Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Dinlerarası Diyalog Sahtekarlığı..
Müslüman din adamları, din-i mübin-i İslam’dan küresel Haçlı zihniyeti için taviz üstüne taviz vermektedir.
Pazartesi, 01 Eylül 2008 04:01

Dinlerarası Diyalog Sahtekarlığı.. Nereye?

Prof. Dr. Zeynep Abdülaziz*

İslam’ı yok etmeyi ve dünyayı Hıristiyanlaştırmayı amaçlayan Kilise Kurumu ve 2. Vatikan Kongresi tarafından düzenlenen Dinlerarası Diyalog Konferansları, bu sene önemli bir aşamaya gelmiş bulunuyor. 2008’in Avrupa’da dinlerarası diyalog yılı olması kararlaştırıldı, bu karara göre Hıristiyan Avrupa düşüncesinin daha da köklü hale gelebilmesi için bir taraftan Avrupa siyasi kurumlarıyla kilise arasında ardı ardına konferanslar düzenlenecek, diğer taraftan ve aynı zamanda Müslümanlar Kilise’ye daha fazla taviz vermek için peşi sıra kongreler düzenleyecekler. Bu konferansların sonuncusu her ne kadar bir Avrupa kentinde düzenlenmiş olsa da Haremeyn’in Hizmetçisi Suudi Kralı’nın 16-18 Temmuz tarihleri arasında açılışını yapmış olduğu Madrid Konferansı’dır. Ne yer seçimi ama! 1492’de geri alma savaşlarıyla Müslümanların katledilerek, boğazlanarak, Hıristiyanlaştırılarak İspanya’dan sökülüp atıldıktan sonra, bu kez de İslam, Müslümanların eliyle bir kez daha bu topraklardan kökü kazınıyor.

Papa XVI. Benedict’in Almanya’da Eylül 2006’da yaptığı konuşmanın ardından bu dönemin ilk aşaması başlamış oldu. Papa burada İslam’a, Müslümanlara ve Peygamber Efendimiz’e hakaretler yağdırmıştı. İslam dünyası ise buna tepki verdiğinde Papa, Vaktikan’daki Dinlerarası Diyalog Konseyi Başkanı Papaz Jean Louis Touran’dan Vatikan’la dayanışma konusunda arzulu bazı Müslüman kanaat liderleri ve âlimle buluşma ayarlaması isteğinde bulundu. Bu buluşmaların sonucunda da bilerek ya da bilmeyerek veya karşı tarafı taltif amacıyla 138 Müslüman âlimin altına imza attığı skandal bildiri ortaya çıktı. Bu skandal bildiride söz konusu Müslüman âlimler, Müslümanlar ve Hıristiyanlar olarak aynı Tanrı’ya inandığımızı ve taptığımızı ilan etmişlerdi.

Üzücü olan ise Vatikan’ın bu girişimle alakalı her metinde, Müslümanların Papa’nın İslam’ın terörle olan ilişkisini daha yoğun bir şekilde gündeme getirmesinden korkmalarının bir sonucu olarak “Gelin ortak kelimede birleşelim; madem tek bir ilaha inanıyoruz, öyleyse uzlaşalım ve yardımlaşalım, geçmişte aramızda anlaşmazlıklara neden olan konuları bir kenara bırakalım” dediği ifade edilmektedir. Onlar böylece İslam’ın geliş nedeni olan Allah’ı birlemeyle ilgili kendisinden önce gelmiş olan iki risaletteki tahrifleri ortaya çıkarma olgusunu yok etmiş olmaktadırlar.

Bu skandal konuşmanın ardından hızlı diyalogcular orda burada ortak toplantılar düzenlediler, Suudi Kralı da büyük tavizler vererek ve alçaltıcı bir şekilde Vatikan’ı ziyaret etti. Bu ziyaretten istenen tek şey, “Siyasi ve diplomatik olarak Kilise tarafından İncil’in Suudi Arabistan’a kök salmasının ve kiliselerin dikilmesinin sağlanması”ydı. Bu ifade, Papa II. Yuhanna Pavlus’un “Vatikan’ın Siyasi Coğrafyası” adlı kitabında geçen bir ibaredir. Düzenlenen bu ziyaretten bir buçuk ay sonra, 4 ve 6 Haziran 2008 tarihleri arasında Mekke Konferansı düzenlendi. Bu konferansta aynı ilaha taptığımızın teyit edildi, İslam’da terörün var olduğu suçlaması yutturmacası ve bu terörün ortadan kaldırılmasına çalışılması yönünde bir karar alınması sağlandı, ortak değerlere bağlılık vurgulandı, aileye yönelik vurgular güçlendirildi, insanın Rabbinden uzaklaştığı noktasında uzlaşma sağlandı, üzerinde anlaşma sağlanan konuların kabulü ve ihtilafların üzerinde durulmama kararı alındı. Tüm bunlara ek olarak şu musibet kararın altına imza atıldı: “Yahudi din adamlarının ve kilisenin tahrif ettiği kesin olan Tevrat ve İncil’in Kur’an ile eş değer olduğu kabul edildi. Bir başka deyişle Papa 16. Benedict’in talepleri böylece gerçekleşmiş oldu. Zaten bu konuyu da daha önce yazdığı bir makalesinde ele almıştı.”

Madrid Konferansı’ndan sonra, Vatikan’da 2008 Kasımı’nda uzlaşmacı 24 Müslüman ve 24 yılmaz Vatikan müdafiiyle birlikte düzenlenecek olan konferansa, İncil’in yaşadığı aydınlanma çağının Kur’an’a da tatbik edilmesi üzerinde görüş alışverişinde bulunulacak. Aydınlanma çağında yapılan araştırmalar, İncil’in mukaddes olmadığı ve bu kitabın Allah tarafından indirilmediğini kanıtladı. Ayrıca gerek Tevrat’ın gerekse İncil’in tahrif edildiği, Hz. İsa’nın ise bu İncil hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığı, ne aklın ne mantığın kabul etmediği bu metinlerin asırlar boyunca müdahalelere ve değişikliklere maruz kaldığını kanıtladı. Öyle ki aydınlanma çağı incelemeleri, İncillerin kendi aralarındaki çelişkilerin bu kitaplar içerisindeki kelime sayısını geçtiğini, İncilleri yazan kişilerin aslında bilinen kişiler olmadığı, İncillerin önemli bir bölümünün eklemelere (telfik) maruz bırakıldığını göstermiş oldu. 

Gerçekte İncillerin tahrif edilmesinin ortaya çıkartılması, aslında bu değişikliklerin, düzeltileri yapan aynı eller olduğunu ortaya koydu. Vulgate(1)’in önsözünde geçen Papaz Gerome’un itiraflarına göz atmak bunları anlamak için yeterlidir. Vulgate, Kilise’nin dayandığı temel metindir. Bu metinlerin üzerindeki ihtilaflar nedeniyle milyonlarca insanın can vermesi söylediklerimizin kanıtı olarak yeterlidir. Vatikan’ın bekçilerinin yapmaya çalıştıkları şey aslında Hıristiyanlık tarafından Kur’an’a yöneltilen bütün eleştirilerin Müslüman olarak kabul edilen kimseler tarafından yapılmasını sağlamaya çalışmak. Michel Cuypers, ‘Melekut’ dergisinin 4. sayısında tekrar tekrar bu konuyu yazmaktadır. Sanki kulaklarının buna alışmasını istemekte, sürekli tekrarlayarak bu söylediklerinin itirazsız bir şekilde doğru olduğuna inanmaya çalışmaktadır. 

Bu araştırmanın özeti, bu papazın Kur’an’ın metnine edebi çözümleme metodu kurallarını uygulanmasını savunmasıdır–ki bu metodu Fransız oryantalist Jacques Burke İslam’a uygulamak istemiş ve yaptığı Kur’an-ı Kerim çevirisi çalışmasının önsözüne bu kitabın içerisinde bulunan çelişkilerin ortaya çıkarılabilmesi için linguistik analize tabi tutulması gerektiğini ifade etmiştir.- Sanki Kur’an-ı Kerim İnciller gibi çağlar boyunca oluşturulmuş bir metinmiş gibi, Papaz Coubers, edebi çözümleme metodu yönteminin yazarların metinlerini oluşturmak için başvurdukları yazı tekniklerini ortaya çıkardığı gibi aynı zamanda metnin tabakalaşmış yapısına nüfuz edebilmeye izin verdiğini söylüyor. Açıkça kendisi, bu yöntemi tıpkı İncillere uyguladığı şekilde Kur’an-ı Kerim’e de uyguladığını ifade etmektedir. Meseleyi ciddiye alarak sureleri incelemeye başlamış ve aşağıdaki hususları tespit etmiştir:

“Kur’an’da karışmalar, iç içe geçmeler, bir konudan başka konuya atlamalar bulunmaktadır. Bu nedenle Kur’an metni okuyucuyu yormakta, ya da şaşkınlığa sürüklemektedir. Bu nedenle bazı oryantalistler Kur’an’daki ayetlerin yerlerini değiştirerek onu mantıki bir şekle sokmakta, ayrıca gelenekten bize intikal eden tertip biçiminin alınmasının zorunlu olmadığını bizlere söylemekte, hatta bu çelişkilerin giderilmesi noktasında esbab-ı nüzulden yararlanmanın gerekli olmadığını ifade etmektedirler. Muhammed, kendi döneminde de İncil ve Tevrat’tan bazı şeyler almış, bu nedenle de Yahudiler onu çalıntı yapmak ve tahrifle suçlamışlardır. Fanatikler, inkârcılarla savaşma konusunda Kur’an’da neshedilmiş ayetlere dayanmaktadır. Ayrıca Kur’an, İhlâs suresiyle sona ermekte, Muavezeteyn sureleri ise birçok Kur’an nüshasında bulunmamaktadır. Eski tefsirlerin çağdaş insanın mantığıyla uyuşmaması nedeniyle Kur’an-ı Kerim’in modern çağın gerekleriyle uyumlu hale getirilerek yeni bir tefsirinin yapılması zaruridir.”

Bu “azılı” Papaz, söylediklerinin doğruluğunu göstermek amacıyla İncillere uygulanan yöntemin Kur’an’a da uygulanmasını isteyen Müslüman entelektüellerin de var olduğundan den vurmaktadır. Oryantalistler, Kur’an’ın özünü anlamak ve mesajını kavramak için bu süreci başlatmış bulunmaktadırlar. Onlara göre Kur’an’ı Kerim’in yapıcı bir eleştirel gözle yeniden okunması, kendisine yapılmış eklentilerin ve tahrifatın ortaya çıkarılması gerekmektedir. Edebi Çözümleme metodu, geleneksel mirası dışlamakta, Kuran metnini normal bir edebi metin gibi ele almaktadır. Bu nedenle bu yöntemle ortaya çıkartılan gerçekler, sonuç olarak geleneksel tefsir yöntemlerinin sonuçlarından oldukça farklı olmaktadır. Bu, ona göre, Müslümanların akidelerinin bozulması, yok edilmesi anlamına gelmemekte, tersine çağlar boyunca onda oluşan birikimlerin temizlenmesi ve Kur’ani değerlerin üzerine daha fazla ışık tutmak anlamına gelmektedir.

Sonra Müslümanların Kur’an’ın edebi tahlil metoduna tabi tutulması, Kuran tefsirinde yeni bir kapının açılmasına yol açabilecek midir? Sorusuna şu şekilde cevap vermektedir: İslam’daki geleneğin ağırlığına bakarak, işlerin gidişatı istenen hızda gitmeyecektir. Bu ise Batılı modern ilimlerle donanımlı Modern Müslüman aydınların başarabileceği bir iştir. Bu ise onların Kur’an’a salt edebi bir metin gözüyle bakarak onu ilahi bir kitap şeklinde değerlendirmemeleriyle sonuçlanacaktır. Buna geleneksel Müslümanlar direnmektedirler.

İkinci kez aralarında uyum bulunmayan çelişkilere işaret ederek “Şayet bu Kur’ani nasslar bize bir şey sunuyorsa düşünsel ve dini gelişimi göz önüne alarak bunları değerlendirmeliyiz.” Demekte ve bu sözünü şu şekilde açmaktadır: “

Bu çelişkili ayetlerin yanında bütün zamanlar için geçerli evrensel hikmete sahip ayetler de bulunmaktadır. Dini pratikler bu ayetler üzerine inşa edilmelidir. İşte bu hususlar, Papa 16. Benedict’e gönderilen açık mektupta ifade edilen ve 138 Müslüman din adamının altına imza attığı hususlardır. İçlerinde birçok ülkenin Şeyhü’l İslamı ya da Diyanet İşleri Başkanı bulunmaktadır. Bu insanlar, dini yaşarken öncelikli olarak Müslümanların diğer insan topluluklarıyla bir arada yaşamalarına imkan veren ayetlerine yoğunlaşmaktadırlar. Bunun anlamı, o insanların Tevbe Suresi’ndeki cihad ayetlerini uygulamaya değer ayetler olarak görmemektedir. Ancak bunun alenen duyurulması ve bu görüşten dönme olmayacağının bu görüşün nihai olduğunun ilan edilmesi gerekmektedir.

Bu bahsin, yani Kur’an-ı Kerim ayetlerinin eleştirildiği konuların tam da bu vakitte yeniden ele alınması, Kur’an-ı Kerim’in salt ibadet ve ahlak ayetlerinden ibaret bir kitap haline getirilmesi basit bir zihinsel jimnastik ya da kendilerine tartışma konusu arama ihtiyacından değil, ileride ilan etmeye hazırlandıkları bir konuya binaen yapılmaktadır.

Maalesef tek yapabildiğim Vatikan’ın İslam’ı yok etme planlarını ortaya çıkarmak ve bu oyunlarını da Müslümanların elleriyle tertip ettikleri gerçeğini ifade etmek. Vatikan metinlerinde dinlerarası diyalogla ilgili geçen metinleri değerlendirmede birçok olguyu göz önüne alırsak aslında bunun Müslümanların Hıristiyanlaştırılması için vakit kazanmaktan başka bir şey olmadığını görüyoruz. Papa, şu anda 1312 yılında yok edilen ve gizli olarak varlığını sürdüren ve geçmişte Haçlı Seferlerin’ni bizatihi başlatan İspanyol Tapınağı Şövalyeleri Örgütü’nün tekrar eski misyonunu yerine getirmesi için tekrar gündeme getirilmesi, bunun yanında Hıristiyanların tek Tanrı olan “Rabbimiz Mesih İsa”ya tapmaları nedeniyle Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında ortak ibadet ayinleri düzenlenmesi (bunu ilk başlatan Fransız oryantalist Louis Massignon’dur ve bugün de çeşitli şekillerde devam etmektedir) Christoph Rocco’nun her sene Fransa’nın Brotön bölgesinde yaptığı gibi (ki kendisi Mısır’da Fransız uzman adı altında aslında misyonerlik yapmaktadır) Hacc ibadetinin Kiliselerde yerine getirilmesi suretiyle iki din arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi istenmektedir. Müslümanların yok edilmesi, dünyanın gözü önünde gerçekleşirken kimseden ses çıkmamaktadır. Misyonerlik faaliyetleri İslam ülkelerinde hızla sürmekte ve Müslümanların Hıristiyanlaştırılması operasyonu hızla tamamlanmak istenmektedir. Ancak hükümetler ise buna bir çare düşünmeyi bile istememektedirler. Müslüman din adamları ise din-i mübin-i İslam’dan küresel Haçlı zihniyeti ve fanatik Hıristiyanlar için taviz üstüne taviz vermektedir. Keşke durumun vahametini, karşı karşıya olduğumuz tehlikeyi, bu büyük aldatmaca oyununda bizi bekleyecek musibeti ve matemi kavrayabilseydik keşke!

Bu nedenle şu ifadeyi tekrar etmekten başka bir şey yapamıyorum: “Ey Müslümanlar kendinize gelin, Müslüman din adamlarımız ve liderlerimiz dinimizin savunmadan aciz olduğu ve hatta işbirlikçilik yaptığı şu dönemde dininizi savunmak için uyanın. Hasbunallahu ve ni’mel vekil.

 

(1) Vulgulate: Kutsal Kitabın dördüncü yüzyıl sonunda Hieronymus tarafından yapılan Latince tercümesi.

 

*Mısırlı dinler tarihi ve Fransız medeniyeti uzmanı

Bu makale İslam Özkan tarafından TİMETURK için tercüme edilmiştir.

 

 

Gelin elele verelim
conan derbarbar
Ben önce F.Gülen ve cemaatine çok teşekkür ediyorum.Artık 21.yy da yaşayan millet ler olarak tek tanrıya inanan insanların belli bir ortak noktada toplanıp kardeş ve barış içinde yaşamayı bilmeliyiz.Düşünün ki İslamda tanrıya inanmakla iman etmiş oluyorsunuz.Kitaplarına,meleklerine ,peygamberlere ve ahirete.Bizlerde bunlarda var.Ozaman neden kavga ediyoruz? Bizler hepimiz kardeşiz ve Cennet çok geniş hepimiz orada buluşacağız.Ne siz ne biz düşüncesi olmasın .Kavga ve savaş olmasın.İşte diyoloğa karşı gelenler bunları anlamıyor.Bizlerde kendi aramızda ibadet farklılıkları var, lakin hepimizde cennette olacağız.Hangi din gibi yaşarsanız yaşayın tek ki tanrı inancı olsun cennete gireceğiz.Bizlere ve Türk medyasına rica ediyoruz bu diyoloğu acilen her kesime ulaştırmada dahada gayretli olmalıyız.Tanrı F.Gülen gibi barış ve sevgi dolu hoca efendiyi başımızdan eksik etmesin.Bizlere inanmayanlar öteki dünyada sayın hoca efendi ile aynı yerde olduğumuzu gördüklerinde çok ama çok kıskanacaklar. İsteyen istediği dini yaşasın.Okullarda her din anlatılsın hangisi kimin hoşuna gidiyorsa onu seçsin.kolayı var zor olanı var.Fakat buluştuğumuz tek nokta Tanrıya iman.Bence sayın Hoca efendiye içinde bulunduğumuz yüzyılın barış ve onur ödülü verilmeli.Bu sayede hiç kimse benim babam senin babanı döver demeden yaşayacak.Hepside hak ve aynı doğrultuda olduğunu ancak diyalog sayesinde dünyaya öğrete biliriz.Bugüne kadar savaşlar hep dinler meselesinden çıkmadımı?Fakat bu sayede herkes kardeş olacak ve kimse kimseyi düşman bellemeyecek.Sayın hocamızın dünyanın her yerinde okulları olduğunu biliyoruz.İnanıyoruz ve diliyoruz bu okullarda bu kardeşlikten bahsediliyor ve tüm insanlığa güzel mesajlar veriliyor.Tanrı sizleri daha güçlendirsin. AMEN 1. Dioloğu canı gönülden destekliyoruz.Tüm dinler kardeştir ve cennete girecektir.sadece benciller ve cenneti başka din mensupları ile paylaşmak istemeyenler,hariç. Her dinde bir Tanrı inancı olduğu için .Bu sebeble sayın F.Gülene teşekkür ediyor onun çalışmalarını destekliyoruz.Senin dinin düşük benimki gerçek kavgaları son bulacak.Herkes istediği dini seçip kardeş gibi geçinecek.İslam dini zor gelirse Hristiyan gibi yaşayacak.Hristiyanlık zor gelirse islam gibi yaşayacak.isterse başka din gibi…. neticede hepside cennetlik.Şimdi niye sayın Gülene düşman olduklarını anlıyoruz.Kıskanmak. Ah kardeşim sen müslüman olduğun halde kendi dininden olan hoca efendiyi bile bizim kadar sevemiyosunuz.Bizler onu hem Vatikan hem Dünya yahudi kardeşleri olarak bağrımıza bastık ve bizim sizlere anlatamadıklarımız herşeye tercüman oldu.Cennettin hiç kimsenin tekelinde olmadığını sizlere öğretmeye çalışıyoruz.Hangi dini yaşarsanız yaşayın bir yaratıcı Tanrıya inanıyorsanız Cennete girersiniz.Cennetin çok geniş olduğunu sizlere izah etmeye çalışıyoruz. Sadece gözlerinizi kapatıp, tüm kötü düşüncelerden uzaklaşın.Gözlerinizi açtığınızda inanın her şey çok farklı olacak. 3. bin yılın kardeşliğinin lezzetini bulacaksınız.Sizlere ellerimizi uzatıp dinler arası diyaloğa,dinler bahçesine ve medeniyetler buluşmasına davet ediyoruz. Tanrı sizlerle olsun.AMEN. Ah ah, yıllardır dinler arası diolog diyoruz.Tüm dinlerin mensuplarının cennete gireceğinden bahsediyoruz.Halen daha bağnazca din üstünlüğünün savaşını yapıyoruz.Bakın Avrupa hem barışcıl hem ekonomi olarak doğu bloğu ülkelerinden daha üstün.Bırakın, insanlara barış dini olan ve Vatikanın başlattığı,gerçekleri bulma fırsatını yakalasınlar.Yıllardır dinler arası diyoloğu bu toplumlara anlatmakla çabalıyoruz.Bizler medyalarımızla daha fazla medeniyetler buluşması ve diyoloğa önem vermeli ve toplumlara benimsetmeliyiz.Kardeş gibi yaşamak varken, niçin dinlerin farklı tefarruatları ile kafa yoruyoruz. Benim inancımda zor olan varsa seninki hoşuma gidiyorsa niçin benimsemiyeyim. Önemli olan hepimizin dininde bir yaratıcı inanacı oluşudur.ben kalkar benimki doğru seninki yanlış dersem, birbirimizi dışlamış oluruz. Gelin hep birlikte kardeş olalım.Dünyada terör ve savaşlar sona ersin. Cennet hiç birimizin tekelinde değildir.Çünki hepimizin yaratıcısı aynı olduğundan , inandığımız öteki dünyada aynı yerde buluşacağız.Dinler arası diyoloğa, medeniyetler buluşmasına, dinler bahçesi düşüncesine ve BÜYÜK ORTADOĞU PLANINA emeği geçen her inançlı kardeşlere Tanrı yardım etsin. Başarımız çok yakındır.Teşekkür ediyorum. Bizler tüm servetlerimizi ortaya koysaydık yinede sayın hoca efendi cenaplarının bize olan faydasını sizlere anlatamazdık.O yüce insan tüm Dünyaya hepimizin dinlerinde ortak paydaları çıkartıp her inanç sahibininde Cennette buluşacağını sizlere anlattı.O bizim için çok değerli bir Tanrı dostu.Tüm insanlığın öteki dünyada aynı yerde buluşacağının müjdesini verdi.Akıl var mantık var ,her dinde bir yaratıcı inancı mevcut.BU kişiler hiçbir kötülük işlemiyorlar.Siz hemen bizi Cehenneme atarsınız değilmi? Ama bizlerin düşüncesi hangi dinde olursan ol Tanrıya inanıyorsan Cennettesin.Biz seninle cenneti paylaşıyoruz sen niçin benimle paylaşmak istemiyorsun. Bizim tercümanımız olan ve sizlere bizlerle kardeş ilan eden hoca efendiyi niçin sevmiyorsunuz. Onunla bizler aynı yerde olacağız ve sizler buna gıbta ile bakıp bizim elele dolaştığımızı çok ama çok kıskanacaksınız.Diyoloğun sahipleri olarak şunu belirtmek istiyoruz. Dinler aynıdır fakat teferruatları vardır. Baktınız bir din zor , diğerini benimseyip Cennete girersiniz.Ama öteki doğru değil dedinizmi işte dışlama ve düşmanlık ondan peydahlanır. Sevmek ve kucaklamak varken niye düşmanlık. Ben sizin dininizin doğruluğuna inanıyorum. Zor ve çok ibadet şekli olabilir. Gel bize bizde fazla yasak yok. Ama Cennete yine gireceksin. Cennet çok büyük, hepimizde sığarız.İşte dinler arası diyalog ve hoş görünün asıl gayesi budur. Kardeşlik. Tüm diyologcu aziz kardeşlerimize selam söyleyip onları Tanrıya emanet ediyoruz ve çalışmalarının hızlı bir şekilde devam etmesini diliyoruz.AMEN.3.bin yıl bizler için çok önemli burada zafere ulaşan kardeşlik olacaktır.Diyoloğa ilk olarak çok karşı çıkan bir gurup vardı fakat onlarda inanıyoruz ki bu safda yer alacaklar.Dinler arası diyalog, medeniyetler buluşması ve dinler bahçesi bir gün yeşerecek ve meyvelerini verecektir.Bakın tüm dini temsilcileriniz ve idareler bu kardeşliğin var olması gerekliliğini kabul edip bizlerin kardeşlik misyonunu destekliyorlar. Sevgi, barış ve kardeşlikten ne zarar gelir Tanrı aşkına.Ben ilk olarak sana elimi uzatıyorum sarıl bana kardeşim diyorum. Gözlerini kapat ve her şeyi unut. İnan bana gözlerni açtığında herşeyin güllük ve gülistanlık olduğunu anlayacaksın .Bizler bunu tüm dünyaya yaymak zorundayız.Tanrı sizleri korusun .AMEN.
Cuma, 19 Eylül 2008 14:38
Amerikanın Yeni Projesi
www.beyazrenkler.org engin demirci
Türkiye modelli Büyük Ortadoğu ABD Başkanı George Bush'un, Başbakan Erdoğan ile görüşmesinde gündeme getirdiği, 'Büyük Ortadoğu' Projesinde Türkiye merkez konumunda ele alınıyor. ABD'nin bu çerçevede Türkiye'den imam, vaaz, müftü gibi yetişmiş din görevlilerinin Ortadoğu'ya gitmesini istediği ortaya çıktı. ABD'nin bu projeyle üç amaç belirlediği vurgulandı. Bunlar Müslüman ülkelerde demokrasinin yaygınlaştırılması, serbest piyasa ekonomisinin geliştirilmesi, radikal dini grupların örgütlenmelerinin önlenmesi, 'İslami terör' kavramının önüne geçilmesi." Haber-yorum "ABD, imam-hatip istiyor" alt başlığıyla Amerikan emperyalizminin imam, vaaz, müftü isteği bir kez daha vurgulandıktan sonra şöyle devam ediliyordu: "Merkez İsrail mi İstanbul mu? 'Büyük Ortadoğu' projesi, Türkiye'ye 'merkezi rol' alacağı şeklinde sunuluyor. Bu teklif, Türkiye'nin de İslam ülkeleri ve Orta Asya'ya yönelik projeleriyle örtüştüğü için büyük destek buluyor. Ancak projenin fikir babasının İsrail olması kafaları karıştırıyor.
Perşembe, 11 Eylül 2008 02:50
BU DÜŞÜNCELERE KATILMIYORUM
mustafa
kuran-ı kerimdeki ayetlere göre islamiyet Allahın koruması altındadır ve Allah nurunu tamamlayacaktır...... bu ayet dururken; aman islam yok olacak, aman yok etmeye çalışıyorlar endişesi yersiz olduğu gibi; bu tip yazılarıda uygun bulmuyorum. .. ufak tefek belki hatalar olmuştur, ama bunu din yok olacak tarzında büyütmemek gerekir..... hidayet Allahtandır. ve onun dileğinden başka birsey olamaz...
Cumartesi, 06 Eylül 2008 16:52
söyleyecek bir şeyiniz yokmu
murat fakılı
hatırlayın sahabi idam edilecek zaman ağlamaya başlamış .. papaz bunun üstne gel hıristiyan ol kurtul demişti hatırlayın .ben şurda size dinimden birşeyler anlatabilirsem en bahtiyar benim demişti .ne ölümden ne dinini anlatmaktan korkuyorlardı .islamiyet hep hıristiyan alemine doğru genilemedimi (ama demeyin ama yok)siz dininizden mi yoksa kendinizden mi korkuyorsunuz
Cuma, 05 Eylül 2008 22:18
Keşke bir de bunu anlasalar!
Said
Keşke diyalog çalışmalarına canu gönülden gayretkeş bir şekilde dahil olan müslümanlardan belirli bir kesimine ne yazıkki kin ve öfke besleyen; ancak yine iyi niyet adına müşrik ve kafir taifesine hüsnü niyyet besleyen ekip bunun ziyadesiyle farkında olsaydı! Yazı gibi onlarca yazı ve hakikat vatikanın kendi sitesinde varken, sanırız bu acı hakikatin diyalogçu kanat için bir anlamı olmayacaktır. Tıpkı irabda mahalli olmayan ancak nihayetinde bir şahsı temsil eden cahil L gibilerde olduğu gibi...Allah hidayet versin ne diyelim.Küresel oyunları herkes görecek değil ya biraz da alet olanlar lazım.
Cuma, 05 Eylül 2008 14:13
Piyasalar
  Alış Satış
Euro 2.0052 2.0149
Dolar 1.5858 1.5934
Sterlin 2.3896 2.4021
RÖPORTAJ
Anket
Hindistan saldırılarını Müslümanlar mı yaptı?












Foto Galeri
Videolar