiği kavga, ne kriz taciri Deniz Baykal, ne de Sayın Başbakan Erdoğan’ın efsaneleşmesi Anayasa Mahkemesi kararı ile bitecek gibi değil; bitmesini bir tara bırakın, Anayasa Mahkemesi’nin kararı ile kriz daha da derinleşme ihtimalini içinde barındırıyor. Hiç umudum yok ama, dilerim Anayasa Mahkemesi’nin Gerekçeli Kararı, beni haksız çıkarsın. BBP Genel Başkanı sayın Muhsin Yazıcıoğlu’nun deyimi ile mevcut iktidarın eli ayağı “gerilla düğümü” ile bağlanmıştır. İktidarın hareket kabiliyeti, onu adım adım ölüme götürecek düğümde ve bu düğümü çözecek hiçbir emare ufukta görünmüyor. AYM kararı sadece ekonomik çöküntüyü ötelemiş, siyasi ve toplumsal kaosa derinlik ve güç enjekte etmiştir. Hemen hemen tüm komplo teorilerinde de zaman zaman değinilen bir “ortak gerçeği” burada hesaba katmak zorundayız; Sayın Erdoğan’nın ABD’nin muhtemel İran savaşında ABD’den yana tavır almaması Neo-con Şahinler denen ve isimleri Türkiye’deki bir çok odak, akademik merkez ve işadamları ile beraber anılan Neo-con’ların önde gelenleri olan Frank Gaffney, Daniel Pipes ve Michael Rubin’in bütün öfkesini üzerine çekmeye yetiyor da artıyor bile. Buna bir de İsrail silah lobisinin en çok güvendiği Neo-con’ların Türkiye’de bir çok işadamı ile derin ilişkilerinin olduğu bilinen Richard Perle’ün öfkesini de ekleyin.. Sayın Erdoğan ve Genelkurmay’ın Türk Silahlı Kuvvetleri’nin konvansiyonel gücünü TUBİTAK ve diğer milli kuruluşlarla yerlileştirme çabalarını da eklerseniz, Neo-con öfkenin Ak Parti’yi kapattırmak için yerli partnerleri ile ortaklaşa gösterdikleri onca çabayı anlamak biraz daha kolaylaşır. Ak Parti’ye dış müdahale sadece bundan ibaret olsa, derim ki, üstüne bir de sadaka verelim; dış baskının Türki Cumhuriyetleri ekonomik yönden çepeçevre kıskaca almak isteyen, başta Almanya olmak üzere, bir de Avrupa ayağı var ki, küçümsenmeyecek/gözardı edilemeyecek iddialara göre, merhum Özal’ın ölümünden üç gün önce Türki Cumhuriyetleri tek tek dolaşmasının o menfur suikastin güçlü sebeplerinden bir olduğuna dair kanıtlar vardı. Bu ironik biçimlendirmeyle “Google Davası” olarak adlandırılan Ak Parti kapatılma davasının –ifade edildiğine göre- 400 kadar Başsavcılık delilinden ancak 50 kadarının üzerinde durulmaya değer bulunması, bu delillerden hareketle Sayın Başbakan liderliğindeki Ak Parti iktidarına “uzlaşın” mesajının adresini doğru okumak lazım diye düşünüyorum. Eğer bu “uzlaşı” çağrısı, kendisinin Moon tarikatı üyeliği de sık sık dile getirilen, kızı ABD vatandaşı Sayın Baykal’ın “elini öpüp af dilemekse”, yandık gittik demektir. Kurtuluşumuz kaldı bir başka bahara!.. Lobilere teslimiyet ise, bunca milli direnç boşa mı gitti? Hele bir gerekçeyi görelim diyorum kendi kendime ama, bana kalırsa Anayasa Mahkemesi Hakimleri’nin de kafası çok karışık; oy dağılımı onu gösteriyor. Bu durumda Ak Parti’lilerin yapacağı tek bir şey var; Cumhuriyet Halk Partisi’nin elindeki “gerilla düğümü”nü sıkacak “laiklik” değirmenine su taşımamak, kriz tüccarlarına sermaye katkısında bulunmamak. Bir de, yine ellerine, yüzlerine/gözlerine bulaştırmazlarsa, tanımları eksiksiz yapılmış, herkesin okuduğunda aynı şeyi anlayabileceği bir dille yazılmış sivil Anayasayı düzenleyip tartışmaya açmak ve baştan ilan edilecek bir tarihte de halk oyuna sunmak. Yoksa bu “gerilla düğümü” ile fazla yaşatmazlar sizi. Bir garip not: Anayasa Mahkemesine hiç yolum düşmediği ve düşmeyeceği için bu kararın açıklandığı günün ertesinde Mahkeme heyetini topluca gösteren resimde çok enteresan bulduğum bir nokta gördüm; heyetin arkasındaki panoda kocaman harflerle, “HAKLAR VE ÖZGÜRLÜKLER İNSANLIĞIN ONURU VE ERDEMİDİR” diye yazıyordu. Ne kadar garip değil mi?
Pazar, 03 Ağustos 2008 17:05
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Piyasalar
  Alış Satış
Euro 2.1032 2.1133
Dolar 1.6711 1.6792
Sterlin 2.5000 2.5131
RÖPORTAJ
Anket
Korsanların gemileri fidye için kaçırdığı öne sürülüyor. Sizce de öyle mi?












Foto Galeri
Videolar
Rüyalarınızın anlamını öğrenmek için tıklayınız