Mart-2003'te başlayan Amerikan'ın işgali sonucunda Irak'ı iki milyon insan terk etti. Irak dışına çıkanlar doğal olarak mülteci durumuna düştü. Irak içinde yer değiştirip yine (kendi ülkesinde) mülteci durumuna düşen Iraklıların sayısı da 1,5 milyon. Özetle çok değil, 5 sene içinde Irak'ta nüfusun 1/8'i mülteci oldu. Bu bize, geçmişte göç ve göçmenlikle ilgili yapılmış hesapların olayların hızlı akışına göre tutmadığını gösteriyor. Zira geçmişte yapılan hesaba göre özellikle ekolojik felâketler sonucu 75 milyon kişi göçmen durumuna düşecek iken, önceden kestirilemeyen savaşlar ve tabii afetler sonucunda bu rakam astronomik olarak gerçekleşiyor.
Şimdi yapılan yeni hesaplara bakılırsa “küresel ısınma” sonucu, 2050'ye kadar bir milyar insan evini terk etmek zorunda kalacak. Değişen iklim şartları dünya tarihindeki en büyük göçün yaşanmasına sebep olacak ve bugün için insanoğlu, bunu önleyebilecek basirete sahip görünmüyor.
Ulaşım teknolojisinin gelişmesi, ekonomik karşılıklı bağımlılık, piyasanın küresel ölçekte büyümesi, büyük sanayi kuruluşlarının fason üretim tarzını benimsemesi, eğitim, bilim ve teknoloji transferi, kısmen turizm, karışık evlilikler, siyasi baskılar, etnik-dini arındırma teşebbüsleri ve başka sebeplerle zaten dünyamızda kimse doğduğu yerde ölmüyor artık.
Tarihin eski çağlarından beri insanlar şu veya bu sebeple bulunduğu yerden başka yerlere göç eder. Ancak 21. yüzyılda bu göçleri tetikleyen başka faktörler araya girmiş bulunuyor. Savaş, doğal afet gibi göç sebepleri arasına şimdi 'iklim' de eklenmiş bulunuyor. “Uluslararası yardım kuruluşu Christian Aid'in raporuna göre önümüzdeki 40 yılda küresel ısınma sonucu en az 1 milyar insan yaşadığı yeri terk edecek. 'İnsan dalgası' olarak nitelendiren iklim göçü 'tarihteki en büyük nüfus hareketi' olacak. Verilere göre şu anda bile 155 milyon insan savaş ve afetler nedeniyle evlerinden olmuş durumda.”
Bu durum Türkiye'yi de yakından ilgilendiren bir tehlikeyi haber veriyor: “Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği Yayınlar Koordinatörü Oya Ayman, Türkiye'de geçen yaz yaşanan kuraklığın ne tür felaketlere yol açabileceğinin işaretlerini verdiğini belirtti. Ayman, eğer gelişmiş ülkeler karbon salımlarında azaltıma gitmezse, insanlarda doğayı aynı şekilde tüketmeye devam eder, doğru tarım, sanayi, kentleşme ve su politikalarını hayata geçirilmezse, Türkiye'de bazı bölgelerde kuraklık, bazı bölgelerde ise aşırı yağışların yaratacağı felaketlerin göçlere neden olabileceğini ifade ediyor.” Beyza Akyüz, Yeni Şafak, 9 Ocak 2008.)
Göz önünde bulundurmamız gereken diğer bir husus, yaşanmakta olan iklim sorununun kendisiyle beraber 'güvenlik' sorununu da tetiklemesi. Kaynaklar kısıtlı hale geldikçe, bunlar üzerindeki çatışma potansiyeli artacak. “Özellikle Orta Doğu, Güney Asya ve Sahra'nın risk altında olduğunu açıklayan CDS başkanlarından John Stirrup, stratejik olarak da önemli olan bu ülkelerin olası bir krize karşı korunması gerektiğini” belirtiyor.
Dünya nüfusu her geçen gün artarken kaynakların azaldığı bir gerçek. Su ve yiyecek bulamayan insanlar yaşamak için başka bölgelere göç etmek zorunda kalacaklar. Eğer teoriler doğruysa, Türklerin Orta Asya'dan Batı'ya doğru göç etmelerine yol açan faktör, yaşadıkları bölgenin kuraklığı, su kaynaklarının tükenmesi olmuştur. Çağımızda da böyle bir tehlike söz konusu.
Ancak biliyoruz ki göçmenler, her zaman göç ettikleri yerlerde mutlu yaşamıyorlar. Büyük sorunlarla boğuşmak zorunda kalıyorlar. Zenginlerin önerdiği çözüm şu: “Afrika gibi doğal kaynaklar dışında geçim kaynağı olmayan fakir ülkeler yaşadıkları bölgeyi terk etmenin dışında alternatif yollar arıyorlar. Örneğin, Mali'de jatropha adında alternatif bitki yetiştirildi. Bioyakıt olarak kullanılabilecek olan jatropha'da güneş enerjisi gibi devamlı bir enerji üretilebilecek.”
Pekiyi bu sahici bir çözüm olabilir mi? Kuşkusuz hayır. Çözüm küresel ölçeklerde adaletin tesisi ve insanoğlunun, ama özellikle zenginlerin tabiatı ve beşeri kaynakları sorumsuzca yağmalayıp tüketme kültüründen vazgeçmeleri.