Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ali Bulaç
Modern İnsan
05 Mart 2008 Çarşamba

Modern dünyada birçok şeyin yolunda gitmediğini kabul edenlerin sayısı az değil. Türk aydınları 19. yüzyıldan kalma bir alışkanlıkla, toplumun yukarıdan aşağıya, taşıyıcı kurumlar ve emredici (otoriter) politikalar yoluyla modernleştirilmesi gerektiğini düşünüyorlar. Bu temel kabul onları otoriter zihniyet sahibi kıldı, bu yüzden bırakın bir süreç olarak gelişen demokrasiye herhangi bir katkı sağlamak, batıdan ithal ve iktibas ettikleri kadarıyla bile bir türlü uyum sağlayamıyorlar. Toplum ise iktidar seçkinlerinden farklı bir modernleşme sürecine girmiş bulunuyor. Bundan duyulan aydın korkusunun günümüzdeki ifadesi “demokratikleşmeden muhafazakârlaşma”dır. Bir yandan insanın feci bir biçimde “buraya kısıldığını/kıstırıldığını” söyleyenler diğer yandan “yeryüzünde yaşanan özgürlüğü” buraya taşımaktan söz edenler var. Özgürlük çoktan salt iktisadi bir teşebbüs, sınırsız sermaye biriktirme veya tüketim ya da bedensel hazların tatmininden çıkmış durumda.   

İnsanın nihai kaderi, varoluş sorunları, eylem ve anlamı üzerinde düşünüp gelecekte insanı bekleyen felaketleri bugünden görenler ise hiçbir şeyin yolunda gitmediğini söylüyorlar. Kuşkusuz bu kişiler hâlâ azınlıkta. Ve seslerini kalabalıklara ulaştırmakta büyük zorluklarla karşılaşıyorlar. Ama her zaman çoğunluğun az sayıdaki seçkin insana kulak kabartmadığını göz önüne aldığımızda bunu doğal karşılamak lazım.    

Temeldeki sorun nedir?      

Farklı bilim dallarında uzmanlaşmış bilim adamları, akademisyenler; teknokrat, bürokrat ve politikacılar ayrı ayrı şeyler söylüyorlar. Böylesine hayati ve artık ertelenemez bir sorun, gündeme her gelişinde yeni bir Babil faciası yaşanıyor. Herkesin dili birbirinden farklı ve ayrı. Hikmetten koptuğu günden beri filozoflar zihni mekanik spekülâsyonlardan öteye geçemiyorlar. Haklı bir feryadın hâlâ ısrarla sürdürenler ise sayıları çok sınırlı gerçek sanatçılar. Onların da acıyı, krizi dile getirmekten başka ellerinden bir şey gelmiyor. Onlar zindana kapatılmış ve ölmekte olan insanın özgürlüğü üzerine yaralı şarkılar söylüyorlar.

Sorunu farklı ve sahici içeriğiyle ortaya koyabilecek tek mümkün yol kalmıştır. O da dünyada Tanrısız, ötesiz (ahiretsiz) ve yol göstericisiz (peygambersiz/risaletsiz) yaşamaya kalkışırken, dünyada sıkışıp kalan insanın ezelî varoluşunun anlam ve sırrını hâlâ çözebilecek olan Din'dir.

Burada sözünü ettiğimiz, kaynakları bozulmuş, özü değiştirilip modern dünyanın oluşumuna katkıda bulunmuş Yahudilik ve Hıristiyanlık veya artık birer ölü kültür, eski birer hatıra durumundaki kadim Doğu dinlerini kastetmiyoruz. Hâlâ insanın ruhunda özgürlük ateşini yakan, ona dünya, hayat, varoluş ve ait olunan yer hakkında sahici bir öğreti sunan, kitleleri devrim, özgürlük ve bağımsızlık yolunda direnmeye ve başkaldırmaya çağıran son Tevhid dini İslam'dan bahsediyoruz.

Şu halde ölümcül bir hastalığa yakalanmış birinin artık İslam'ın ona sunduğu imkânlara bakmalı, üzerinde düşünmelidir. Çünkü İslamiyet kurtarıcı evrensel davet (aynı zamanda bir dava ve iddia), Allah'ın insana seslenmesidir.

Modern insan bir yere kapatılmış gibi ışıksız, yardımsız ve umutsuz yaşıyor. Bu yere niçin geldiğini bilmiyor. Geçen yüzyılın karamsar dünyasında Camus "dünya anlamsız", J. Paul Sartre "insan beyhudedir" diyor. Foucault ölümünü ilan ediyor. Eğer insan gerçekten mümkün değilse, peki kim bu kadere mahkûm etti insanı? Bu yüzden modern insan mümkün değildir; modernler için özgürlük de mümkün değildir.

 

 

Kadının magandalaşması
ali açıköz
Modernleşme sürecinin kadına ne getirip,ne götürdüğünü sorguladığmızda karşımıza şu sonuç çıkar;getirdikleri bir yana esas itibariyle "kadınlığından" çok şey götürmüştür.. Bir "kadın" için en büyük tehdit, "erkekleşme" sidir.Erkekleşme,doğası gereği, "magandalaşma" yı getirir. Türkiyede son dönemler damgasını vuran şehirleşme olgusunun,kadın kişiliğine vurduğu en büyük darbe bu oldu:Kadını magandalaştırması.. Sadece giyim-kuşam da değil,tavırda,davranışta;hayata bakışta,zevkte,ilgide,ilişkide...Kadın,giderek erkekleşti. Şehirleşme ve sözüm ona "modernleşme" süreci,aslında bütün dünyada kadını erkekle "yarışır" hale getirdi. Yaratılışları itibarıyla "ayrı kulvarda" olması gereken erkek ve kadın "aynı kulvara" düştü.. Bunun sonucu şudur:Erkeklerle aynı kulvarda yarışıyorsan,erkekleşeceksin..Hatta,yarışı önde bitirmek istiyorsan,iyiden iyiye "maganda"laşacaksın.. Neye dayanarak söylüyorsun bunları derseniz.Ben de derim ki,çok yakinen tanıdığınız bir kadını bir de otomobil kullanırkan izleyin. Sadece bu değil elbet:İş hayatında,kamu kurumlarında,sokakta,çarşıda...Kadın davranışları ile,erkek davranışlarının ne kadar yakınlaştığını göreceksiniz.. 8 Mart "Kadınlar Günü" sayılıyor tüm dünyada..Türkiyede de,yine kadın haklarından,kadına yönelik şiddetten falan dem vurulacak.. İyi...Olsun,kadın sorunları konuşulsun da,sorunlar ne kadar "kadın" sorunu ve dahası kadınınız ne kadar "kadın.." Ben,"Türkiyede kadın dayanışması olmaz" diyorum.Çünkü tıpkı erkekler gibi,kadınlar da "insani-cinsi" duruşlarından önce "siyasi-fikri" duruşlarını kabullenmişlerdir,bizim ülkede... Şimdi, bakın konuyla ilgili televizyon programlarına...Kadınları,erkekler gibi-belki daha fazla- siyasi anlamda kamplaşmış göreceksiniz.Her biri "kadın hakkı" ndan kendi "siyasi" ya da "ideolojik" yandaşlarının hakkını anlayacak..Başka kadınların sorunları-örneğin başörtüsü sorunu-onların bildik "rejim söylemleri" arasında kaybolup gidecek.. Ben onu bunu bilmem,biz kadınlarımızı büyük şehirlerin yozlaşmış kalabalığı içerisinde kaybettik.Onlarla birlikte pek çok şeyi de tabii..
Cuma, 07 Mart 2008 21:17
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Piyasalar
  Alış Satış
Euro 1.8430 1.8519
Dolar 1.3578 1.3643
Sterlin 2.3667 2.3791
RÖPORTAJ
Anket
Ertuğrul Sağlam'ın istifasını doğru buluyor musunuz?








Foto Galeri
Videolar
Rüyalarınızın anlamını öğrenmek için tıklayınız