Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ali Bulaç
Müslüman Entelektüeller ve İktidar
Pazartesi, 09 Haziran 2008 13:43

 

Doğru olan profil Türkiye'de Müslüman entelektüellerin daha uzun bir süre “aydın- ulema” profilini geliştirmeleri, bağımsız ve siyasi iktidara karşı rezervli olmalarıdır. Müslüman entelektüeller, uzak mesafeden, meşru ve doğru olan kulvarlarda iktidara destek vermeli, ama iktidarla organik bir ilişki içine girmemeleri; gerektiğinde sorgulayıcı, yol gösterici, öneri getirici bir konumda olmalılar. Aksi halde biz de, Türkiye'nin aydın geleneğinde olduğu gibi devletle iç içe girmiş oluruz.
      

Önemli bir durum yaşıyoruz. Türkiye ciddi bir krizin içinden geçiyor. Bu Türkiye için aynı zamanda bir imkân… Büyük düşünceler, büyük, derin kriz zamanlarında ortaya çıkar. Müslüman yazarlar veya entelektüeller salt aydın misyonunu kabul etmemeli, aydın-ulema profili geliştirmelidirler. Müslüman entelektüeller, İslam geleneğinde âlimlerin dediği gibi “Sultanın sarayından, zenginlerin sofrasından uzak durup” bağımsızlıklarını muhafaza etmelidirler. Bu, fildişi kulelerde oturmak demek değildir, uzak mesafeden yol gösterici olmaktır. 

     

Türkiye'nin şartları “aydın-ulema profili”nin ortaya çıkıp toplumsal bir rol oynamasına müsaittir. Ama İran'ın şartlarında bu şans yok. Mısır için de benzer bir değerlendirme yapabiliriz. Türkiye'nin ve dünyanın bugünkü sorunlarını anlamak ve tanımlamak için iki gelenekten beslenmek gerekir. Hem Batı geleneğini, modernliği, Aydınlanma'yı; hem de geleneksel İslam kültürünü ve İslami ilimleri bilme zarureti var. Aksi halde rahmetli Bediiüzzaman'ın dediği gibi, "iki kanattan birisi yok sayılır." Türkiye'nin şartlarında böyle bir profil teşekkül etmeye başladı. Yani herhangi bir sorun karşısında hem onun aktüel durumunu kavrayabiliyor, hem de bunun İslami çerçevesini anlayabiliyor, ona meşru bir açıklama getirebiliyor.

     

Laik aydınlar, ne kadar uğraşsa da, tamamen seküler, din dışı ve din karşıtı bir durumu içselleştirmeleri çok zordur. Çünkü kendi kültür ikliminde ve tarihinde ortaya çıkmış düşünce değil bu. Türk aydını, gerçek anlamda bir varoluşçu olabilir mi, Yapısalcı olabilir mi, Marksist olabilir mi? Bu mümkün mü? Yapısalcılığı da, varoluşçuluğu da, Marksizm'i de besleyen, yüzyıllara uzanan bir gelenek var. Agnostik Mete Tuncay, “kültürel Müslüman” olduğunu söylüyor. Çünkü bu toplumun kültür ikliminde, köklerinde ateizm veya materyalizm yok. İçselleştiremediği için toplumsallaştıramıyor. Toplumdan destek bulamıyor ama Müslüman aydınların, yazarların, entelektüellerin böyle bir şansı var. Bu hem Türkiye için, hem de İslam dünyası için de bir şanstır.

      

Müslüman entelektüeller bir hususu göz ardı edemezler. Zamana karşı eleştirel bir tavrın sürdürülmesi hayati derecede önemli: Ölmüş bir paradigma İslam'ın oksijen çadırına alınıp yaşatılmamalı. Muhtemel bir tıkanıklığın top yekûn İslam'a mal edilmesinin de bir sigortasıdır bu olabilir. Neticede İslam, ne siyasete, ne kültüre indirgenemeyeceğine göre herhangi bir alanda, herhangi bir zümrenin, grubun veya hareketin yaptıklarının ve yapamadıklarının bu derece yaygınlaştırılmasının da yanlışı İslam'a mal edilemez.

       

İslam yaşayan, canlı bir gelenektir. Bir nehir gibi sürekli akar. Bizim ister siyasetçi, ister kültür adamı, ister tüccar veya bir meslek erbabı olarak yaptığımız şeyler, İslam'dan anladığımızdır. İslam'ın kendisi değildir kuşkusuz, fakat ondan kopuk da değildir. O bizim kapasitemizle ilgili bir durumdur. Hani bir denize bir bardakla gidersen bir bardak suyla gelirsin, ama testiyle gidersen bir testi su alıp getirirsin. İslam'ı bizim pratiklerimize ve düşüncelerimize indirgemeden mutlaklaştırmadığımız zaman, bizden sonrakiler veya bizim dışımızdakiler daha farklı, daha doğru bir yorum getirebilirler. Hıristiyanlığın geçirdiği tecrübeden de dersler çıkarmak gerekir. İncil yorumcuları düşüncelerini kutsal kelam olarak takdim ettiler. Bizim entelektüelimiz ve siyasetçimiz de öyle yapmamalı. İslam geleneğinde beşeri mutlakiyetçilik yoktur, bizim bilgilerimiz zannidir. Geleneğimize uygun olan budur. Unutmamak gerekir ki Ebu Hanife, İmam-ı Şafii gibi büyük âlimler İslam tarihinde hep sivil kalmışlardır. Bunların hepsi devlete savaş açmış insanlar değil! Bir kısmı elbette zulme, haksızlığa karşı mücadele etmişlerdir. Devletle ilişkilerin en iyi olduğu dönemde bile sivil kalmayı tercih etmişler ve bu o toplumların faydasına olmuştur. Bu sivil ulema geleneğini sürdürmekte zaruret var.

İktidar ayartıcıdır, Müslüman entelektüeller, kitap okumaktan aciz siyasetçilerin peşine takılırsa, sadece kısa vadeli dünyevi menfaatler elde edebilirler ancak, fakat gerçek iktidarı, bilginin sağladığı hakiki, sahih ve ıslah edici iktidarı ellerinden kaçırmış olurlar. 

 

 

RE:Müslüman Entelektüeller ve İktidar
Ilyas Cörtük
Saygideger Ali Bulac Bey, yazmis oldugunuz "Müslüman Entelektüeller ve Iktidar" hakkinda görüs ve bu konuda daki hasasiyetimi belirtme arzusu ile size görüsümü beyan etmek isterim. Gercekten cok güzel deginmissiniz Eski Osmanli zamanindaki Sehzadelerin Padisahlarin vezirlerin yaninda bulunan ulemaler gibi güzel olurdu. Lakin bugünün sarti ile ozaman bir degil diyesi gelsede insanlarin bizler buna muhtaciz. Görünen köy neticede Kilavuz istemiyor. Türkiye islam sancaginin suanki tasiyicisi ise bunu kimileri kaldiramasada bu kacinilmaz bir gercek, ve Bu netice ile böyle birseye hasret. Ulema-Aydin ilisikilerine bakmaktayiz ve gördügümüz apacik. Aydin dediklerimiz tv ve gazetlerin mansete tasidigi kisiler halkimizi ikinci sinif ücüncü sinif diye nitelendirebilir. Bugün vergi sisteminde bile Türkiyenin dogusuna fazla bir vergi verilip Batisindan az kesilirse bu halki ikiye ayirmaktir. Padisah veyahutta iktidar reisi bunu denegelemedigi müddetce halk acliktan sefilleri oynar, gasb, fuhus, hirsizlik artar, vb. bu yüzden öncelikle bu denge kurulursa Ulema-Aydin birligi ile isler rayine dogru yoluna sokulur. Bugün Islam bir pinar gibi devamli akmakteyken Önünde olan bizler sel misali dagilmaktayiz. Bugün Dinlerarasi diyalog yaparak Hristiyan ve yahudilere yaranmaya calisan bizler, Kendi aramizdaki bagnazligi catismayi düzeltemiyoruz. Türkyiede herkez diyanet cati altindada olsa avrupda bu durum cok acik ve net bir bicimde ortada. Milli görüsü, Süleyman Hilmi TUnahan hz. baglilari, Dergah cematti, ve Egitime önem veren Bediüzzaman hz. talebeleri; simdi bizler bir araya gelip konusuruz lakin ümmeti muhammed bu dagniklik ile degil ulema ile aydini iki hocayi bir arada oturtamadigimiz bir ortamda bu nekdar dogru olur. Bugün ülkede halkimizin kafasini bir hocanin fetvasini bu olmaz dedigine digeri olur diyor halbuki islam dini nefret ettirici din degil sevdirici ruhun ile asik edici bir dindir bu dinin diregi Kurani dallari sünnet ve sahabelerin hayatidir bunlara sim syky sarlmamiz icab eder. Oysa Bu problemin ana kaynagi zamaninda Selahaddin Eyubu el Kurdi de cek cekmisti. Kendisi kürttü ama müslmandi ve ümmeti muhammedin dagldigini farkli farkli kabilelere ayrilip kimseye karismayip kimseye yardim etmedigni gördü. Ellerinde teknoloji harikasi aletler varken bile yenemiyroalrdi. Bir tabib hocasina bu konuda sual etti dediki hocam: Ellimizde dogaüstü aletler var ona ragmen nicin yenemiyoruz. Dediki bilrlik olmayip baskalarina yaranmaya calistigimizda. Ama Selahaddin Eyubi bu isin üstünden gelecek Allahin izni ile dedi. Bugün bu bagnazlik bu vurdumduymazlik kalkmasa hepmiz helaka gitmekteyiz. Bu acize bu bildigini acikca söyleyene bir cevap yazarsiniz cok mütesekkir olurum. Rabbimin en mutlu en güzel günü sizin olsun. Allaha emanet olun. Saygilarimla
Perşembe, 12 Haziran 2008 13:27
bu ne böyle!
seyid ali urgancı
dünyayı bir tarafa bırakın türkiyeye baktığınızda cemmatler olarak gözüken muhafazakar kesim ne yapıyor ne yapmak istiyor belli değil.islami tebliğ yaptığına inanan kimi büyük cemaatlerimizde dünya metaı öle bir hal aldı ki.vahdet düşüncesini belleklerinden silmişler.birleşip zamanın yıkıcı etkilerine karşı ortak bir hareket yapılamadığından insanların maneviyatları çözülmeye uğradı.kimi şu parti kimi bu parti kimi de yahudiden hristiyandan medet umuyor artık.cemaatteki vatandaşlar için artık yol değil rehber önemli hale gelmiş.sorgulama yok.futbol takımı tutar gibi cemaatcikleştik sonunda.cemaat şeyhleri elbet bunun hesabını verecek mahşerde.Allah sonumuzu hayretsin...
Çarşamba, 11 Haziran 2008 16:40
madem hareket noktası kültür
nuri eski
Dindarlığın ve dinin bir kültür ve gelenek olarak daha baskın olması bir avantaj durumunda ise bunu "müslüman aydınlar"ın bir araya gelip ifade etmesi gerekmez mi?Mekke'den çıkan diyalog kararının bir küçüğü de Türkiye' de cemaatler arasında yapılamaz mı?Bu hem cemaat içinde ve toplumda etkin ya da alim kişilerin; düşüncelerini dile getirmeleri bakımından onların bir "aydın" rolünü daha iyi oynamalarını kolaylaştırmaz mı?Ama cemaatlerin arasındaki farklılık bir ses çıkmasını engelliyor.Böşörtüsü, Kur'an eğitimi-din eğitimi gibi konularda hiç değilse "kültürel miras" olarak sahip çıkılsa, kültürün avantajı daha iyi vurgulanmış olur.Cemaatler bunu yapamıyorsa hiç değilse ilahiyat hocaları yapsa olma mı? (cevap: güzel olur ama yaparlarsa :-) )
Salı, 10 Haziran 2008 12:53
BU ANLAYIŞ YERLEŞİRSE
siganfu-tim
"İslam yaşayan, canlı bir gelenektir. Bir nehir gibi sürekli akar. Bizim ister siyasetçi, ister kültür adamı, ister tüccar veya bir meslek erbabı olarak yaptığımız şeyler, İslam'dan anladığımızdır. İslam'ın kendisi değildir kuşkusuz, fakat ondan kopuk da değildir. O bizim kapasitemizle ilgili bir durumdur. Hani bir denize bir bardakla gidersen bir bardak suyla gelirsin, ama testiyle gidersen bir testi su alıp getirirsin. "İşte bu anlayış yerleşince TEFEKKÜR ZENGİNLİĞİ gerçekleşecektir.İslamın doğrusu TEKTİR!İnsanların doğrusu ÇOK!ÇOKLARIN ARASINDAN TEKE ULAŞMAKTIR MARİFET!Yoksa çokları toptan reddedip tek tipleşmek değil.EMEVİ BAĞNAZLIĞI müslümanı ÖLDÜRÜR!
Pazartesi, 09 Haziran 2008 22:14
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Piyasalar
  Alış Satış
Euro 1.8970 1.9061
Dolar 1.3926 1.3993
Sterlin 2.3989 2.4114
RÖPORTAJ
Anket
Kuzey Irak'taki Kürt yönetimi ile diyalog çözüm mü?








Foto Galeri
Videolar
Rüyalarınızın anlamını öğrenmek için tıklayınız