Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ali Bulaç
Modern insan ve dramı
Pazartesi, 10 Mart 2008 12:10

Amaçları insanı “verimli” bir hale getirmek yani üretici ve tüketici yönde eğitmek, yönlendirip ondan yarar sağlamaktı. Sosyal bilimler, sermaye merkezlerinin ihtiyatlı himayesi altında bu önemli görevi üstlendiler. Ama insan üzerinde yürüttükleri operasyonun ismine “evcilleştirme, ehlileştirme” demediler, “ilerleme, gelişme, uygarlık yolunda sosyalleşme” dediler. Buradaki gayeleri ise, çizilen program içerisinde henüz gelişmesini tamamlayamamış yaratığı “alet üreten alet”e dönüştürmekti. Sonunda insan yiyen, içen, çalışan, üreten, eğlenen, çiftleşen, dışkı atan, yorulan ve dinlenen, ama gelişmesini ne zaman tamamlayacağı bir türlü kestirilemeyen bir yaratık durumuna getirildi.

  

Şimdi zihnî faaliyetlerini bilgisayarlara, internete ve arama motorlarına devrederek daha da otomatlaştırılmaktadır. Enformasyonun sınır tanımaz gelişme gösterdiği zamanda bilgelik ve bilinç kayboldu, insanın da bunu aradığı yok. Yeni bir yüzyılda bebekler tüpte yetiştirilmekte, taşıyıcı anneler kategorize edilmekte, hastalara maymun kalbi nakledilmekte, robotlara suni zekâ ile iş gören beyinler yerleştirilmekte ya da madeni kalp takılmaktadır. Bu, insan, hayvan ve cansız nesnelerden müteşekkil “yeni bir tür yaratık” üretme girişimi değil mi? Dölyatağı tüp, yüreği maymun kalbi veya makine, beyin faaliyetleri bilgisayar kablolarıyla çalışan yeni bir tür yaratık.

     

İnsanın toplumsal bir varlık olarak denetlenebilir bir hale getirilmesi, sanayi devriminin modern çağa aktardığı bir armağan. Çağdaş insan, denetlenebilir ve yönlendirilebilir koca bir bütünün tek tek parçası olarak mekanik bir alete dönüştürülmek üzere yeni bir özel operasyona tabi tutulmaktadır. Hatta insan sadece denetlenmiyor, bilimler, kurumlar ve iktidar seçkinleri tarafından determine ediliyor. Askerî tesisler, güvenlik kuruluşları, üniversiteler, siyasi teşekküller, ekonomik firmalar, kalkınma projeleri, haber alma teşkilatları, bilgisayarlar, ideolojik politik legal ve illegal örgütler ve her türden değişik karakterde ve amaçta faaliyet gösteren ulusal ve uluslararası güçler, şaşkına dönmüş zavallı insan üzerinde sayısız deney yapmaktadır.

     

Tarihin hiçbir döneminde insan, hiç bu kadar zihnen ve ruhen güçten düşürülmüş, Allah'a başkaldırmak ve özgürleştirilmek vaadiyle herkese ve her şeye bu vahim boyutlarda kul olmuş değildi. Sosyal bilimler insanı ehlileştirmeyi başardı. Bu trajik bir manipülasyondur…

     

Öncelikle modern insan Hıristiyanlığın Göklerin Melekûtu düşüncesine karşı çıktı, ama yeryüzü hâkimiyetini kurdu. Ahireti, asıl yurdu ve sonsuzluktaki cennet mutluluğunu reddetti; ama hep “dünya cenneti”ne ulaşmaya çabaladı. Mesih İsa'da somutlaşan kurtarıcı inancını hurafe saydı, ama bilime ve teknolojik ilerlemeye Mesihlik ve kurtarıcılık misyonu yükledi. Tanrı'nın mutlak irade ve kudretine başkaldırdı, ama kendini tanrılaştırıp iktidar koltuğuna oturdu.

     

Tarihe baktığımızda açıkça görülecektir 18. ve 19. yüzyıl burjuva felsefesi ile tarihsel diyalektik materyalizmin işaret ettiği komün toplumunun yeryüzü cenneti idealinin bir başka ifadesi olduğu görülebilir. Sınıfsız, çatışmasız, uyumlu ve mutlu bir dünya cenneti…

     

Modern insan sanatın gayesinden uzaklaşıp, sahici din'i tersine çevirip sahte bir din türetti; çünkü “Şeytan Allah'ı taklit eder.”

     

Ama insan bu idealini, din'den ödünç aldığı bu ezeli özlemini gerçekleştirebildi mi? Teknolojik ve ekonomik ilerlemenin vaat ettiği refah toplumunda birleşen Kapitalist ve Sosyalist toplumlara şöyle bir bakmak yeter. Açıkça görülüyor ki modern dünyada insan sonsuz özgür değil, sonsuz tutsak ve bütün çabaları bu gelişme yönünden sapılmadıkça Camus'un dediği gibi saçma, Sartre'nin dediği gibi beyhude. İnsan cennete ulaşmak isterken kendini bir akvaryum hapishanesine attı. Üstelik bu daracık mekânda ve özgürlüğünü kullanamayacak derecede ehlileştirilmiş bir durumda kendini hâlâ okyanusta sanıyor.

 

 

 

 

ayrıca
faruk sert
tarihin hiçbir doneminde insan şu modern zamanlardaki kadar çalışmak zorunda kalmadı... bu kadar yogun tempoda çalışıp maişet derdine düş(ürül)en modern insanın zihnen ve madden bu denli arızalı olması bence gayet dogal...modern insan farkında degil ama yaratıcının hikmetini sorgular hale geldi, hatta o da yaratıcının hikmetine ulasabilecegini dusunmeye basladi...oysa insan ne zavallı sahiden... kosmozda sadece bir parantez, hatta bir nokta belki bir virgul, işte bu kadar...
Pazartesi, 10 Mart 2008 23:08
Ebedi susuzluk..
ali açıköz
Ruhlarımızı bedenlerimize,bedenlerimizi "market" lere hapsettik..Susuzluğu mahkum edilmiş Cehennem ehli gibi,ağzımızdan akan nehir,ardımızdan çıkıyor ama bizim içimiz yanmaya devam ediyor;hem de artarak..Yarışma programları ibadet,sunucular "razık" oldu..Sunucudan istediği samimiyetle Allah'tan isteseydi elbette çok fazla kazanırdı..Ama insan "peşin" i seviyor..Elinize sağlık Ali bey..
Pazartesi, 10 Mart 2008 17:29
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Piyasalar
  Alış Satış
Euro 1.8430 1.8519
Dolar 1.3578 1.3643
Sterlin 2.3667 2.3791
RÖPORTAJ
Anket
Beşiktaş'ta kim istifa etmeli?








Foto Galeri
Videolar
Rüyalarınızın anlamını öğrenmek için tıklayınız