Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ali Bulaç
Göçün İslami akımlar üzerindeki etkisi
Cumartesi, 17 Mayıs 2008 01:04

Türkiye'nin bugünkü sorunlarını anlamanın bir yolu, geçen yüzyılın ikinci yarısından itibaren yaşanan göçü anlamaktan geçer. İlk göç dalgası 1950'de yaşandı. 1960'lardan sonra göç yeni bir ivme kazandı. Kırsal kesimlerden kentlere doğru göç hızlandı. 70'lerden sonra göçün kendisinde nitel bir değişme meydana geldi. Bu sefer köyden kente değil de, kentten kente göç yaşanmaya başladı. Birtakım şehirler hızla göç vermeye başlarken birtakım şehirler de göç almaya başladı. Aslında 1946 yılında devletin kararı ile demografik yapıya hafif ölçekte bir müdahale var. Çünkü 1923'ten 46'ya kadar uzun bir süre toplum geleneksel yapısını muhafaza ediyordu. Bunu değiştirmenin yolu, insanları şehre taşımak olarak düşünüldü. Bu olaya sarahatle dikkat çeken İdris Küçükömer'dir. Esasında II. Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'ya işçi göndermenin sebeplerinden biri buydu. O zaman Türkiye'de bugünkü gibi istihdam açığı yok, işsiz sayısı az, nüfus zaten düşüktü. İnsanlar, iyi kötü bir iş bulabiliyorlardı. Ama düşünüldü ki "biz Anadolu'yu büyük kentlere taşırsak, hatta Avrupa'nın belli başlı merkezlerine gönderirsek; bunlar şehirde farklılaşır, değişir, Avrupa'da da medeniyet görür ve döner Anadolu'yu aydınlatırlar." Yani devlet; aydın, halkevleri ve köy enstitüleri aracılığıyla yapmayı düşündüğü şeyi, bu sefer halk üzerinden yapmayı planladı.

      

Bu amaçla sanayiyi Marmara ve çevresinde topladılar. Eğitim kurumları, büyük üniversiteler aynı merkezi yerlerde toplandı. Marshall yardım planını doğrudan karayollarına kullandılar. O dönemde demiryollarına da yatırım yapılabilirdi. Tarıma makine sokuldu ve tabii sosyal, ekonomik ve fiziki manada insanlar göç etmek zorunda kaldı, büyük şehirlere taşındı. Ne var ki şehirlere gelen insanlar o beklenen sonucu doğurmadı.  

     

Göç sonucunda insanlar bir bakıma kendilerini yeniden keşfettiler. Kendi geleneksel ve bildik aşina çevrelerinde, Anadolu'da bir kasabada, köyde yüzyıllardır sürdürdükleri kültürün farkında değillerdi. O kültür havaya sinmiş gibi, gündelik hayatın bir parçasıydı. Belki de yapıp ettiklerinin çoğu üzerinde düşünmüyorlardı, sorgulamıyorlardı, değiştirmek için herhangi bir şey de yapmıyorlardı. Büyük kente geldiklerinde kendilerini yeniden fark ettiler, kendileri üzerinde yeniden düşünmeye başladılar.

     

Tabii ki göç önemli bir olay. Zorlukları da var. Göçle insanlar savruluyor. Bir köy olduğu gibi İstanbul'a taşınmıyor, paramparça oluyor. Bu insanları toplayacak, kaostan kurtaracak birtakım faktörlerin olması lazım. Avrupa'da bu durum sanayileşmeden sonra düşünülmüş, devlet veya resmi kurumlar birtakım önlemler almıştır. Ama Türkiye'de bu düşünülmedi. Bu süreçte din ve dine dayalı cemaatler, tarikatlar devreye girdi; insanları tekrar topladılar, bir araya getirdiler, çadır açtılar, şemsiye oldular ve insanlar o şemsiyelerin altında toplandılar. Tarikat ve cemaatler olmasaydı, şehre göçle yeni gelenlerin toplumsallaştırılması, şehre intibak ettirilmesi çok daha sancılı olurdu. Böylece sosyal manada İslam'ın ortaya çıkışı, doğması, gelişmesi gibi bir durum ortaya çıktı.

     

1990'lardan sonra Türkiye'deki İslami çalışmaların üç ayrı alanda gelişme gösterdiğini tespit ediyoruz:

     

1) Sosyal alan Müslümanlığı: Aktif siyasetle uğraşmayan ama siyasete de kayıtsız kalmayan, yani uzak mesafeden, kendisini ilgilendirdiği kadarıyla siyasetle ilgilenen cemaat ve tarikatların tavrı.  "Sosyalleştirici İslam"ın fonksiyonunu hiç kimse inkar edemez! Çünkü dağılan, bileşenlerine ayrılan, savrulan insanları toparladı, harmanladı ve tekrar bir yere oturttular. Sosyal barış ancak bu sayede oluştu. İnsanlar bunalıma, krize girmediyse, Avrupa'da olduğu gibi büyük sosyal patlamalar, etnik ve sınıfsal çatışmalar ortaya çıkmadıysa biz bunu sosyal alanda faaliyet gösteren İslami çalışmalara, cemaatlere borçluyuz.

     

2) “Siyasi alan Müslümanlığı:  Anadolu'dan, köyden, kentten İstanbul'a gelen insan bakıyor ki şehir kendisinden önce parsellenmiş; eğitim, kültür, sanat, spor, ticaret, siyaset her şey paylaşılmış. Ona kimse herhangi bir şey vermiyor, beklentilerine cevap verecek bir payda yok. Zeytinburnu'na geliyor, Bakırköy'e sıçramak istiyor, Bakırköy'den de Ataköy'e geçmek istiyor. Ancak arada saydam duvarlar var, görünmez engeller var. Bunları aşamıyor. Geleneksel kimliğini muhafaza edip eğitime katılmak istiyor; deniyor ki "sen ancak bu okulda, başın örtülü veya sakallı isen müstahdem olabilirsin! Burada öğretmen veya müdür olamazsın". İktisadi hayata katılmak istiyor; ama 1930'lu yıllardan beri belli imtiyazlı zümrelerin lehine uygulanmakta olan devletçi politikalar sayesinde buradan da arzu ettiği payı alamıyor.

 

 

 

 

Koza'dan Alternatife
neski
"sigafu-tim" in dediklerine pek katılmak mümkün değil, zira cemaatler o zaman görevlerini ifa ettiler, çünkü her biri sosyalleşmede bir koza görevi gördü. Ama bundan sonrasında alternatif üretme çabasına girince ister istemez, her alternatif bir asılın vekili gibi davranmaya başladı, ondan sonra her cemaat merkez olma hevesine düştü ve bunun içinde belli araçlara ihtiyaç duydu ve bunları da kendi içinde meşrulaştırdı:Siyaset,Ekonomi, Dini söyle, sosyal hizmet v.s. Bunların her biri cemaatleri bir nebze üst tabaka konumuna yükseltti ve tabanınını toplumda bu yönüyle daha tatmin eder konuma geldi.Gelelim bu cemaatlerin liderlerinin halkı ne kadar temsil ettiğine; alakasız gibi ama halkçı (!) bir örnek olsun. Ben bir yurdum müslümanı olarak otobüste seyahat ederken, namaz için otobüsü uygun bir yerde durdurup durduramamanın hesabını yaparken, bir cemaat lideri mercedesi ile yolda durup rahatça namazını ifa edebiliyorsa.... Bu Dini olarak doğru, sosyal olarak yanlış bir konumunu gösterir böyle durumda olan bir cemaati. Cemaatler şu an sosyalleşme görevini bitirmiş görünüyor, yani yazıya göre mecburen siyasileşmek, dünya görüşü üretmek zorunda kalmış. Ama bu cemaatlerin kendi kendileriyle imtihanını gösteriyor sanki....
Çarşamba, 21 Mayıs 2008 22:08
Bütünlük Bozuldu
sigafu-tim
Göç bizleri savurdu.Ancak "değişim" için bu "göç" şarttı.Malesef "göçmenlik"imiz Nato sonrası "başkalarının hesabı"nın etkisine de girerek 1968-1980 dönemi yaşanmıştır."Köy dinginliğinden"(kasaba ve küçük şehirler de dahil)şehir karmaşası bizlere "yeni bir tavır alış ve konumlanış" kazandırdı.Şehirin kenarına gelip derme çatma "gecekondularda" yeni hayata ilk adımları atarken hepimiz Müslüman-Türk ORTAK kimliğini taşıyorduk.Kimse kimsenin mezhebini sormuyor ve bilmiyordu.Ne Sünni ne Alevi anlayışı sorundu.Sadece "ORTAK TÜRK İSLAM KÜLTÜRÜ" içinde aynı ilke ve ideallerle kaynaşan bu TOPRAKLARIN insanlarıydık.Mahalleler kurtarılmamış,semtler bölünmemişti.BIÇKIN ağabeylerimiz "MAHALLEMİZİN NAMUSUNU KORUYAN" "demir yürekli" "delikanlılar"dı.1963 yılında yapılan Kıprıs mitingi veya Ulusa düşen Uçak faciası veya bbatan denizaltımız hep ORTAK İDEAL veya ACILARIMIZDI!Düğünümüz,cenazemiz,hastamız "BİZİMDİ" bizlerle birlikte PAYLAŞILARAK YAŞANIRDI.Mahalle kavhesinde muhabbet bakkalda veresiye defteri bizi bize bağlayan köprülerdi.Aliosman'ın Bozlağı Hasan amcanın hatmi ve mevlidi HEPİMİZİN gönül tellerini ORTAK sızlatırdı.Allah-Muhammed-Ali Kuran-Kitap hepimizindi.Ama bir ANAFOR geldi.Bir kasırga vurdu.Üstümüze kara bulutlar çöreklendi.Bir Alevi dedesi(Ali Metin)şöyle diyordu.Bize MÜSLÜMAN mısın diye sorulacak.Alevi veya sünni misin diye sorulmayacak!"Ah geniş gönüllü dedem.Ah."Bunlar müslümana oynanan oyunlardır.Elhamdülillah müslümanız.Ötesinin hesabı zaten Allah'a ait.Biz iyilik yapalım.İyi insan olalım.Olmadı.Böldüler bizi.Şimdi bize sorulacak "MÜSLÜMAN MISIN?" sorusunun önüne "HANGİ CEMAAT veya TARİKATTANSIN?"geçti.Şahsım ömrü İSLAMDAN TEKFİR EDİLE EDİLE geçmiş biriyim.Böldüler bizi.Mahalle mahalle.Tarikat tarikat.Cemaat cemaat.Ev ev.Birey birey!BİRAZ GENİŞ İSLAM DÜNYASINA BÜTÜN OLARAK BAKARSAK BÖLÜNME TUZAĞINI DOYA DOYA SEYREDERİZ!İşte ŞERİF HÜSEYİN yahut Dürrizade veya Damat Ferid'i bilmek bunun için önemlidir.Çay ocaklarımız saldırya uğradı ilkin.Orada vurdular muhabbetimizi böğründen.Bakkal amcamızı rehin aldılar.Bir avuç kanı için.Ve bize Tarikat-Cemaat verdiler.Avunasınız diye.Artık muhabbetsiz kin kusan insanlarla TÜKETİM ÇILGINIYIZ.TÜKET NASIL TÜKETİRSEN TÜKET NASIL KARŞILARSAN KARŞILA "HACI BABA" Şeyhlerimiz biraz daha KONFORA GÖMÜLSÜN!"ÇERÇİ MÜSLÜMANLAR" biraz daha DİN İMAN TİCARETİ yapsın.Muhabbet mi?O cemaat-tarikat içinde var!Dışı KAFİRDİR(!)Böldüler bizi!
Cumartesi, 17 Mayıs 2008 18:31
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Piyasalar
  Alış Satış
Euro 1.9314 1.9407
Dolar 1.2310 1.2369
Sterlin 2.4391 2.4518
RÖPORTAJ
Anket
Fethullah Gülen davasının düşmesi AK Parti'nin kapatılma davasını etkiler mi?
Foto Galeri
Videolar