İkinci dünya savaşı sonrasında başlayan göçün ilk etkisi, daha çok da cumhuriyet döneminde yeni rejimden hoşnut olmayan, hatta epey de mağdur da olmuş geleneksel orta sınıf zümrelerin ilk ivme verdiği bir siyasi hareket ortaya çıktı: 1969'da Milli Nizam Partisi (MNP), 1973'te de Milli Selamet Partisi (MSP). Bu partiler sosyal gelişmeye paralel olarak siyaset sahnesine girdiler.
TİP (Türkiye İşçi Partisi)'nin siyaset sahnesine girişi de bu çerçevede düşünülmüştür, ama fikri ve politik kadrosu CHP geleneğinden gelen seçkincilerdi. MHP de büsbütün bu kategoriden kopuk değil. MHP'nin daha da eskiye, 1946'ya dayanan bir geçmişi vardır. 1946'ya gelinceye kadar Türkiye'de resmi ideolojinin bir parçası ulus-devlet ve milliyetçiliktir. Ama seküler, dindışı, zaman zaman da din karşıtı bir milliyetçilik. 1946'dan sonra böyle bir milliyetçilik teorisinin dünyada yürümesinin mümkün olmadığı görülmüş. Başka bir örneği yok. Türkiye şartlarında daha farklı, daha geleneksel ve dini söylemi de içeren bir milliyetçilik düşünülmüştür. Mümtaz Turhan ve Ziyaettin Fındıkoğlu bunu sosyoloji zemininde ele alıp anlaşılır bir çerçeveye oturtmaya çalıştılar. MHP'yi besleyen kanal bu. Yani dinle çatışma halinde olmayan, onu içeren bir milliyetçilik.
Söz konusu siyasi gelişmeye paralel olarak 1960'larda sözünü ettiğimiz tercüme faaliyetlerinin de birikimi üzerinden bir “kültürel Müslümanlık” ortaya çıktı. Bu, Türkiye'nin kendi şartlarına özgüydü. Mısır'da, Hindistan'da, Pakistan'da ve İran'da olmayan bir alan faaliyeti. Kültür alan Müslümanlığı kulvarları farklı, ilgi alanları farklı ama biri diğerini besleyen bir tarzda gelişti.
Bizde aydın Osmanlı'da ilmiye sınıfına alternatif olarak devlet tarafından tasarlanmış bir ikame hareketidir. Bunun da ilk hareket noktası Tanzimat', daha sonra II. Meşrutiyet'tir. Yani bizde aydının tam anlamıyla söz sahibi olmaya başladığı tarih 1908 II. Meşrutiyet Hareketi'dir. Orada, sadece bir hareket olarak İttihad-ı Muhammedi Fırkası vardır... Bir bakıma İttihad-ı Muhammedi Fırkası, Milli Görüş partileri, hem Fethullah Hocaefendi hareketi, hem de Müslüman aydın profilini besleyen bir kanaldı. İttihad-ı Muhammedi Fırkası'nın bir özelliği şudur: "Evet, devlet kötü durumda, toplum dağılma hali yaşıyor, toprak kaybediyoruz, parçalanıyoruz, demoralize bir durum içindeyiz. Fakat bu batılılaşmış aydınla aşılabilecek bir şey değildir. Yeniden Müslüman geleneğe dayalı yeni bir aydın profili geliştirmek gerekir. Meşruiyet krizini aşan bir aydın... " Mesela matbaaya karşı çıkmayan, İslami eserleri, fıkıh, tefsir, hadis gibi kitapları matbaada bastırmak isteyen, askerlerle ittifak kuran, onunla ittifak yolları arayan, onlarla çatışmayı değil de bir arada hareket etmeyi düşünen bir hareketti bu. Doğan Avcıoğlu'nun ve Uğur Mumcu'nun aydın-asker ittifakı projesi gibi bir düşünce; İttihad-ı Muhammedi Fırkası, Müslüman aydın-asker ittifakıyla devleti içinden rehabilite ederek toplumla barıştırmak ve bir ivme kazandırmak amacındaydı. Doğan Avcıoğlu ihtilalciydi, resmi toplumun emredici gücüne inanıyordu, İttihad-ı Muhammedi Fırkası, sivil ve demokratiktir.
İttihad-ı Muhammedi Fırkası'ndan sonra 1970'lerde yeni bir Müslüman aydın profili şekillenmeye başladı. Bu, 1908'den 1970'lere kadar kurumuş bir kanaldı. Bilhassa cumhuriyet döneminde toplumun geleneksel özelliği olan ulema; tasfiye edilmiş, nakilci bir duruma düşmüş, küçücük medreselerde eski, geleneksel ilimleri nakleden, sınırlı sayıda öğrenciyi eğiten bir duruma dönüşmüştü. 1970'lerde Batılı eğitim alan okullarda okumuş; ama bu arada da İslami ilimlere de ilgisi olan bir Müslüman aydın tipi ortaya çıktı. Bunlar o dönemlerde daha çok teknokrat, mühendis kişilerdi. Sadece Türkiye'ye özgü değil, İslam dünyasında da durum böyleydi. Mühendis Bazergan, mühendis Hikmetyar, mühendis Necmettin Erbakan; bunlar teknik bilimler alanında uzmanlaşmış insanlardı. 70'lerden sonra sosyal bilimlerde de çalışan, sosyal bilimler üzerinde de düşünen; yani hem Doğuyu, hem Batıyı, hem modern kültürü, hem de geleneksel İslami ilimleri de öğrenmeye çalışan yeni bir aydın profili ortaya çıktı.