Televizyonlar zülfü yâre dokunma veya çam devirme riskini sıfıra indirmek için 'geciktirici cihaz' kullanır bazı canlı yayınlarında; stüdyodaki sesi ekranda söylenene müdahaleyi mümkün kılacak bir gecikmeyle sunar bu cihaz. Ağızdan çıkan yanlış bir sözcüğün hukuki sorun açması böylece engellenir.
Keşke hayatta hepimizin her attığımız adımı geri alabilme, her söylediğimizi muhatabımıza ayıklayarak ulaştırabilme imkânımız olsaydı. Gerçek hayatta kimsenin böyle bir şansı yok; olmuşu olmamışa, yazılmışı yazılmamışa çeviremiyoruz. Bu sebeple boğaz dokuz düğüm olmak zorunda ve bu yüzden yazılarımızı okurlara sunmadan önce defalarca okuyoruz.
Önemli sivil toplum örgütlerinin TOBB önderliğinde bir araya gelerek yaptıkları “Herkes bir adım geri çekilsin” çağrısı ilk bakışta siyasete böyle bir imkân sağlamayı amaçlar görünüyor. Herkesin son attığı adımı atılmamış kabul etmesi varsayımı üzerine oturuyor bu çağrı. Hemen fark edilen önemli iki boşlukla: Muhataplar kim ve hangi adım 'son pozisyon' sayılıyor?
Görünürde sorun iktidarla muhalefet arasındaymış gibi dışarıya yansısa da, aslında o alanda fazla bir sonuç almak hayli zor. Ak Parti hangi adımını geri alırsa CHP hangi adımını geri alacak? MHP tavrını bu ikilinin hangisinden yana koyacak?
Bu sorulara cevap aradığımız zaman şu anda yürütülen çalışmalara anlam vermekte zorlanıyoruz. Sadece ben değilim zorlanan, neredeyse her siyasi yorumcu, şu andaki 'açmaz' hali siyasi alanla sınırlı tutulduğunda, olan biteni doğru algılayamama sorunuyla karşılaşıyor.
Acaba çağrının tarafları görünenden farklı olabilir mi?
Bu soruya anlam kazandırabilmek karşılıklı atılmış son iki adımı aklımıza getirelim: Önce Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Ak Parti'nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu; şu yakınlarda da İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı yürütülmekte olan 'Ergenekon' soruşturmasının kapsamını genişletti ve gürültü kopmasına sebep olan üç ismi gözaltına aldı.
Uzlaşma çağrıları bu karşılıklı adımlardan sonra görülen toz-duman manzarasını ortadan kaldırmak için mi yapılıyor?
İyi de, her iki adım da, her gündeme taşındığında önüne mutlaka 'bağımsız' sıfatı eklenen yargının hamleleri... Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı CHP, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Ak Parti adına yapmadılar ki hamlelerini? Savcıların attığı adımları siyasi partiler nasıl geri alacak?
Yoksa ortadaki görüntü ne olursa olsun devlet içerisinde iki farklı kanat mı çatışma halinde? Çağrılar siyasetçilere yapılırken, çağrıyı yapanlar aslında farklı kurumlardan mı bekliyorlar geri adım atmayı?
Bu absürd soruyu isterseniz hiç sorulmamış sayabilirsiniz...
Dışarıya nasıl bir görüntü verirlerse versinler, aslında herkesin muradı, önünde üç önemli dosya bulunan Anayasa Mahkemesi'ni mi etkilemek yoksa? Siyasileri gösterip, “Siz bunlar gibi yapmayın ve hukuktan ayrılmayın” mı demek istiyor sivil toplum örgütleri?
Kendi hesabıma yazayım: Koyulaşan siyasi bunalıma bakarak gönlü rahatlatan bir tek bu ihtimal var: Sivil toplumun çağrısı aslında Anayasa Mahkemesi'ne; önlerindeki üç önemli dosyayla ilgili kararlarını verirken üyelerinin hukuktan başka bir yol gösterici tanımaması için...
Anayasa Mahkemesi'nin saygınlığının herkesten önce üyeleri tarafından korunması gerekir.
YENİ ŞAFAK