Yargıtay başsavcısının Ak Parti ile ilgili açtığı kapatma davası ülkenin bir numaralı gündemi haline geldi. Gazetelerin yorum sayfalarıyla televizyon ekranları bu konu hakkında çok farklı görüşlerle dolu. Herkes kendi konumu, dünya görüşü ve bağlantıları ile kapatma davasına yaklaşıyor. Onun için de tüm aydın ve politikacıların üzerinde ittifak edebilecekleri bir ortak noktada buluşulamıyor. AKP'yi bazı “zinde” güçlerin sistem için değilse bile en azından kendi iktidarlarına karşı bir tehlike olarak gördükleri kesin. Mevcut hesaplaşmanın Türkiye iç ve dış siyasetinde yeni durumlar ortaya çıkaracağı açık.
AKP'yi kapatmak isteyen güçler AKP'yi ya istedikleri noktada tutmak, mevcut durumdan geri adım attırmak veya tasfiye etmek istemekteler.
Ak parti “teslim olmakla” kapatılma arasında bir tercihe zorlanıyor. AKP'nin önündeki tercihler şöyle sıralanabilir.
1. TESLİM OLMAK: Statüko 301. madde, başörtüsü, dini öğrenim ve eğitim, Kürt sorunu, YÖK, sistem üzerindeki askeri vesayet gibi konular başta olmak üzere Ak partinin yeni demokratik sivil anayasa çalışmalarından rahatsız. Ak partinin bu konulara et atmasını ve sistemi değiştirmesini istemiyor. Kapatma davası bu yönü ile Ak partiye bir anlamıyla ihtar manasına geliyor. AKP bu konularda geri adım atarsa kapatma tehdidi de rafa kaldırılabilir.
Ancak böylesine bir teslimiyet ve geri adım AKP'yi oy aldığı kitleler nezdinde sıkıntıya sokar. Toplumun değişimci ve ilerlemeci kesimleri AKP'den desteğini çeker. Liberaller, dindarlar ve Kürtler yeni arayışlar içine girer.
2. AK PARTİ DİRENİR: Ak parti direnirse statüko ile Ak parti arasındaki hesaplaşma şiddetlenir. Ak parti geri adım atmayıp değişim ve dönüşüm politikalarına devam ederse toplumsal desteği artar ancak aynı oranda kapatılma riski de artar.
Yoluna devam stratejisini benimseyen bir Ak partinin uzunca bir zamandır beklettiği yeni anayasa taslağını acilen meclise getirmesi ve meclisten geçirerek referanduma, kalka götürmesi gerekir. Bu yeni anayasada Yargıtay, Danıştay, Sayıştay, genelkurmay, Anayasa mahkemesi gibi kurumların görev, yetki ve atama şekilleri yeniden belirlenir. Dini eğitim ve öğretim, Kürt sorunu ve başörtüsü gibi konular demokratik normlara göre düzenlenir ve Türkiye'nin önü açılır.
Ancak bu günkü siyasi ve politik dengeler içerisinde böyle bir anayasa değişikliğinin yapılması da düne göre zor görünmektedir. AK Partinin 339 oyu yeterli değildir. 367 oy için MHP'nin desteği gerekmektedir. MHP'nin de başörtüsü dışında başta Kürt sorunu olmak üzere diğer değişimlere destek vermesi mümkün gözükmemektedir.
DTP + AKP oyları da 367'ye ulaşmamaktadır. DTP+AKP birlikteliğini AKP'nin kendi tabanına çoğu yerdeki milliyetçi bağnaz seçmenine izahı zordur. Üstelik parti grubunda da “derin” refleksler veren hatırı sayılı miktarda milletvekili vardır.
DTP'nin de bu konuda ne yapacağı belli değildir. Kemalist paradigmaya sempatilerini gizlemeyen birçok DTP milletvekili din ve laiklik konularında CHP'li vekiller gibi düşünmektedir.
3. AKP'nin önündeki bir diğer seçenekte MHP ile sınırlı bir işbirliğine giderek Anayasa'daki parti kapatmayla ilgili maddeleri değiştirmektir. Böyle bir birliktelikte MHP'nin 301. madde ve Kürt sorunu başta olmak üzere hiçbir reforma evet demesi mümkün değildir. Üstelik muhtemel bir Anayasa değişikliğinde MHP parti kapatma davalarının, zorlaştırılmasında “bölücülüğü” dolayısı ile DTP'yi dışarıda tutma şartını öne sürmektedir.
AKP + MHP ittifakı belki AKP'yi kapatılmadan kurtarır ancak kendini kurtaran AKP tüm varlık sebeplerini ve kendini var eden düşünceleri harcar.
Nereden bakılırsa bakılsın süreç ciddi ve zor görünmektedir.
Her zaman olduğu gibi en kestirme yol insanın kendi doğru bildiği yoldur.