Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Emine K. Arslaner
Cemil Meriç’in kerameti
Perşembe, 18 Eylül 2008 03:29

 

Memduh Cumhur; TRT'nin fiilen eski lakin ruhen eskimeyen ses sanatçılarından…  Üsküdar'ın mümtaz simalarından olan bu kalender beyefendi,  Prof.Dr. Ahmet Yüksel Özemre'nin veciz ifadesiyle,  “Üsküdar'ın manevi eczalarını da nasiplilerine armağan eden” musikişinas bir eczacı. Cemil Meriç'in de talebelerinden olan ve onun vicahında yaptığı meşklerle biyografisine entelektüel derinlik, müzik kariyerine kültürel zenginlik katan sanatçıyı mutat mekanında -eczanesinde-  ziyaret edebilme imkanı doğduğu zaman nasıl sevindiğimi anlatamam.  Memduh hocanın irfanından nasiplenebilecek ve Meriç'le ilgili hatıralarını bizzat kendi dilinden dinleyebilecek olmanın getirdiği mutluluğun yanısıra çok başka, çok özel bir nedenim daha vardı sevinmek için. Bir yakınımdan dinlediğim ilginç bir hatıranın sıhhatini, bizzat o hadiseyi yaşamış insanın ağzından teyid ettirebilme fırsatını yakalamıştım.

Üstadla nasıl tanıştığını, meşk saatlerini, birlikte okudukları ezgileri, yazdığı hicivleri anlattı Memduh hoca… Ve tabi hatıralarını… Her birinin ayrı ayrı yazılması ve dosyalanması gereken hatıraların arasında, hikmet ve hayret yüklü bir hatırası vardı ki, dinlerken bir defineye tesadüf etmiş hazine avcılarının gözlerinde görülebilen ışıltılarla dolduruyordu gözbebeklerimizi. Paylaşıldığı takdirde başınızı ağrıtabilecek, paylaşılmadığı takdirde ise içinize bir ukde olup oturabilecek kabiliyete sahip bu sevimli hatırayı Memduh Cumhur'un dilinden dinleyene kadar zihnimde itinayla sevip okşadım. Cemil Meriç'e olan hayranlığımı zirveye ulaştıran bu mesajın sizlerle paylaşılabilecek olgunluğa eriştiğini düşünüyorum.  Olay şöyle gerçekleşir:

Memduh hoca, Yaşar Nuri Öztürk'le üniversitede tanışır. İkisi de üniversite öğrencisidir ve arkadaş olurlar. Yaşar Nuri Öztürk, birgün Memduh Cumhur'a Fransızca öğrenmek istediğini söyler. Memduh hoca, kendisini Cemil Meriç'le tanıştırabileceğini ifade eder. “Fransızcayı sökersin, Fransız edebiyatını da öğrenirsin” der. Cemil Meriç'in muhafazakâr gençler arasında çok popüler olduğu yıllardır ve Yaşar Nuri Öztürk bu teklifi heyecanla kabul eder. Bilvesile Osmanlıcasını da ilerletmek isteyen bu toy ilahiyat fakültesi öğrencisi; Memduh Cumhur'un tavassutu ile Cemil Meriç'le tanışır lakin bir iki ziyaretten sonra irtibat kesilir. İrtibatın niçin kesildiğini Cemil Meriç'i gördüğü zaman anlar genç Memduh. “Benimle ne zaman karşılaşsa hiddetle ayağa kalkıyor ve senin getirdiğin o gavur imam benim lugatımı çaldı! diyerek gürlüyordu. Utançtan kızaran yüzümü nasıl saklayacağımı şaşırıyordum“ diye anlatıyor Memduh Cumhur. Meğer bu ziyaretlerin birinde Yaşar Nuri Öztürk, üstadın çok kıymetli bir lugatını ödünç alır ve geri getirmez. Bu hareketin üstadın literatüründe karşılığı ise hırsızlıktır. Unutkanlık mı, ihmalkarlık mı dersiniz!... Hangi gerekçe ile yapmış olursa olsun, Yaşar Nuri hocanın sadece hırsızlıkla damgalanmasına neden olmamış bu olay; aynı zamanda uzunca bir süre arkadaşları arasında  'gavur imam' olarak anılmasına da sebep olmuş.

Bu hatırayı anlattıktan sonra mütebessim bir ifadeyle; “Ümit Meriç'i gördüğüm zaman 'babanız keramet ehlindendi' dedim. 'O da nerden çıktı' dedi. Bu olayı anlatınca gülümsedi“ diye kısa bir not düşüyor Memduh Cumhur, Yaşar Nuri hocanın belli bir camianın nezdindeki makamına ihsas yaparak.

Yaşar Nuri Öztürk'ün imanını sorgulamak ne haddimize. Bugün ona bir kısım cemaat ehlinin yakıştırdığı sıfatı yıllar önce Cemil Meriç'in telaffuz etmiş olması hoş bir tesadüftür sadece.

Son zamanlarda adından daha sık bahsediliyor Cemil Meriç'in. Bu tafsilatlarda tam anlamıyla zikredilmeyen bir takım arızaların Memduh Cumhur'un zaviyesinden nasıl göründüğünü de merak ediyordum tabi… Cemil Meriç'in daha çok okunması için ille de anlaşılması gerektiğini savunan zihniyetin, onun inci taneleri misali yanyana sıraladığı kelimelerini sadeleştirme adı altında çakıl taşlarına çevirmeye kalkışmasını nasıl karşıladığı da bilmek istiyordum. Bu beyni ve kalbi dolu İstanbul beyefendisiyle geçirdiğimiz bir iki saate sığdırılması icap eden daha çok konu vardı ancak kafamdaki sorulara bir türlü sıra gelmedi ve külliyatın neşriyatı ile ilgili sorularımı erteleyerek ayrılmak zorunda kaldım huzurdan.

Kanal a'nın düzenlediği Cemil Meriç belgeselinde yöneltilen sorulardan biri yine Cemil Meriç'in anlaşılması ile ilgiliydi. Memduh Cumhur'un hatırasını anlatarak Mevlana'yı konuşturmak gerekiyordu belki de; “Onu anlamak, o olmaya bağlıdır. Hızır'a göre alelade olan işler Musa'nın aklını şaşırttı, Musa onları görünce bulandı”. Anlatamadım tabi… Anlamaya endekslenmiş bir cemiyete seslendiğimi unutamadığım için.

Cemil Meriç anlaşılmıyor diye mi okunmuyor gerçekten? Evet, belki de öyle… Peki bunun çaresi onu bizim gibi konuşmaya mecbur kılmak mıdır, yoksa onun konuştuğu lisana vakıf olmaya çalışmak mıdır? Onun lisanına, yani Osmanlıcaya… Meriç'in dilini sadeleştirmek akıllara geliyor da, okullarımızda Osmanlıcanın öğretilmesini sağlamak neden kimsenin aklına gelmiyor sahi?

Anlayın artık! Anlayın ve tarihinizle, medeniyetinizle, mütefekkirinizle anlaşın… Cemil Meriç'i değil, Osmanlıcayı anlayın…

 

Hamiş: Bugün (18.09.2008) saat 21:30'da Kanal a'da “Dünden Yarına” adlı belgesel kuşağında 'Bu Ülkenin Çocukları' olarak Cemil Meriç'le ilgili düşüncelerimizi serdediyoruz…

 

 

YORUMLAR -YORUMLAR-YORUMLAR...
AHMET GÜNİNDİ
Emine hanım bir konu bu kadar mı? güzel işlenir tereyağından kıl çeker gibi üslubunuz ve Türk musikisi adına çabalarınıza teşekkür ederim. -Ayrıca "SONSAYFA" sitesine uzun süre hizmet eden 2 değerli yorumcuyu burada gördüm Hüseyin Ülkü Korkmaz ve Alperen Saka sanırım sitelerindeki "çıplak kadın resmi görüntülerinden uzak güzel bir mekan arıyorlar,kendilerine hoş geldiniz derim. -Keşke Tunahan BAYBARS Bey'de boğazın yanında "asırlık çınarın gölgesindeki "BİZİM KAHVE" sinide buraya taşısa da hoş vakitler geçirsek.
Cuma, 10 Ekim 2008 20:29
kerametlerinden ziyade hayatlarını örnek alalım
Alperen SAKA/okuyan biliyor
Keramet haktır. Keramet, şirkten kaçıp kurtulmak, marifete kavuşmak, kendini yok bilmektir. Keramet ile istidracı birbiri ile karıştırmamalıdır. Keramet ve keşf sahibi olmak istemek, Allah�tan başkasını sevmek demektir. Keramet, kurb ve marifet demektir. Kerametin çok olması, tasavvuf yolunda yükselirken pek ileri gitmek ve inerken, inişi az olmaktandır. Keramet, yakîni kuvvetlendirmek içindir. Yakîn ihsan olunmuş Velinin keramete ihtiyacı yoktur. Kalbin zikre alışması yanında, kerametin hiç kıymeti yoktur. Evliyanın keşfinde hata olabilir. Keşfin yeri kalbdir. Sahih olan keşfler, hayal değildir. İlham ile kalbde hasıl olur. Hayal karışmış olan keşflere güvenilmez. Evliyanın keşfi, İslamiyet�e uygun olursa, ona güvenilir. Böyle değilse güvenilmez. Evliyanın keşfleri, ilhamları, başkaları için hüccet, senet olamaz. Fakat müctehidin sözü, onun mezhebinde olanlar için hüccettir. Keşf ve keramet sahibi olmak, derecenin yüksek olmasını bildirmez. Keşfler, tecelliler, tasavvuf yolunun yolcularında hasıl olur. O yolun sonunda olanlar, hayrette ve ibadettedirler. Evliyanın önüne, boynu bükük gelmelidir ki, fayda elde edilebilsin. Evliyanın elbisesini edep ve saygı ile giyince, çok fayda hasıl olabilir. Allahü teâlâ, Evliyasını büyük günah işlemekten korur. Evliyadan birkaçı, uzak yerlerde görülmüştür. Bu görünüş, ruhlarının, kendi bedenlerinin şeklinde görünmesidir. Evliya, küçük günahtan korunmuş değildirler. Fakat, hemen gafletten uyandırılıp tevbe eder ve iyi işler yaparak, af dilerler. Evliya, insanları hem İslamiyet�in açık emirlerine, hem de ince, gizli bilgilerine çağırırlar. Evliyanın bir kısmı, sebepler âlemine inmemiştir. Bunların Peygamberlik üstünlüklerinden haberleri yoktur. İnsanlara faydalı olmazlar. Feyz veremezler. Evliyanın çoğunda, vilayetin üstünlükleri vardır. Kutblar, evtad ve ebdal böyledir. Bunların gençleri yetiştirebilmeleri, Ali �radıyallahü teâlâ anh�ın yardımı ile olur. Velilerin yükseklikleri arasındaki farklar, Allahü teâlânın bunları sevmesinin derecesine göredir. Evliyalık, zıllere, gölgelere kavuşmak demektir. Sevgileri ve zevkleri hep zılleredir. Evliyalık, Peygamberliğin zıllidir, gölgesidir. Evliyalığı abdest gibi, nübüvveti namaz gibi bilmelidir. Evliyalık, kötü huylardan kurtulmak demektir. Evliyanın, kendinin Veli olduğunu bilmesi lazım değildir. Evliyalık verilip de, Veli olduğu bildirilmezse, hiç kusur olmaz. Veli olmak için, dünya ve ahiret sevgisini gönülden çıkarmak lazımdır. Peygamberlik üstünlüklerinde, ahirete düşkün olmak iyidir. İnsanda, ruh âleminden gelmiş olan on latife, on kuvvet vardır. Evliyalık ve Peygamberlik üstünlükleri, bu on latifede olur. Evliyalık, fena ve beka demektir. Yani, kalbi dünyaya düşkün olmaktan kurtarıp, Allahü teâlâya düşkün olmaktır. Evliyalık, akıl ile ve düşünmekle anlaşılamaz. Evliyalık, Allahü teâlâya yakınlık demektir. Mahlukları düşünmeyi gönülden çıkaranlara ihsan edilir. Mahlukların düşüncesini gönülden çıkarmaya (Fena) denir. Evliyalığın bütün üstünlükleri, İslamiyet�e uymakla hasıl olur. Peygamberliğin üstünlükleri ise, İslamiyet�in görünmeyen, herkesin bilemediği inceliklerine de uyanlara verilir. Peygamberliğin üstünlükleri demek, Peygamberlik demek değildir. Evliyalık derecelerinin hepsini geçip, sonuna varanların keşfleri ve ilham olunan bilgilerin hepsi, Ehl-i sünnet âlimlerinin Nasslardan, yani Kitap ve sünnetten anlayıp bildirdikleri bilgilere tam uygun olur. Evliyalıkta ilerlemenin yarısı yükselmek, yarısı da inmektir. Çok kimse, yalnız yükselmeyi evliyalık sanmış, inişe de, Peygamberlik üstünlükleri demişlerdir. Halbuki, bu iniş de, yükseliş gibi, evliyalıktır. Evliyalıkta cezbe ve süluk vardır. Bu ikisi, evliyalığın iki temel direğidir. Peygamberlik üstünlükleri için, bu ikisi lazım değildir. Evliyalık derecelerinin sonu, kulluk makamıdır. Kulluk makamının üstünde, hiçbir makam yoktur. Veliler Hakka doğrudurlar. Peygamberlikte, hem Hakka, hem de halka doğru olup, birbirine engel olmaz. Evliyanın nefsleri mutmainne olmuş ise de, bedendeki maddelerin ihtiyaç ve istekleri vardır. Evliyalık, beş derecedir. Herbiri, beş latifeden birinin yükselmesidir. Herbiri, Ulül�azm Peygamberlerden birinin yoludur. Birinci derecesi Âdem aleyhisselamın yoludur. Evliyalığı birinci derecede olan bir Peygamberin evliyalığı, beşinci derecede olan bir Velinin evliyalığından daha kıymetlidir. Evliyalığın (Vilayet-i hassa) denilen en yüksek derecesine kavuşabilmek için, nefsin fani olması lazımdır. (Ölmeden önce ölünüz!) emri, bu faniliği göstermektedir. Evliyalık, ya hassa [hususi] olur veya umumi olur. Vilayet-i hassa, Muhammed aleyhisselamın evliyalığıdır. Onun ümmetinden, ona tam tâbi olan evliya da bu vilayete kavuşabilir. Bu vilayet, tam fena ve olgun bekadır. Burada nefs fani olmuş, Allahü teâlâdan razı olmuştur. Allahü teâlâ da, ondan razıdır. Evliyalığın yüksekliği, beş latifenin derecesine, sırasına göre değildir. En yüksek derecedeki (Ahfa) latifesinin evliyalığına kavuşmak, öteki derecelerde bulunan Evliyadan daha yüksek olmayı göstermez. Evliyalığın üstünlüğü, asla yakınlık ve uzaklıkla ölçülür. Kalb denilen aşağı derecedeki latifenin evliyalığına kavuşmuş bir Veli, asla daha karib [yakın] olunca, ahfa latifesinde bulunan, fakat o kadar yakın olmayan Veliden daha üstün olur. Muhammed aleyhisselamın evliyalığına kavuşan Veli, geri dönmekten korunmuştur. Yani bulunduğu dereceyi kaybetmez. Öteki Veliler, korunmuş değildirler, tehlikededirler. Evliyalık, yalnız kalbin ve ruhun fani olması ile hasıl olabilir. Fakat, bunların fani olmaları için, öteki üç latifenin de fani olmaları lazımdır. Evliyanın evliyalığına (Vilayet-i sugra) denir. Peygamberlerin evliyalığına (Vilayet-i kübra) denir. Vilayet-i sugranın sonu, enfüsdeki ve afaktaki ilerlemenin sonuna kadardır. Vilayet-i sugrada, vehmden ve hayalden kurtuluş yoktur. Vilayet-i kübrada vehmden ve hayalden kurtuluş vardır. Vilayet-i sugra, beş latifenin, arşın dışındaki asıllarını geçtikten sonra başlayıp, bu asılların da asılları olan, Allahü teâlânın sıfatlarının zıllerini, görünüşlerini geçince, biter. Vilayet-i sugra afakta ve enfüsde, yani insanın dışındaki ve içindeki mahluklarda olur. Yani zıllerde, görünüşlerde olur. Bunda sona erenler, (Tecelli-yi berki)ye, yani şimşek gibi çakıp geçen tecellilere kavuşurlar. Vilayet-i kübra, bu tecellilerin [görünüşlerin] aslında olur. Allahü teâlâya yakın olan ilerlemedir. Peygamberlerin evliyalığı böyledir. Burada, tecelliler, daimidir. Vilayet-i sugra, (cezbe) ile (süluk)dür. Evliyalık kemalatına kavuşmak, süluk, yani çalışarak ilerlemek, kalbin zikir etmesi ve murakaba ve rabıta ile olur. Peygamberlik kemalatında ilerlemek ise, Kur�an-ı kerim okumakla ve namaz kılmakla olur. Bundan sonra ilerlemek için hiçbir sebebin tesiri yoktur. Ancak, Allahü teâlânın lütfu ve ihsanı ile olur. Ne kadar ilerlerse ilerlesin, İslamiyet�ten dışarı çıkamaz. İslamiyet�e uymakta sarsıntı olursa, bütün vilayet dereceleri yıkılır. Bundan da yukarı yükselmek, muhabbet ile, sevmek ile olur. Lütuf ve ihsan başkadır. Aşk ve muhabbet başkadır. Peygamberlerin evliyalığı bile Peygamberlik üstünlükleri yanında aşağıdadır. Vilayet-i Muhammediyye, bütün Peygamberlerin vilayetlerini kendisinde toplamıştır. Peygamberlerden birinin vilayetine kavuşmak, bu (Vilayet-i hassa)nın bir parçasına kavuşmaktır. Velinin inişi çok olunca, üstünlüğü de çok olur. Velinin bâtını, yani kalbi ve ruhu ve öteki latifeleri zahirinden, yani duygu organlarından ve aklından ayrılmıştır. Zahirinin gafil olması, bâtınına ulaşamaz. Hiçbir Veli, hiçbir Peygamberin derecesine ulaşamaz. Bir Veli, bir bakımdan, bir Peygamberin üstünde olabilir. Fakat, her bakımdan, bu Peygamber, bu Veliden daha üstündür. Veli, küçük günah işleyebilir. Fakat, hemen tevbe eder ve velilik derecesinden atılmaz. Tasavvuf yolunda aranılan şey, fenanın ve bekanın, tecellilerin ve zuhurların, şühud ve müşahedenin, söz ve mananın, ilim ve cehlin, isim ve sıfatın, vehm ve aklın ötesindedir. Mürşid yani Rehber, insanı Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşturan vasıtadır. Talebe rehberini ne kadar çok severse, Onun kalbinden feyz alması da, o kadar çok olur. Mürşid vesiledir, Resulullahın mübarek kalbinden çıkıp, mürşidlerinin kalbleri vasıtası ile, kendi kalbine gelen feyzleri neşr eden bir vasıtadır. Maksat, Allahü teâlâdır. Mürşid-i kamil, emme basma tulumba gibidir. Kalb makamına inmiş olup, kendi mürşidinden aldığı feyzleri, marifetleri, talebesine ulaştırır. Rehberini inciten veya inanmayan, hidayete kavuşamaz. [Bunun için vehhabiler, Allahü teâlânın feyzlerinden, marifetlerinden mahrumdurlar.] Rehberini incitenden kalbin kırılmazsa, köpek senden daha iyidir, buyurmuşlardır. Rehberine inanmakta, güvenmekte sarsıntı olursa, feyz alamaz. Bu sarsıntının ilacı yoktur. Rehberden feyz almak için teveccüh olmaksızın, yalnız onu sevmek yetişir. Rehber ile bulunanların, imanları kuvvetlenir. İslamiyet�e uymak isteği hasıl olur. Rehberin sözleri, halleri, hareketleri, ibadetleri hep İslamiyet�e uygundur. Ona uyan, onu dinleyen, Resulullaha uymuş olur. Böyle olmayan kimse, rehber olamaz. Tasavvuf, Resulullahın izinde bulunmaktır. İnsanların yaratılışlarına göre, ayrı yollar hasıl olmuştur. Tasavvuf, ihlası arttırmak içindir. Tasavvuf yolunda Rehber lazımdır. Allahü teâlâya kavuşturan yol ikidir: Nübüvvet yolu, Vilayet yolu. Nübüvvet yolunda rehber lazım değildir. Bu yol asla kavuşturur. Vilayet yolunda rehber lazımdır. Nübüvvet yolunda, fena, beka, cezbe ve süluk gibi şeyler yoktur. Vilayet yolunda ilerlemek için her şeyi [dünyayı ve ahireti] unutmak lazımdır. Gönlün bunlara bağlı olmaması lazımdır. Nübüvvet yolunda ahireti unutmak lazım değildir. Tasavvuf, imanı kuvvetlendirmek ve İslamiyet�e uymakta kolaylık duymak içindir. Tarikat ve hakikat, İslamiyet�in hizmetçileridir. Tarikat, mahlukları yok bilmektir. Hakikat, Allahü teâlâyı var bilmektir. Birincisi, herkesten kaçıp, bir yere kapanmak demek değildir. Emr-i maruf, nehy-i münker, cihad ve sünnetlere uymaktır. (Mektubat-ı Rabbani)
Cuma, 10 Ekim 2008 11:11
" REVAN OLUR"
HÜSEYİN ÜLKÜ KORKMAZ
Sayın yazar bende yazınıza bir şiirimden dörtlükle katılayım; "REVAN OLUR" İnsan şaşırırsa yakını,uzağı Kalp gözü körelir,görmez tuzağı Beş ayaklı doğmuşsa bir buzağı Kıyamet yaklaştı gen revan olur *** HÜSEYİN ÜLKÜ KORKMAZ (h.ulkukorkmaz @hotmail.com)
Perşembe, 09 Ekim 2008 23:54
munafık
hasan balcı
decalın cocukları olanlarda olnarı sözlerine inanmayın ve onlara (yaşar nuriöztürk ) gibilere pirim vermeyin
Perşembe, 09 Ekim 2008 16:39
iletişimden kurtulmak
üstün bol
ilk hedefimiz cemil meriç'i "iletişim" dükalığından ve tabiki cemil meriç'i iletişime pazarlayan evladı iyalden kurtulmak...
Cumartesi, 20 Eylül 2008 20:31
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Piyasalar
  Alış Satış
Euro 1.9865 1.9961
Dolar 1.5711 1.5787
Sterlin 2.3159 2.3280
RÖPORTAJ
Anket
Kurbanınızı kendiniz mi keseceksiniz yoksa vekaleten mi kestireceksiniz?












Foto Galeri
Videolar