Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Esir Türk kızlarının hazin hikâyesi
Viyana Kuşatmasında bıraktığımız Türk kızlarının izi Almanyada bulundu.
Perşembe, 18 Eylül 2008 15:42

 

Esir alınan binlerce Türk kızı vaftiz edilip Hıristiyanlaştırıldı. Bunlar arasında Alman arsitokrasisine yükselenler dahi var. 
 

Tarih sadece ‘olmuş ile bitmiş’in bilimi değil elbette. Aynı zamanda geleceğin yeniden inşası için başvurulan önemli bir kaynak. Bu sebeple tarih deşildikçe içinden yeni hazineler çıkar. Öyle olmasaydı dünü bugün ile nasıl birleştirebilirdik? Latif Çelik, bu düşünceyle hareket eden bir araştırmacı-yazar. Türk tarihinin Almanya’ya uzanan izlerinin peşinden nerdeyse bir ömür gitmiş. Topladığı bilgileri, fotoğrafları, derlediği kayıt dokümanlarını yıllar sonra bir kitapta toplamayı başarmış. Bilinmeyen, ancak Türk-Alman ilişkilerini derinden etkileyecek bulguları gün ışığına çıkarmış. Neticede çarpıcı bir iddia ortaya atıyor: “Almanya aristokrasisinin önemli bir kısmının atası Türkler.” Latif Çelik, bunun için Almanya aristokrasisi içinde önemli bir yeri olan Soldan ailesini örnek veriyor. Soldan Holding’in patronu Felix Soldan (ölmeden önce) ile görüşen Çelik, ailenin soyunun Selçuklulara dayandığı bilgisine ulaşmış. Soldan ailesi kendi soyunu 1279 yılına kadar araştırmış. Buna göre, Soldanların atası tıp yüzbaşısı Mehmet Sadık Selim, Halep yakınlarında Haçlılar ile Selçuklular arasında yaşanan savaşta esir düşer. 40 arkadaşıyla birlikte Beyrut, Kıbrıs, Cenova’dan sonra Almanya’ya getirilir. Selim, burada esaretin bedelini Alman ordusuna hizmet vererek öder. Zamanla din değiştirir ve ‘Selim’ ismi ‘Soldan’ olur. Ailenin Almanya’da büyüyen kolları bu ülkede giderek etkin bir güç hâline gelmeye başlar. Hatta din reformcusu Martin Luther’i destekleyenlerin başında bu ailenin bir kolu gelmektedir. Ailenin diğer bağı ise ünlü şair-yazar Goethe’ye kadar uzanır. Latif Çelik’e göre Goethe’nin annesinin kökeni Selim’in soyundan geliyor.
 
  Logophon Verlag isimli yayınevi     tarafından Türkçe ve Almanca olarak basılan “Almanya’da Türk İzleri” isimli kitap tarihin bazı gizli noktalarını da aydınlatıyor. Örneğin, çarpıcı konulardan biri olan ‘esir Türk kızları’nın hikâyelerine geniş yer veriliyor. Özellikle İkinci Viyana kuşatması sonrasında esir alınan Müslüman Türk kızlarının Almanya içlerine dağıtıldığını kitaptan öğreniyoruz. Çelik, esir kızların izini sürürken kiliselerden elde eteği bilgilerle ancak 100 kişinin hikâyesine ulaşabilmiş. Alman Tarihçiler Birliği Başkanı Prof. Dr. Harmut Heller ise esir kızların 700’üne ait kayıtları elde etmiş. Ancak hem Çelik hem de Heller kızların sayısının binlerle ifade edilebileceğini belirtiyor. Çelik bu konunun tarih açısından büyük ses getireceğini söylüyor: “Özellikle II. Viyana Kuşatması’na Osmanlı yönetici sınıfının aileleriyle birlikte geldiklerini, yenilgiye giden yolda ani geri çekilme kararı ve ardından yaşanan kaos ortamında bu kadınlı çocuklu gruplardan yüzlerce bireyin Almanya-Avusturya ordularının eline geçtiğini tespit ettik. İsmi Merve, Ayşe, Kader olan kızlar vaftiz edilip dini değiştiriliyor ve daha sonra birer Hıristiyan olarak aristokratlar arasına karışıyorlar.”
Bunun dışında, Osmanlı’nın 1683 sonrasında kaybettiği Macaristan’da nüfusun yaklaşık yüzde 6’sı Türk’tü. Bunlar Türk entelektüel, aristokrat, asker, soylu, zengin ve paşalardan oluşuyordu. Fidye alma gayesi ile buradaki Türkler tez elden toplanıp esir ediliyor. Bu esirler Avusturya ve Almanya’nın içlerine kadar getiriliyor. Latif Çelik bu konuya dair ciddi kaynaklara sahip olduğunu anlatıyor: “Kullandığım kaynakların önemli bir bölümü de genelde Alman entelektüellerin çalışmalarıdır. Buradan esir edilen Türklerin sayısının 40 bin olduğu bile söyleniyor.”

FATMA, MERVE VE KADER AYNI KADERİ YAŞADI
 
 

Avrupa ordularına esir düşen yüzlerce Türk kızından bazıları kiliselerde Hıristiyan yapılıp Almanlarla evlendirilir. 1683 Viyana bozgunu başta olmak üzere, Budin, Mohaç, Belgrad, Salankamen ve Zenta savaşları sonunda gerek şehirlerdeki soylu Türk ailelerinin kızları gerekse Osmanlı aristokrat ve askerlerinin aile fertlerinden çok sayıda Türk kadını esir alınarak Almanya’ya getirilir. 1683 sonrası, Türklerin Avrupa’daki geleceği için kırılma noktasıdır. Verilen kayıplar şehit ve yaralı şeklinde kayıt altına alınırken esirler pek dikkate alınmaz. Binlerce kadın esir Bavyera ve Baden Württemberg’deki kiliseler tarafından vaftiz edilir. İsimleri de değiştirilen bu insanlar bilinmeyen yerlerde kaybolur gider. Viyana Kuşatması sırasında değişik konularda verilen rakamlar içinde esirler yoktur. Özellikle esir kadınların esamisi bile okunmaz. 1683’te Viyana, 1685’te Neuhausel, 1686’da Ofen, 1687’de Mohaç, 1688’de Belgrad, 1691’de Salankamen ve 1697’deki Zenta savaşlarında çok sayıdaki Türk kadını esir alınarak Almanya’ya getirilir. Bunların içinde Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın haremindeki kadın ve çocukların bir bölümü Nemçe askerleri tarafından esir alınır. Türk esirlerin izleri sadece Hıristiyan edilene kadar takip edilebiliyor. İsim değişikliğinden sonraki durumlarını tespit edip ortaya çıkarmak çok zor. 1680’lerde esir alma işi daha çok yüksek rütbeliler tarafından uygulanır, cesaret ve zafer alameti olarak algılanırdı. Bu yüzden esir edilen kızlar genellikle üst düzeydeki kişilerin tasarrufuna verilir. Din değiştirenlere hemen vatandaş olma hakkı tanınıyordu. Kilise kayıtlarında, genealog yazı edebiyatı ve Heimat kroniklerinde zor şartlar altında yapılan araştırmalarda çok sayıda Türk esirin getirildiği tespit edilir. Sadece Kuzey Bavyera’da 80 biyografik parça ortaya çıkarılmış durumda. Bunlardan yüzde 60’ı erkek yüzde 40’ı kadın. Çok sayıdaki Türk çocuğu ile ilgili bilgiler de bu tarihî dokümanlarda yer alır.


 
Esir edilen kadınlara dair kısa özet bilgilere kayıtlarda rastlamak mümkün. Bunlardan birisi Fatma. Nürnberg arşivleri Fatma’nın hayat hikâyesini detaylı olarak açıklıyor. Fatma’nın doğum yeri Modon şehri olarak görünüyor. 12 yaşındayken Venedik askerleri 1686 başında Modon kalesini ele geçirince burada bulunan Fatma alınarak İsviçre’ye getirilir. Welsch dilini öğrenen Fatma, Pommer isimli bir aristokratın yanında kalır. Daha sonra Nürnberg Altdorf Üniversitesi’nde ilahiyat profesörü olan Dr. Johann Fabricius’a teslim edilir. 14 yaşındaki Fatma’ya Almanca ve İtalyanca öğretilir burada. Arşiv kayıtlarında, “Fatma kendi isteğiyle Hıristiyanlığı seçmiştir.” deniliyor. Fatma’nın yeni adı ise Katharina Aemylia’dır. Ancak Fatma yeni hayatına başladıktan birkaç gün sonra ölür. Aynı arşiv kayıtlarında Fatma-2 olarak birinin daha adı geçmektedir. Bu kişinin bir paşanın kızı olduğu sanılıyor. Hatta Sultan’ın torunu olma ihtimali yüksek. Fatma, 22 yaşında 1686 yılında Ofen şehrinin alınmasıyla General Markgraf Hermann Von Baden’nın esiri olur. Hemen Hıristiyanlaştırılan Fatma’ya Maria Anna Augusta Colestina adı verilir. Ancak tarihçi Latif Çelik, Fatma’nın ölene kadar kendi adını kullandığını tespit ediyor: “ Önemli evrakları imzalarken hep Fatma imzasını kullanır.”
Bavyera’daki kilise kayıtlarından yola çıkılarak bazı esir Türk kadınlarının bilgilerine de ulaşılmış. Bunlardan biri Merve. 1693 yılında Nürnberg Sebaldus Kilisesi’nde vaftiz edilen Merve, Türk subayı Halil’in kızıdır. Baron Von Blumberg tarafından esir alınır. Diğer bir isim olan Habba’nın hikâyesi de Merve’ninki gibi özetlenmiş. Bir Türk kaptanının karısı olan Habba, Macaristan’da Grobvardein de Hauptmann Seider tarafından esir alınarak Kulmbach’ta bulunan Von Schönbock adında bir kadının yanına verilir. Erlangen yakınındaki Protestan Untenreuth kasabasındaki kilise kitabında şöyle bir bilgi yer alır: “3-4 yaşlarında olan Kader babası Belgrad’da şehit düşünce yanından alınarak getirilmiş. Daha sonraki geçmişi bilinmiyor. Kader’in Hıristiyan olarak yetiştirildiği belirtiliyor.”

Çelik söz konusu esirlerin bir kısmının 1699’da geri alındığının da altını çiziyor. Almanların bu esirler için ‘Beute Türken-Ganimet Türkler’ dediklerini de kitabında uzun uzadıya işlemiş Çelik.

YENİÇERİ CARL OSMAN

Latif Çelik, araştırmasını sürdürürken aynı zamanda yer ve mekân isimlerini de izlemiş. Takip ettiği yol onu yine Almanya’da Türk izlerine çıkarmış. Bugün Almanya’da birçok şehirde bulunan Türk izlerinin başında, Türk adı geçen mahalle, cadde, bina veya semtler bulunuyor. Bununla birlikte birçok Alman’ın soy isminde, heykellerde, kilise tavanlarındaki kabartma ve resimlerde bile Türk izlerine rastlanıyor. Örneğin Carl Osman’ın hikâyesi oldukça ilginç. Orta Frankonya’daki Ansbach şehrinin Rügland köyündeki Carl Osman’ın mezarı yıllar süren aramalar sonucunda ortaya çıkarılmış. Mezar taşındaki yazıyı Latif Çelik kitabına şöyle yansıtmış: “1655’te İstanbul’da doğdu, 1688’de Belgrad’da esir düştü, 1727’de vaftiz edildi ve 1735 senesinde 80 yaşındayken öldü.” Bir Osmanlı sipahisi olan Carl Osman’ın ölümüne kadar dinini terk etmediğini, cenazesine gelen herkese para verilmesini vasiyet etmesiyle oldukça kalabalık bir törenle gömüldüğünü, tespit etmiş Latif Çelik. Kilise kaynaklarından elde edilen diğer bir bilgi de, Carl Aly (Ali) adlı Türk asıllı bir papazın sağlığında gizlice yaptırdığı hilal seklindeki mezar taşı. Kitapta anlatılan diğer bir şahıs ise Küçük Mustafa. O dönemde Osmanlı’nın Avrupa’yla yaptığı sayısız savaşlardan birinde esir edilen veya onların çocuklarından biri Mustafa. Yine özellikle kilise kayıtlarından ortaya çıkarılan bulgular doğrultusunda esir olarak getirilen ve Hıristiyanlaştırılan Türk askerlerinin hikâyeleri kitapta geniş yer buluyor.

Frankfurt Kitap Fuarı’nda tanıtılacak olan Çelik’in kitabı daha şimdiden Alman tarihçilerin dikkatini çekmiş. Alman Tarihçiler Birliği Başkanı Prof. Dr. Harmut Heller Almanya’daki Türklerin varlığının 500 yıl öncesine dayandığını ve Çelik’in çalışmasının bu manada yeni bir tartışma başlatacağının altını çiziyor: “Müzikte, kültürde yaşamın her evresinde Batı, Türklerden etkilenmiştir. Bunları kendi iç bünyesinde tüketmiş. Aslında Almanlar ve Türkler birbirlerini yüzlerce yıldır tanıyorlar, birbirilerine yabancı değiller. Haydn, Mozart, Beethoven gibi ünlü müzisyenlerin beslendiği kaynak Türk musikisidir.”

‘Ganimet Türkler’ kavramını ilk kullanan tarihçi olan Heller Alman nüfusunun bu açıdan yeniden incelenmesinde yarar olduğunu söylüyor: “Almanlar ve Türkler oturup bu konuyu kendi aralarında konuşmalı. Esir alınan Türk kızları büyük babaannelerimiz olabilir. Bu vesile ile iki toplum arasındaki kırgınlıklar giderilmiş olur. Aile soylarında Türk kanı taşıyanlar bir yana, bugün Türklerin bu ülkeye gelişlerinin 40’ıncı yılını kutlayan politikacıların bile bilmediği gerçeklerle Alman kamuoyu bu kitapla ilk kez bu kadar derinden bilgilendirilecek.”

Tarihçi Latif Çelik, “Almanya’da Türk İzleri” kitabının ikinci versiyonuyla ilgili hazırlıklara da başlamış. Yeni eserin adı “Türkiye’deki Alman İzleri” olacak. Latif Çelik sadece Almanya’daki Türk izlerini araştırmakla yetinmemiş, aynı zamanda bunu bir platformla bütünleştirmek istiyor. Türk-Alman Kültür Tarihi ve Integrasyon Araştırmaları Enstitüsü’nü kasım ayında açıyor. Alman tarihçilerle birlikte bu enstitüde yeni araştırmalara imza atılacak.

AKSİYON

Dilaver'e
Adil
Senin anlaman kıt galiba osmanlı arşstokrasisi istanbuldan viyanaya gitme macaristanda yada çevredeki osmanlı idaresindeki devletlerin lider kadrosunun yerel halktan olması ama kışlaşlarda vergi toplayan lar türk asıllı padişah temsilcileridir onlar macaristanda yaşar padişahın haklarını korur.Kıyafetleri dinleri farklıda olsa osmanlı paşa kıyafetleridir topkapı sarayından yada istanbuldan ailesini alıp kuşatmaya giden aristokrasi yoktur.Bugün romanyaya git heykeller görürsün sarıklı kaftanlı dersinki burası müslüman devletmiş öyle değildir yöneticisi osmnlı gibi giyinen yaşayan padişaha kendini adamış kişilerdir türk değillerdir türk olan kışladaki beylerbeyidir ve ailesi gibi yaşarlar.Umarım anlamışsındır.Kafanı bu işlerle yorma Türk ordusu sefere kadınlarla çıkmaz kadınlarınıda savaş meydanında bırakıp kaçmaz.Aklınca yazı orduyu kötülüyor yok böyle bir olay
Cuma, 19 Eylül 2008 16:45
adile
dilaver
bulgaristanda ahır yapılan cami sayıısından bahseden adamın kireç ocaklarında yakılan kültür miraslarından kaç kilise yapılacağınıda söylemesi lazım.Eğer böyle yaklaşacaksak değerlendirmelere.Sen bu yazının tamamını okudunmu onu bir hatırla.birde anlattıklarınla yazarın söyledikleri arasında hiç benzerlik varmı.Adam osmanlı aristokrasisis kadınları ile çocukları ile geldiler savaşların bazılarına diyor.sen neden bahsediyorsun.yani bu yazarın anlattıklarının tamamı doğru olsa bizde bu kadınları terketmiş olsak bugün bunu düzeltmemiz mümkünmü.inkarıyla ne elde edeceğiz.kabulüyle ne dersen.hareket noktamız kabul olursa çaba ve çalışmayı doğru yürütebiliriz.reddedersekde yanlış sonuca varırız.tarih hamasetle anlaşılmaz.tarih duygu işi değil akılizan işidir.sende akıl varda izan eksik.bir yanın körkalmış.
Cuma, 19 Eylül 2008 04:30
Dilaver'e
Adil
Senin anlama sorununu giderelim:Viyana kuşatma olarak başlar meydan savaşı değildir meydan savaşında iki ordu cephede kozlarını paylaşır yenen her şeyin sahibidir yenilen ordu bir daha belini doğrultamaz sırp krallığı sırp sındığı ile çökmüştir sırp toprakları ve kadınlar dahil her şey osmanlının olmuştur.kadınlar köle pazarında satılır yada paşa cariyeleri yada padişah hanımı olurlar fark yoktur.kimsa cepheye ailesi ile gitmez bu yanlış bilgidir istanbul viyana arası 1500kmdir kim karısı çocuğu yola cıkar böyle bir saçmalık olurmu 6 ay süren yolculuk aile ile yapılmaz kim bu kadınlar derseniz onu anlattık 1.viyana kuşatması ile ikinci arasında 100yıl dan fazla zaman vardır o macaristanda türk köyleri yada osmanlı müslüman köyleri vardır viyanada ordunun bozguna uğramasının sebebi polonya ordusunun yolunu kesmekle görevli olan kırım hanının ,tutması gereken bölgeyi tutmaması(kırım hanı kuşatmaya ilk baharda başlayalım der sadrazam romen voyvadasının lafını dinler kuşatmayı yağmurlar başlayınca başlatır kırım hanı bir hırıstiyan voyvada kadar kıymetimiz yok deyip sitem eder husumet doğar)ile polonya kralının osmanlı ordusunu saplandığı bataklıkta yenmesi ile bozgun olur tüm macaristandan hızla çekilen osmanlı savaş gücü ardında 100 yıldan fazla yönettiği macaristan halkını bırakır esir edilenler bu terkedilen toprakların halklarıdır.savaş meydanında ölenlerin yakınlarının çocuğu ,kadınlarıdır.Balkanlardan osmanlı çekilirken 5 milyon müslüman ölmüştür kaç tane müslümanın hıristiyan olarak orada kaldığını hesaplayın bulgaristanda 800 yüz tane cami ahır yapılmıştır.Umarım anlamışsındır esir konusunu
Perşembe, 18 Eylül 2008 19:58
kutlu yarın a
mustafa hasan
siz yazıyı okumadan direk yorumlardan yola çıkarak mı yorum yazıyorsunuz yoksa? yazının ilk paragrafında dikkat ederseni mehmed sadık selim kırk arkadaşıyla beraber halep yakınlarında haçlı-osmanlı savaşında esir düşerek lübnan kıbrıs üzerinden almanyaya götürülmelerinden bahseder. ve daha sonra hırıstiyan olmaları ve soylarının büyük bir aile olarak devam ettiğini bir kollarının da meşhur alman şair yazar filozof goethe yi doğurduğunu anlatır. kaldı ki ben ordaki kızlardan hiç bahsetmiyorum. onlar da elbette orada yaşayan müslüman kim varsa onların kızlarıdır. türk olabilecek gibi diğer müslüman ırklara mensupturlar. bu açıdan da hiç farketmez. onlar benim için aynıdır. esir düşmüş olmaları önemli olmalı. benim dikkat çekmek istediğim konu ile herhangi bir alakaları da yok esir düşenlerin hiçbirinin. ama tanımları yaparken de olayları anlatırken de kavimleri inkar ekseninde izahatlardan kaçınmak lazım. vesselam.
Perşembe, 18 Eylül 2008 17:41
Adil Bey biraderime
Dilaver
Haaa demekki macarlar şunlar bunlar karılarıyla gitmiş dönerkende oralara bırakmışlar.Bizde buradan oralara giderken bu rumu romeni macarı karılarıyla birlikte arkamıza dakıp sefer yapmışız onlar garılarını bırakmıştıysa bize ne ..öylemi?.dmek karılarını götürenler yılkı atı gibi götürüp oralara salmışlar onumu söylüyon.
Perşembe, 18 Eylül 2008 17:36
Piyasalar
  Alış Satış
Euro 2.0163 2.0260
Dolar 1.5941 1.6018
Sterlin 2.3700 2.3824
RÖPORTAJ
Anket
Kurbanınızı kendiniz mi keseceksiniz yoksa vekaleten mi kestireceksiniz?












Foto Galeri
Videolar