Şöyle bir tablo olsaydı:
Ermenistan ve Ermeni diasporası Türkiye'yi bütün dünyada, bütün platformlarda “soykırım” suçlaması ile sıkıştırıyor, Türkiye'nin alanı daraldı ve Türkiye, bu daralmayı aşmak için Ermenistan'a bir gezi düzenliyor.
Böyle olsaydı, bu durumda Türkiye yola psikolojik açıdan bir sıfır yenik durumda çıkmış olurdu. Yalvaran, yakaran ve dünyada itibarı korumak için Ermenilerin ayağına giden bir Türkiye manzarası oluşurdu.
Ama şu anda olan bu değil.
Ermenistan adına yapılan bıçkın açıklamalardan sonra Cumhurbaşkanı değişmiş, yeni Cumhurbaşkanı Türkiye Cumhurbaşkanını bir maç vesilesi ile davet etmiş, böylece siyasi boyut nispeten seyreltilmiş... Dünya biliyor ki, Ermenistan'ın dışa açılmak için Türkiye'ye ihtiyacı var. ve Türkiye, böyle bir davete icabet etmeyi değerlendirme konumunda...
İçerde hem ana muhalefet hem diğer muhalefet tarafından ciddi itirazlar, hatta suçlamalar var. Artı, Ermenistan ile ilişkilerde en belirleyici etken olan Azerbaycan'da keskin tepkiler söz konusu. Cumhurbaşkanı Gül, bu davete icabet edecekse, hem içerdeki itirazları, hem Azerbaycan'daki tepkileri göğüslemek gibi bir zorlukla karşı karşıya. Bu,Gül'ün kararını daha “bedel”li hale getiriyor ve bu yönüyle, Ermenistan'a “Böyle bir daveti önemserim, icabet de etmek isterim ama, tepkileri görüyorsunuz. Sonunda bu tepkileri haklı çıkaracak bir geziye evet demem mümkün değil. Ermenistan'ın siyasi – sosyal iklimi, bu tepkileri besleyecek, yani Bağcı dövme” niyeti taşıyan nitelikte mi, yoksa “Davet”, “gerçekten üzüm yeme”yi mi amaçlıyor, bunu görmemiz lazım.” deme imkanı buldu.
Ermenistan'dan gelen bütün işaretler, Türkiye'nin açılımına Ermenistan'ın ihtiyaç hissettiği tarzında oldu.
Bu süreçte soykırım kelimesi en az kullanıldı, Karabağ en çok gündeme geldi ve en çok Türkiye'nin bölgedeki etkinliği seslendirildi. Gül'ün ziyaretine paralel biçimde, Şam'da gerçekleşen ve Başbakan Erdoğan'ın katıldığı “Dörtlü Zirve”de, Türkiye'nin bölgedeki “Barışı inşa” gayretine yapılan vurgular, Ermenistan ziyaretindeki Türkiye imajını da olumlu şekilde etkiledi.
Bunlar önemli şeyler.
Ziyaret bugün gerçekleşecek ve şu ana kadar Türkiye için en küçük negatif bir durum söz konusu değil.
Ermeni liderler, bütün kuşkuları (Orly katliamı sanığının protokolde olacağına dair spekülasyonun anında yalanlanması gibi) anında sergiledikleri jestlerle izale etmeye alışıyorlar.
Ermenistan'da yapılan sokak röportajları, “Türkiye ile barış”ı alkışlayan çok sevimli mesajlar içeriyor.
Türkiye'deki Ermeni vatandaşlarımız, büyük sevinç gösterilerinde bulunuyor ve “Erivan'a Türk Bayrağı ile gidecekleri”ni dile getiriyorlar.
Bunlar çok da güzel şeyler.
Burada, işaret edilmesini gerekli gördüğüm bir husus var.
Bazen, Türkiye'den birileri, soykırım vs. konularını Ermenistan'dan ve bizim Ermeni vatandaşlarımızdan daha bıçkın üsluplarla dile getirip, “Hadi tanı, hadi tanı” üslubunda beyanlarda bulunuyorlar.
Bu mazoşist tavır sağlıklı değil.
Bu gerilimi, Türkiye'yi suçlayarak ve Türkiye'nin de bunu kabul etmesini bekleyerek çözmek söz konusu olamaz.
Belki “Müştereken yaşanan acılar” üzerinden giderek bir çıkış yolu bulmak mümkün.
Evet, Ermeni tehcirinde yaşanan acıyı görmeli, ama, Ermeni komitalarının yaptığı kıyımları da görmeli...
Belki o acıların altını çizdikten sonra, bu topraklarda Müslüman – gayrı müslim, Türk – Kürt – Ermeni toplumlarının asırlardan beri birbiriyle dostça kaynaştıkları gerçeğini gün yüzüne çıkarmalı, oradan bir referansla, belki, bu toprakları düşman bir iklim haline getirmenin Müslüman – gayrı müslim, Türk – Kürt – Ermeni (ya da başka milletler) hiç kimseye hayır getirmeyeceğinin altını çizmeli...
Tabii ki Karabağ'daki işgali de unutmayarak...
Karabağ işgalinin Ermeniler'e, “kin tatmini”nden başka bir şey katmayacağını, buna mukabil Azerbaycan ve Türkiye'de de “kinin mukabillerini” üreteceğini unutmayarak...
Türkiye ile sınırı kaşımanın da Ermenistan'a, sadece “Türk öfkesi” kazandıracağını unutmayarak...
Realist olmak lazım.
Acılarda bir uzlaşmaya varmadıkça...
Karabağ işgali sürdükçe...
Ermenistan'ın yüreğinde hâlâ Türkiye toprağına dair emeller oldukça.... gerilim bitmez. Türkiye de huzursuz olur, Ermenistan da, Türkiye'deki Ermeni vatandaşlarımız da...
Şu anda Ermenistan yöneticileri bir sağduyu adımı attılar. Türkiye de o adımı karşılıksız bırakmadı.
Sağduyu, bu iyi noktayı büyütmektedir.
“İçerdeki bıçkınlarımız”ın da, “soykırım” temasına vurgu yaparken, şu andaki Ermenistan yönetiminin hassasiyeti kadar Türkiye'nin duygularını gözetmesinde sonsuz yarar var.
Bugün