Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Alper Görmüş: Paşaların sonu...
Ergenekon Operasyonları'nda en büyük rol kuşkusuz Darbe Günlükleri'ni ortaya çıkaran Nokta dergisi ve Alper Görmüş. Şu günlerde akla ilk gelen isim olan Görmüş, yaşanan süreci değerlendirdi.
Cuma, 04 Temmuz 2008 16:08

 

Türkiye'de 13 aydır devam eden Ergenekon operasyonları doğrultusunda 1 Temmuz’da yeni bir sürece girildi. Eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur, 1. Ordu Komutanlığı'ndan emekli Orgeneral Hurşit Tolon ve iddialarda adı geçen zanlıların darbe girişiminde oldukları gerekçesi ile ‘Ergenekon Terör Örgütü’ operasyonu kapsamında gözaltına alınarak yargılanma eşiğine gelmesi Türkiye’de artık birçok şeyin değişeğinin göstergesi. Fakat şu günlerde akla gelen ilk isim kapatılan Nokta dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Alper Görmüş... Çünkü tüm bu olanların en temelinde Görmüş’ün 2007 Nisan ayında Nokta Dergisi’nde yayınladığı Oramiral Özden Örnek’in darbe günlükleri rolü büyük. Günlükleri yayınladıktan sonra büyük bir hukuk ve demokrasi mücadelesi içine giren Görmüş, Haber7.com’a verdiği röportajda gelinen süreci değerlendirdi. 

Bir türlü hukuki değerini bulmayan darbe günlüklerinin Ergenekon operasyonlarında değerlendirilmesinin 'Türkiye’yi hak ettiği gerçek demokrasiye' kavuşturacağını belirten Alper Görmüş medyanın anlaşılmaz tavrını, CHP lideri Baykal’ın olaylara bakış açısını ve Trükiye'nin Avrupa Birliği geleceğini anlattı.

Ersin Çelik'in röportajı...

Nokta Dergisi’nde yayınladığınız darbe günlüklerinden sonra Türkiye yeni bir sürece girdi ve günlüklerde adı geçen komutan dahil bir çok emekli asker darbe girişiminde bulundukları gerekçesi ile gözaltına alındı. Süreç hakkında ne düşünüyorsunuz?
O günlükleri yayınladığımız andan itibaren, söylediğim şey şuydu; “Darbe girişimi anayasal suçsa, ortada bir iddia vardır. Bize iddiamızı ispat hakkı veriniz. Bunun yolu da hukuktur. Yayınladığımız şeyler ihbar kabul edilmeli ve savcılar dava açmalıdır. Hükümetin de üzerine vazife düşer. Adalet mekanizmasını harekete geçirmelidir…” Bunun gibi şeyler söyledim sürekli olarak…

Ama bu süreç hiçbir zaman işlemedi…
Evet. Maalesef işlemedi. Mesele, bir kişiye hakaret ve iftira davası olarak açıldı ve beraatla sonuçlandı. Biz o davayı da elimizden geldiği kadar darbe girişimlerinin sonuçlandırılması sonucunu doğuracak şekilde gündemde tutmaya ve genişletmeye çalıştık. Fakat o da olmadı. Genelkurmay’a suç duyuruları oldu, 8-10 tane. Bunlardan biri de, benim hakkımda hakaret ve iftira davası açan savcının bizzat kendisinin Genelkurmay’a gönderdiği dava talebidir. “Biz Alper Görmüş hakkında, müşteki Özden Örnek’in şikayeti üzerine hakaret ve iftira davası açıyoruz, fakat bu yayınlanan haber de çok önemlidir. Ciddidir. Bu da ayrıca soruşturulmalıdır. Ama sivil savcılar olarak bizim üzerimize vazife değildir. Size gönderiyoruz” diye Genelkurmay Askeri Savcılığı’na bir talep de oradan gitti. Fakat bunların hepsi buharlaştı. Orada bir türlü davaya dönüşmedi.

Deşifre ettiğiniz darbe girişimleri ile bugün gelinen noktanın bağlantısı var mıdır? Direk ilişkilendirebilir miyiz?   

Gördüğüm kadarıyla “Ayışığı” kod adlı darbe girişimine karşı yapıldı bu gözaltılar. Kesin değil ama o çerçevede ele alınabilir. Savcı daha konuşmadı, iddianameyi de daha görmedik fakat bütün basın gözaltıları bu şekilde yorumladı. Bence de doğru bir yorum. Demek ki Ergenekon faaliyetleri ile o girişimler arasında belirli bir rabıta kurdu savcı Zekeriya Öz ve operasyonu yaptırdı.
 
İDDİANAMENİN UZAMASI DOĞASI GEREĞİ

Ümraniye’de bulunan bombalardan sonraki gelişmelere pek de duyarlılık gösterilemedi. Siyaset ikiye bölündü. Hukuk eleştirildi. Ortada bir iddianame olmaması tepki çekmeye devam ediyor…
Bu tavırları, bir yere varmadan süreci yürütenleri panikletmeye yönelik bir şey olarak görüyorum. İnsanların uzun sürelerde gözaltında tutulmaları sonuçta herkesin itiraz etmesi gereken bir şey... Fakat bazen öyle davalar vardır ki, doğaları gereği maalesef böyle sonuçlar doğurabiliyor. Bu da Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli ve en yaygın davalarından biri… Milyonlarca sayfalık iddianameden bahsediliyor. Soruşturmayı yürüten savcılar bilmiyor mu, bu iş ne kadar uzarsa yürüttükleri soruşturmaya bir sürü eleştiri gelecek tepki toplayacaklar. Niye yapsınlar. Gerektiği için herhalde bunu yapıyorlar. Eleştirilerin haklılık payı olduğunu düşünüyorum ama bu soruşturmanın doğası gereği bu kadar uzadığını düşünüyorum…

Ergenekon operasyonlarının başlatıldığı 13 aylık süreçte medyanın göstermiş olduğu tutum da çok tartışılır hale geldi. Operasyonlar ve soruşturma sürecinde, bir kısım medya demokrasi mücadelesi verirken, diğer kısım medya da durumu bir türlü kabullenmeyip, karşı durdu hep. Hatta yapılan operasyonları suçlayıcı da oldular. Bu neden kaynaklanıyor? Medya neden çekiniyor?
Ben basının tutumuna baktığımda eskiye kıyasla büyük farklılıklar görüyorum. 28 Şubat günlerini hatırlarsak, iki arasında ciddi bir fark var. Bugün artık ‘laik’ denilen basında bu türden hukuk dışı girişimlere kafadan karşı çıkan, çıkabilen gazeteler kümesi var. Eskiden yoktu bu. Dolayısı ile bu çok önemli. Basın artık ‘yekpare bir blok’ gibi davranmıyor. Muhafazakâr basın 28 Şubat’ta karşı yayın yapıyordu zaten. Ama bugün artık kendisine ‘dinci’ falan gibi bir takım suçlamaların yöneltilemeyeceği laik okurların da okuduğu bir takım gazetelerde bu konuda özgürlükçü ve darbeye karşı bir tutum sergiliyorlar. Bu açıdan medya desteği eski darbelerle kıyaslandığında az. Dolayısı ile darbe yapmanın başarı şansı da az.

Darbe günlüklerini yayınladıktan sonra bir hayli eleştiri de aldınız. ‘Ucuz kahramanlık yaptığınız’ ve ‘kendi ayağınıza kurşun sıktığınız’ söylendi. Ama siz hukuk ve demokrasi mücadelesi verdiniz… Gelinen nokta sizi mutlu etti mi? Alper Görmüş yarınlarından umutlu mu?
Ben her zaman iyimser olduğumu söyledim. En kritik en karanlık gibi görünen zamanlarda bile, iyimserliğimi samimiyetle korudum. Gelinen nokta beni tabii ki mutlu ediyor. Benim en başta söylediğim “Ortada darbe girişimi varsa ve burası bir hukuk devletiyse bu soruşturulmalıdır” sözüne başka bir noktadan geldik. Başka bir dava üzerinden gelerek orayla birleşti. Tabii ki son derece memnunum bu durumdan.

Bu saatten sonrası için konuşursak: Gözaltına alınan bu insanların dava sonucunda ‘darbe yapma girişiminden’ cezalandırılacağını düşünüyor musunuz?
Tabii… Tabii… Elbette… Bu yol açıldı bir kere. İlk kez oluyor ama ‘1 Temmuz 2008’in tarihsel önemi çok büyük. Sembolik önemi çok büyük bir gün… Yaşayanlar görecek, ileride ‘1 Temmuz’ tarihi çok başka bir şey olarak anılacak. Bu tarih; Türkiye’de özgürlükçü demokrasi adına mücadele edenlerin adına, bütün problemleri ve eksikliklerine rağmen atılmış en önemli adım olarak hafızalarda yer bulacak. Bu çok açık bence…

'Ortak Akıl Hareketi’nin öncülüğünde halk darbecilerin yargılanması için sokaklara inmeye başladı. ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras ‘darbe günlüklerini’ TBMM’ye taşımaya hazırlanıyor. Bu bir değişimin göstergesidir diyebilir miyiz? 
Evet… Evet… Ben son derece umutluyum. Daha da değişecek. Politik kriz falan diyorlar. Yok öyle bir şey… Kriz falan yok. Daha doğrusu çok büyük bir değişim var. Bu türden köklü değişiklikler krizsiz olmaz. Kriz diyerek tahlil ederseniz hiçbir anlamı olmaz. Krizin nerden kaynaklandığını birlikte söylediğinizde bambaşka bir şey çıkar ortaya. Türkiye çok köklü bir değişim geçiyor. İlk kez bazı şeyleri sorguluyor ve bunun sonucunda ilke kez bazı şeyler gerçekleşiyor. 

DEMOKRATİK BİR ÜLKEDE CHP’NİN YERİ YOK!

Tüm bunlarla birlikte Deniz Baykal aylardan beri bir ‘kırılmadan’ bahsediyor. Son operasyonları ise, AK Parti Hükümeti’nin, muhaliflerini bastırma ve sindirme projesi olarak yorumladı. “Türkiye’ye demokrasi devrimi yaşatacak” denilen operasyonlar böyle farklı alanlara da çekiliyor…
Ben Deniz Baykal’ın artık siyaset düzeyinde konuştuğunu falan düşünmüyorum açıkçası. O konuşmalar siyaset falan değil. CHP bir tercihte bulunmuş durumda. Adını tam olarak söylemiyorlar ama Türkiye’nin normal demokratik bir ülke olmasını kendi varlıkları açısından uygun görmüyorlar. Ki bu tespitleri de doğru. Çünkü normal demokratik bir ülkede CHP gibi bir partinin yer yoktur. Onlarda bir tür ontolojik sorun olarak görüyorlar bütün bu olan biteni. “Bu değişim sonuçlanırsa bizim hayatiyetimiz kalmayacak” duygusuna sahipler. Bu duygu da doğru... Şu anda bu şekilde “biz demokrasi istemiyoruz” diyorlar ama bunu açıkça söyleyemiyorlar… Giderek daha da açıklıkla söylemek zorunda kalıyorlar ve açık da veriyorlar.

Operasyonları Avrupa Birliği açısında değerlendirirsek; İspanya, Portekiz ve Yunanistan’a darbe tehlikesi yaşadıkları için kucak açan AB’nin Türkiye’ye karşı böyle bir yaklaşımı yok. Darbecilerin tasfiyesi Türkiye’nin AB’deki elini ne kadar güçlendirir?
Ama bir tane Avrupa yok. Böyle bir yaklaşım var. Türkiye’nin darbe heveslileriyle hesaplaşması için AB’nin ona kucak açmasını savunan bir Avrupa’da var. Ya Türkiye’yi tam tanımamaktan, ya da bu yaşanan süreci analiz etme yeteneğine sahip olamamaktan dolayı böyle çeşitli tutumlar alınabiliyor. Ama diğer taraftan Türkiye’ye destek veren olan ülkelerin İspanya, Yunanistan ve Portekiz gibi ülkeler olduğuna bakarsak o zaman anlaşılıyor. Derdi olan Türkiye’nin nasıl bir zorlukla karşı karşıya olduğunu anlayabiliyor.

Tasfiyeler AB’ye girişimizi kolaylaştırır diyebilir miyiz?

Hiç şüphesiz faydalı olacaktır ve böyle bir rotaya girecektir. Türkiye o zaman daha bir başka olacak demektir. Hızla tüm demokratik reformlarını yapacaktır. Bu durum AB’den Türkiye aleyhine yükselen sesler de kesilmek zorunda kalıp, Türkiye’ye destek verenlerin sesini yüksek seviyeden duyar olacağız. Onların eli kuvvetlenecek. Türkiye AB hedefi olmaksızın bunları başaramaz. Bunu hiçbir kompleks duymadan söylemeliyiz. Türkiye’nin demokratikleşmesinin yolu, yüzünü dosdoğru AB’ye girmekten geçiyor.

“SIRADAN GAZETECİLERİ” DEŞİFRE ETTİK

Vakit ve Taraf Gazetesi’nin ortaya çıkardığı belgeler de tartışma konusu…Gazetecilik ilkesi masaya yatırılırken, daha önce ‘ele geçirildi’ denilen bilgi ve belgelere, ‘sızdırma’ muamelesi yapılmaya başlandı. Gazetecilik bu işlin neresinde duracak?
Aldığınız pozisyona bağlı. Bu tür şeylerin suçlamaların bir kaç temel nedeni var. Biri; siyasi ideolojik… Türkiye’de gazeteciliğin önemli bir bölümü -giderek kırılmakta olan bir durum olsa da- topluma değil devlete bakarlar. Devlet eksenli gazetecilik vardır. Devletin ihtiyaçları doğrultusunda gazetecilik ve habercilik yapılır. Devletin sakladığı bir sır ve haber varsa bunu ortaya çıkarmak gazetecinin en önemli göreviyken, gazeteci böyle bir şey yaparsa ‘vatana millete ihanet ediyormuş hissine kapılıp’, bu haberi vermemenin doğru olduğunu düşünmeye başlayarak, kendi kendini sakatlıyor.

“Sakatlamak” derken?
Şöyle; Bu gazeteciler,  bu tarz ‘gizli’ haberleri yayınlayanları ‘vatan haini’ görme eğiliminde oluyorlar, Gerek bizim Nokta’da yaptıklarımız, gerek şimdi Taraf Gazetesi’nin yaptığı yayınlar, sıradan ‘gazeteciliğin pespayeliğini’ bir anlamda ortaya çıkartıyor.
Öyle bir gazeteciliğin ne kadar ‘tatsız tuzsuz bir gazetecilik’ olduğunu görünce de, ortaya bir tür kıskançlık ve haset çıkıyor… Kendini kötü hissediyorlar. Bu tarz gazetecilik, eski usul sipariş gazeteciliğin mesleğin özüne aykırı olduğunu da ortaya çıkarıyor… Onlarda kötü duygular yaratıyor. Bu yüzden de bizim o tür gazeteciliklere saldırarak kendilerini bir parça iyi hissediyorlar. Böyle bir psikolojik yanı da var.

NOKTA’NIN PATRONU TEHDİT ALGISI İÇİNDEYDİ

‘Darbe günlüklerini’ yayınlamanızdan sonra Nokta Dergisi’nin yayın hayatına son verildi. İmtiyaz sahibi Ayhan Durgun ‘ekonomik gerekçe’ öne sürdü ama bir baskıdan bahsedildi hep. Kapatılmaya yönelik gerçekten bir baskı oldu mu?
Derginin kapatılmasına yönelik, böyle bir talebin doğrudan geldiğini düşünmüyorum. O zamanlar dergi kapatılmadan görüşmüştük derginin patronuyla. O gün bugündür daha da görüşmedim. Gerçekten öyle bir baskı olsaydı bana da söylerdi.

Ekonomik gerekçe ne kadar geçerli bir bahane olabilir?

O görünürde olan şey. Esası şuydu bence; O günlerdeki sezgilerime ve derginin sahibin davranışların yola çıkarak, doğrudan doğruya bir tehdit gelmemesine rağmen, bir tehdit algısı içindeydi Ayhan Durgun. Her an bir bu türden bir şey gelebileceğini ve başka işlerinin bozulabileceğini düşünüyordu. Ve ürkmüştü. Yürütemedi. Diğer taraftan iktisadi güçlükler içinde olduğu da doğru… Gayet iyi biliyorum. Bizim işe gitmek için tek bir aracımız olmamıştı. Bütün arkadaşlarımız kamu ulaşım araçlarını kullandı. O kadar çok eksiğimiz vardı ki… Benim şimdiye kadar çalıştığım işyerlerinin en fakiri Nokta Dergisi’ydi.

ÇÖLAŞAN SEZER’İ TENKİT ETMİŞTİ


Taraf için de çeşitli iddialar ortaya atılıyor. Soros’tan ve cemaatlerden destek aldığı tartışma konusu oldu. Ne düşünüyorsunuz?
Bunu biliyoruz. Bu bir Türkiye gerçeği... Geçenlerde bir yazı yazmıştım; “Dünün komünisti bugün Fethullahçı” diye. Şimdi bakılınca tuhaf ve anlaşılmaz görünüyor. Ahmet Necdet Sezer ilk Cumhurbaşkanı olduğunda, onunla ilgili ciddi şaibeli yazlılar kaleme alındı. Üstelik Emin Çölaşan yazdı bu yazıları. Düşünün Ahmet Necdet Sezer için bile, ‘acaba’ dediler.  Eski Genelkurmay Başkanı’nın dinci olduğuna hükmedildiği günlüklerde geçiyordu… Türkiye böyle işte… Birilerinde, bir çizgiden hoşlanılmadığı zaman, belden aşağı belli klişeler var onlar devreye sokuluyor. Taraf için de yapılanlar bu…

(Haber 7)

 

 


fark
sermet tuna
bazıları şunu bilmeli;eskiden polis yakalamak için esrarı admın cebine koyar sonra mahkemeye çıkarıp(yada evine) tutuklatıp ceza evine yollarlardı.şimdide artık teknolojiyle bu işi bilgisayarlarda çok rahat yapılıyor pc. den anlayan herkesde bu nu biliyor. o günlüklerde amerikadan fetullah gülenin teşkilatından yapıldığı zaten tespit edildi.Ama cıa koruması altında olduğundan asker bile yaklaşamdı.şu andada taraf gazetesi aynı sistemle çalışıyor.fetullah gülene kefil olup amerikada yasa dışı ikamet etmesini sağlayanlarda cıa nın müdürleri veya daire başkanları diilmi.kullanıyorlar.ama artık zamanı doldu ve aşırı deşifre oldu.abd de onun yüzünden yüz kızartıcı durumlara düştü. daha fazla orda tutamazlar. inşallah Türkiye,ye gelir ama onada ihtimal çok zayıf.
Cumartesi, 12 Temmuz 2008 01:42
lütfen okuyun..
aliş
Atatürk'ün Basın Konusunda Söyledikleri BASIN, MİLLETİN MÜŞTEREK SESİDİR. ... Hizmet vardır. Bu millete hizmet eden onun efendisi olur. Basın milletin müşterek sesidir. Başlı başına bir kuvvet, bir okul, bir öncüdür. Cumhuriyet devri basınıyla ilgili çok anlamlı sözler söyleyen Mustafa Kemal ATATÜRK, bugün ne hâllere düştüğü meçhul olduğu söylenilen basınla ilgili büyük bir mesaj vermiştir.1925 yılında söylediği o kalıcı sözü şöyledir: "Cumhuriyet devrinin kendi zihniyet ve ahlakıyla donanmış basınını yine ancak Cumhuriyetin kendisi yetiştirir." Basının, hürriyetini iyi kullanması gerektiğinin bir vazife olduğu mesajını veren ATATÜRK, basın hürriyetiyle ilgili ise 1924 yılında şu sözünü söylemiştir: "Basının tam ve geniş hürriyeti iyi kullanmasının, ne derecede nazik bir vaziyet olduğunu söylemeye lüzum görmem. Her türlü kanuni kayıtlardan evvel bir kalem sahibinin ilme, ihtiyaca ve kendi siyasi telakkilerine olduğu kadar vatandaşların hukukuna ve memleketin, her türlü hususi telakkilerin üstünde olan, yüksek menfaatlerine de dikkat ve hürmet etmek manevi zorunluluğu, asıl bu mecburiyettir ki umumi düzeni temin edebilir. Bununla beraber bu yolda yanılma ve kusur olsa bile; bu kusuru düzeltecek etken ve vasıta; basın hürriyetinden doğan mahzurların giderilme vasıtası, yine basın hürriyetidir." ATATÜRK, 1923'te ise hiç bir şahsiyetin basına etki edemeyeceğini şu sözleriyle anlatmıştır: "Matbuat hiçbir sebeple tahakküm ve nüfuza tabi tutulamaz." Gazetecilerin samimi olması gerektiğini de belirten Kemal ATATÜRK, 1929 yılında söylediği bir sözle konuyu şöyle anlatmıştır: "Gazeteciler, gördüklerini, düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdır." 1923'te aynı konuya ilgili söylediği başka bir sözünde ise şu ifadelere yer vermiştir: "Gazeteciler kanunun ve umumun menfaatlerinin aksine muamelelere şahit ve vakıf oldukları takdirde gerekli yayında bulunmalıdır." ATATÜRK, cumhuriyetin ruhunun, basın hürriyetini kötü kullanan kendini bilmezlere fırsat vermemesini dolaylı yoldan isteyen iki ayrı sözünü 1925 ve 1924 yıllarında söylemiştir. "Basın hürriyetinin mahzurlarının giderilmesinin yine basın hürriyetiyle mümkün olduğuna dair bu büyük meclisin yol gösterme ve düzenleme sahasında güzel karşılanan esaslar, eğer Cumhuriyetin ruhu olan faziletten mahrum kendini bilmezlere, basının sinesinde haydutluk fırsatını verirse, eğer halkı aldatan ve doğru yoldan çıkaranların fikriyat sahasındaki uğursuz tesirleri, tarlasında çalışan suçsuz vatandaşların kanlarını akıtmasına, yuvalarının dağılmasına sebep olursa ve eğer en nihayet haydutluğun en kötüsünü göze alan bu gibi kimseler, kanunların özel müsaadelerinden istifade imkânını bulursa, Büyük Millet Meclisi eğitici ve ezici kudretinin müdahale ve uyarması elbette gerekli olur." "Özel maksatla neşriyat yapan bazı gazetelerin, halkın ekseriyeti üzerinde yaptığı tesir, her memlekette olduğu gibi o gazetelerin lehinde değildir." DAMLA Gazetesi, (Düzce), Sayı: 7173 M.K. ATATÜRK
Cumartesi, 05 Temmuz 2008 10:01
helal olsun böyle basıncı arkadaş ve abilerimiz slm olsun tam bağımsız t
aliş
ne demiş atamız : BASIN, MİLLETİN MÜŞTEREK SESİDİR....... sizde nokta dergisi olarak bizim sesimizsiniz....iyiki varsınız...türkiyede böyle basın oldukça hiç bir zaman türkiye karanlığa hiç bi güç sokamaz...yanlız sizden bi ricam lütfen omuz omuza yürüuelim...
Cumartesi, 05 Temmuz 2008 09:57
cesaret budur
tahsin abi
basın da böyle insanlar olduğu sürece ülke adına çok umutluyum kimsenin taşeronluğunu yapmayan ve eline nasıl bir bilgi geçerse geçsin net şekilde aktaran gazetecimize yürekten teşekkürü bir borç bilirim...
Cumartesi, 05 Temmuz 2008 01:09
MALTA SÜRGÜNLERİ
siganfu-tim
Mustafa Kemal:FİRARİ//Ziya GÖKALP//Süleyman Nazif//.....
Cuma, 04 Temmuz 2008 20:28
Piyasalar
  Alış Satış
Euro 1.9310 1.9403
Dolar 1.4220 1.4289
Sterlin 2.4090 2.4216
RÖPORTAJ
Anket
Kuzey Irak'taki Kürt yönetimi ile diyalog çözüm mü?








Foto Galeri
Videolar
Rüyalarınızın anlamını öğrenmek için tıklayınız