Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ali Bulaç
Avantajlar
Pazartesi, 26 Mayıs 2008 01:39

İslam dünyasında çözümü zor bir sorun var: Devletin aydınları halkın kültürünü ölü buluyor, halk da onların kültürünü öldürücü buluyor. Müslüman dünyada “aydın ve Müslüman” izdivacı çok değerlidir. Düşünün, okumuş; iktisat, tıp fakültesi mezunu bir doktor, bir iktisatçı, bir avukat; hem camiye gidiyor, hem mesleğini icra ediyor. Halkın gözünde bu aydın çok değerlidir. Bunların sayısı az, bu yüzden nedretten sayılırlar, sol ve diğer çevrelerde aydından bol bir şey yok. Ancak halkı olmayan bir aydın o... “Müslüman aydın”ı besleyen en önemli gelişme halkın bu teveccühüdür. Türkiye'de insanlar her dönemde camiye yatırım yapmanın yanında, öğrenciye de burs veriyorlar, çünkü onları anlayan aydınları olsun istiyorlar. Fakat acaba, aydın halkı anlar mı?
     
Tabii ki Türkiye'deki her gelişmeyi iç dinamiklerle açıklamak mümkün değil. İslami hareketler üzerinde harici faktörler de çok etkili olmuştur: İran'da bir devrim olması, Afganistan'da  Sovyetler Birliği'ne karşı bir direnişin baş göstermesi, Lübnan'daki iç savaş, Filistinlilerin içinde bulunduğu durum ve İslam dünyasının diğer bölgelerindeki hareketler etkileyici rol oynadılar. Türkiye'deki Müslümanlığın kendine özgü bir tarafı, dünyaya açık bir Müslümanlık olmasıdır. 1960'tan başlamak üzere dünyanın her tarafından kitap tercüme edildi: İngilizce'den, Arapça'dan, Fransızca'dan, Almanca'dan, Farsça'dan, Urduca'dan.  Muhammed Kutup, yeni bir kitap yazmaya başladığı zaman, daha bitmeden  o kitabın Türkiye'de yayınlanacağı ilan edildiğini söyler.
      
Bu kolayca tahmin edileceği üzere büyük bir avantaj sağlar. Mesela Mısırlıların Türkiye'deki İslam'dan pek haberleri yok, İran'daki Müslümanlıktan da haberleri yok, birbirlerinden kopukturlar. Ama biz Mısır'da, Hindistan'da, Pakistan'da, Malezya'da, İngiltere'de, Amerika'da Müslümanların ne düşündüğünü  aşağı yukarı eş zamanlı olarak takip ediyoruz, biliyoruz. Onlarca dergi, gazete, radyo kültürel etkinlik sağlıyor. Tercümeyi küçümsememek lazım. Belli başlı her büyük kültür ve medeniyet hareketinin öncesinde tercüme var. Abbasiler, büyük bir tercüme hamlesi ile dünya kültür atlasını değişime zorladılar. Yine Sicilya ve İspanya üzerinden Avrupa da büyük bir tercüme hareketine girişti. Latince'ye kitaplar tercüme edilerek bu günkü kültürün kodları geliştirildi. Türkiye'de de kendi ölçeğinde bir tercüme hareketi gelişti ve bu 21. asra böyle taşındı.
    
Siyaset bağlamında bir sorun var: daha çok Batılı oryantalistlerin ve İslamologların geliştirdiği "siyasal İslam" kavramı bizim anlatmaya çalıştıklarımızdan farklı bir tanımlama. "Siyasal İslam" dendiğinde insanların aklına, totaliter, emredici, merkezi bir Müslümanlık geliyor. Yani başkasına hayat hakkı tanımayan, sokaktaki insanın yaşama biçimine müdahale eden bir Müslümanlık. Bu bir tanımlamadır ve siyaset alanında etkinlik gösteren Müslümanların tasavvurlarıyla herhangi bir ilgisi yoktur.
    
"Müslüman kimliğini paranteze almadan" siyasete katılmak ve siyaset yapmak isteyenlerin düşünceleri, dürtüleri farklıdır. Onlar özellikle şu iki hususu öne çıkarıyorlar:
     
İlki, siyaset objektif, kendi başına özerk ve mutlak bir alan değildir. Bir üst referansa, ahlaki hatta metafizik bir referansa göre kendini test etmek durumundadır. Referans çerçevesi dindir. Siyasetin meşru, geçerli, uygun, uygulanabilir olabilmesi için o meşruiyet krizini aşması lazım. Bu da ancak ahlaki temeli çok sağlam ve bu arada dinden de beslenen bir siyasi felsefenin, düşüncenin gelişmesine bağlıdır. Eğer Müslüman bir toplumda siyaset yapıyorsanız, tabii ki burada referansınız Müslümanlık olacaktır. İkincisi ben Müslüman kimliğimi gizleme ihtiyacı hissetmeden vergi veren, askerlik yapan, yasalara itaat eden bir yurttaş olarak katılmalıyım ve siyaset yapmalıyım. Müslümanların anladığı bu.
     
Kültürel alanda da benzer bir durum söz konusu. “Kültürel Müslümanlık” veya “kültürel İslam” dendiğinde modern manada İslamiyet'i bir din olarak  kültüre indirgemiş Müslüman olarak kabul edilebilir. Burada bir kategorize olma hali var. Yani siyasetten bağımsız, sınırlarını kendisi tayin etmiş ve onun dışına çıkmayan bir etkinlik alanı gibi... Bunun yanlışlığı ortada. Müslümanlık nasıl siyasete indirgenemiyorsa, kültürün kendisine de indirgenemez. Hele modern anlamda kültüre hiç indirgenemez.

 


 

Bizim Hakikatımız.
siganfu-tim
Düşünce boyutunda "soyut" iddialar ileri sürülebilir.Mesele ileri sürülen "soyut"un "somut" hale gelmesidir.Şu sorular biz kimiz?Biz neyiz?Görevimiz ve sorumluluğumuz ne?bizi düşünmeye sevk edecektir.Buna envai çeşit "soyut" cevaplar verebiliriz.İslamın cevabı Kuran ve sünet.Proplem bence sünet meselesinde ortaya çıkıyor.Her türlü "METEFİZİK DÜŞÜNCEYİ" bir yana bırakıp biz nasıl insanlarız?Biz gündelik hayatımızı nasıl yaşıyoruz?Nasıl yaşamalıyız.Cebabı Kuran ve sünnete göre diyerek vermek ve "sorumluluktan" kurtulmak iyi bir yol görülmüş.Evet devir "ASr-ı SAADET" değil.Başımızda bir peygamber de yok.Olmayacak da.Ve Dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan müslümanlar "kendi hayat ve şartlarında" yaşıyorlar.Dikkat edilirse "hayatımızın tanzim edilişinde" DEĞİŞİMLER ve DEĞİŞİKLİKLER tabiidir.Öyleyse Arap-Acem-Pakistan-Türk kültürleri ve İslam anlayışları da olacaktır.Niçin bu zenginliğin "İlahi bir nimet" olduğunu ISRARLA İNKÂR ediyorsunuz!"Allah sizi dileseydi tek millet(ümmet)olarak yaratırdı."Sen o inanmayanlara mı inandıracaksın.Hidayet Allah'a aittir.O dilediğini doğru yola eriştirir."Şimdi buna "dar gönlün ve kafan" YATMIYOR!İslami bir kültür her halde "ÇOKLUTA BİRLİK" üstüne olacaktır.Bu zamana göre "DÜŞÜNCE" üretip ortaya koyanlardan Allah razı olsun.Bence esas KURANİ olanın SÜNNET olduğunu "ayırtedecek" KEMALE erişmemiz gerektiği kanaatindeyim.İslamın "kendi terminolojisini" kurması ve Batılı termonolojilerle düşünmek ve konuşmaktan vaz geçmesi gerekiyor.Bu "LAF" söyleyip olmuyor işte.Arkasında binlerce hatta milyonlarca "DÜŞÜNEN KAFANIN" var olması gerekiyor.Yaşar Nuri Öztürk veya benzerleri "ÇARMIHA GERİLİYOR" tarikat ve cemaatlerin bir takım "PİR-İ MUGAN" şeyh ve liderlerine "CÜPPE" giydirerek İslamı ve imanı kurtarıyoruz(!)Yahut Albara Türk faizsiz bankacılık reklamlarıyla "MÜDİ MÜSLÜMAN" oluveriyoruz.Ya vakıf?Ya Ahilik?Bu teşkilatlar nasıllardı?İşlevleri neydi?Toplumu nasıl yönetiyorlardı?Bu TİCARET ve ÜRETİM biçimi Kapitalizmin "HIRSIZ VURGUNU" "AHLAK DIŞI" anlayışıyla nasıl yarışabilir?Müslüman çevresindeki farklı inaçlardaki insanlarla KENDİNİ KORUYARAK ve ZELİL olmadan nasıl yaşayacak?Soru çok.Cevap düşüne düşüne bulunacak..Bilgimiz artacak."Dünyanın çivisi çıkacak!" ve o çiviyi yerine çakacak birileri gelecek!"Herşey Allah'tan.O ol derse olur."Bizim ÇAPIMIZ bu ve böyle bir hayatı yaşıyoruz.Çünkü "Allah yarattığı kuluna zülmetmez.""Allah adildir."ADİL OLMAK Lazım vesselam.
Cuma, 30 Mayıs 2008 17:12
Selam ve dua ile
Şeref
Eğer "kültür müslümanlığı" ile kast edilen İslamın kültürü ise baş göz üstüne ve eğer "siyasal islam" İslamın siyasi yaklaşımıysa gene baş göz üstüne ve gene eğer bu ikisinden ayrı “kültürün içinde İslam” yada “siyasetin yedeğinde İslam” dan söz ediliyorsa bunun İslam la ilgili olmadığı açıktır.Tabii ona “tuh” buna “kaka” demek kolay da, peki İslam siyaseti nedir? Ya da İslam kültürü nedir? Sorularına verilen yanıt hala İslam’ın başlangıç ilkeleri bahsini geçmeyen yaklaşımlarla verilen yanıtsa o zamanda “eyvah”. Bu konuda epeyce yazıldı çizildi yada yazılıp çizilmiş gibi yakıştırmalar yapıldı ama aslında da ortaya Arap kültürü, Türk kültürü, Fars kültüründen çok da bağımsız olmayan kültürel tanımlamalar la daha ziyade liberalizm yada Marksizm eksenli eleştirel karşı duruşların ötesinde çok da tutarlı olmayan,zekatın ve sadakanın faziletlerini övmekten ziyade pekte bir şey söylemeyen sözüm ona ekonomi politikler geliştirildi ama var olan parlamenter siyasetine altertanif sunabilecek temenniden öteye geçmeyen savlar dışında pek de bir şey üretilemedi . Belki ondandır bireyi, toplumu, ülkeyi ve dünyayı kapsamına alacak ve ahlaki doktrinler dışında da yaşam biçimi sunabilecek teoriler ve belki fıkıh ve bununla eşgüdümlü kelam(felsefe) geliştirilemedi. Elde olanlar ise İngiliz bankalarına faizsiz bono çıkarmanın yolunu öğretmekten daha yüksek düzeye çıkamadı. Belki ahlakın dışında da ve onu da içeren kuşatıcı teoriler üretilebilirsek siyaset konusunda elimizde söz söyleyecek ve gerekirse söz söyleyenlerin hizaya geçmesini telkin edecek imkanlara kovuşuruz yada var olan seçenekler arasında ehven-i şer i seçmeye ve bununla da teslim oluşumuza mazeret bulmaya devam ederiz.
Perşembe, 29 Mayıs 2008 00:49
Yaşadığımız Kültür Olur
siganfu-tim
İmanı "içselleştirip" birey ve toplum hayatına geçirdiğimiz zaman "Kurani" bir hayat tarzını bulmuş oluyoruz.Çevremiz "iman anlayışımıza uygun olarak tanzim " ediliyor.Al sana kültür.İman "Kurani bir kültür" üretemediği için bugün "Mecnun" olup ABD-AB-İsrail çöllerinde "su..su.." feryatları ile inliyoruz."Ab gündür gümbe-i devvar rengi bilmezem//Ya muhit olmuş gözümden gümbed-i devvare su"Bak işte bu bir kültürdür.Ve müslüman kültürüdür!
Çarşamba, 28 Mayıs 2008 17:21
Kuran metni, siyaset metni ve kültür?
neski
Siyasetin metafizikle bağlantısı dendiğinde ister istemez, Allah kelamının neliği gündeme geliyor ve son zamanlarda bazı arap ülkelerinde Kur'an kelamının mahiyetine yönelik "aydın"ların düşünceleri, Kur'anı metafiziğinden koparmaya yönelik. Ben bir müslümansam; Kur'an, benim için Allah'tan olanın verdiği duruşla ona karşı yönelmek ve onunla iletişim kurmamı ifade eder, dolayısıyla Kur'an ibadet etmeme vesiledir demek, ama sonuç olarak Müslümanlığı kültürel olarak ele almak Kur'anın metafiziğinden uzaklaşıp nesne haline itibar etmek demek. Kur'anı metafiziğinden uzaklaştırarak (öznel yoruma daha açık) hale getirmekle kültür müslümanlığı arasında pek bir fark yok gibi, İkisi de işin aslına değilde fer'ine tutunuyor, bir fark var o da kültür müslümanlığının Kur'anın mahiyetine ihtiyatlı yaklaşması ve bir "hal"i ifade etmesi.Belki de ahlakı daha iyi ifade ettiği için Sn.Bulaç "kültür müslümanlığı"na biraz daha vurgu yapıyor, hiç değilse siyaset için. ama sonuçta ne olursa olsun,Her ikisi de yatay, bu olsa olsa globalleşme denilen illete karşı kültür silahını ele almak üstüne de besmele yazıp teberrük etmek, bereket ummak gibi bir şey. yeri gelmişken İsmet ÖZEL'in Türk tarifi ile kültür müslümanlığı arasında bir ilgi olmalı diye düşünüyorum. Bu tip yazarlarımız çoğu husuta birbirinden farklı gibi düşünseler de hepsi aynı yeri gösteriyor sanki.Bilmem yanlış mı düşünüyorum. Yazı için teşekkür, bir başka çıkış yolu yorumunu okumaktan memnun olacağım.
Salı, 27 Mayıs 2008 23:01
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Sonuçlar: 1/26
1 | 2 | 3 | 4   
 
Piyasalar
  Alış Satış
Euro 1.7314 1.7398
Dolar 1.1746 1.1803
Sterlin 2.1482 2.1594
RÖPORTAJ
Anket
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün 1 yıllık icraatını nasıl buluyorsunuz?










Foto Galeri
Videolar