Türkiye'nin Irak politikası Kürt sorununa endekslenmiş ve kilitlenmiş durumda. Irakla ilgili her türlü değerlendirme Kürtlerin Irak'ta elde edecekleri nihaî konuma göre dikkate alınmakta, pozisyon belirleme buna göre şekillenmekte. Kürtlerin Irak'taki siyasi kazanımları Türkiye'de iki farklı görüş etrafında kümelenmekte ve bu noktadan hareketle bir Irak politikası oluşturulmaya çalışılmaktadır.
1- Irak'ın Kuzeyinde bir Kürt Federe Devleti Türkiye'nin çıkarların terstir. Dolayısıyla “Düşman” olarak algılanmalıdır. Bu federe devlet bir müddet sonra İran, Suriye ve Türkiye Kürtleri için bir cazibe merkezi haline gelecek ve Türkiye'nin parçalanması ve bölünmesine sebebiyet verecektir. Irak Kürt Federe Devleti muhayyel Büyük ve Birleşik Kürdistan'ın nüvesidir. Bu nedenlidir ki, Irak'ın toprak bütünlüğü en az Türkiye'nin toprak bütünlüğü kadar önemlidir ve Türkiye'nin toprak bütünlüğünün teminatı Irak'ın toprak bütünlüğüdür.
2- İkinci görüşü savunanlara göre (Ben de bu görüşteyim) Kürt Sorunu ve Kürtler Türkiye'yi zaafa uğratan bir karın ağrısı değil Türkiye'yi bölgesel bir güç haline getirecek en önemli avantajıdır. Tarih boyunca bin yıldan daha fazla bir süre birlikte yaşamış dinleri, kültürleri ve ortak çıkarları hep bir olmuş iki halkın birbirleriyle çatışmaları ve ayrılmaları her ikisinin de (özellikle Türklerin) aleyhinedir. Ortadoğu, yukarı Mezopotamya, Balkanlar ve Kafkaslar binlerce yıl birlikte yaşamış ve çoğu kez birlikte yönetilmiş aynı tarihi, kültürel, siyasi ve coğrafik havzanın parçalarıdır. Bugün bile bu havzası petrol, su, enerji nakil hatları, tarım, hayvancılık başta olmak üzere ekonomik men birbirinden kopuk değerlendirmek mümkün değildir.
Onun içindir ki, Ortadoğu'nun ve dünyanın ender kimliksiz halklarından olan Kürtler bir statüye kavuşmalı ancak elde edecekleri bu statü Persler, Türkler ve Araplarla çatışan ve izole olan değil barışık ve entegrasyona müsait bir konumda olmalıdır. Bunu için Irak'ın Kuzeyindeki Kürt federe devleti güçlendirilmeli, Türkiye, İran ve Suriye'deki Kürtlerin statüleri de demokratikleşmeyle iyileştirilmelidir. Fransız ulusalcılığından mülhem ulusal devletler İslam'ın ümmet anlayışına ters oldukları gibi küreselleşen ve globalleşen günümüzü dünyasında da geçerli değildir. Irak'taki Kürt federe devleti de Fransız ulusalcığını model olarak almamalı Asuri, Keldani, Yezidi, Sünni-Şii, Türkmen, Arap bütün farklılıkları birlikte yaşatabilen demokratik bir yönetim şeklini benimsemelidir.
Türkiye'nin tüm Irak politikasını Kürtlere göre belirlemesi ne kadar yanlış ise Kürt federe devleti ile ilgili politikalarını da secde Kerkük Sorunu ve Türkmenler üzerine kurması da o kadar yanlıştır.
Türkiye Kürtleri, Türkmenleri, Arapları, Sünni ve Şii olarak ayırmadan kucaklamalı, Yezidi, Asuri, Keldanileri de ayırmadan kardeş ve akraba olarak değerlendirmeli haktan ve hukuktan yana bir politika sahibi olmalıdır. Aksi bir politikanın çıkmaz sokak olduğu ve Türkiye'yi bölgesele bir aktör olmaktan çıkararak “küçülteceği” aşikârdır.