CHP, hafta sonunda yapacağı kurultaya doğru kendi içindeki demokrasiyi tartışıyor. CHP'nin 1213 delegesi var ve tüzüğe göre başkanlığa aday olabilmek ve kürsüye çıkabilmek için, delegelerin yüzde 20'sinin, kurultayda, başkanlık divanı önünde imza atarak adaylığı önermesi gerekiyor.
Bu, imzacıların, siyasi gelecek itibariyle ölümü göze almaları olarak yorumlanıyor. Dolayısıyla da, Haluk Koç'un ya da Umut Oran'ın çıkışı, en azından bugün için umutsuz vak'a olarak görülüyor.
Baykal'ın zaferine ise kesin gözüyle bakılıyor. Nihai kanaat ise şu: Bu tüzük yapısı içinde Baykal, dilerse, son nefesine kadar CHP Genel Başkanı olarak kalabilir. İşin bu tarafı CHP'nin "parti içi güncel demokrasi" sınavındaki durumunu, yani demokrasisizliği anlatıyor. Ben asıl, daha temelde CHP'nin demokrat olup olamayacağını tartışmak istiyorum; çünkü o alandaki gerçeklik, CHP'den çok öte yansımalar doğuruyor ve Türkiye'yi sancılandırıyor. Türkiye, çok partili hayata CHP'nin tek parti iktidarından geçerek geldi. CHP, "Hele bir deneyelim" dedi ve açıldı. Tek parti dönemindeki ilk açılımların ömrü kısa olmuştu. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Fırka...
CHP iradesi, "Sizin varlık meşruiyetiniz yok" diyerek onların nefes borularını çabuk kesmişti. Peki ya 1946 sonrası ne oldu? Evet çok partili hayata geçildi, ama, acaba CHP, diğer tüm siyasal oluşumları en az kendisi kadar meşru olduğunu kabul etti mi? Bunu sadece CHP'nin zihni dönüşümü ile sınırlı bir mesele olarak görmemek gerekiyor. Bir sorun daha var: Tek parti döneminde devlet de, CHP ile bütünleşmişti. Buradaki sorun da şu:
Çok partili hayata geçilirken CHP'nin devlete verdiği tek parti ruhu, devlet zihniyetinden uzaklaştı mı? Bence iki alanda da tek parti ruhundan arınma söz konusu olmadı; ne CHP, tek parti ruhunun verdiği meşruiyet tekelini terk etti, ne de devlet ruhuna nüfuz etmiş tek parti meşruiyetçiliği devreden çıktı. Aradan 60 küsur yıl geçtikten sonra bugünden bile bakıldığında CHP hâlâ kendisini tek parti meşruiyet duyguları içinde görüyor. Baykal'ın seçimlerde "Cumhuriyet'i, Atatürk'ü laikliği" oylatması ve tüm bu sembol isim ve kurumları CHP saflarında vuruşuyormuş gibi göstermesi bu yüzdendir.
Yine Baykal'ın, diyelim, halktan yüzde 47 oy almış bir partinin kapatılma davasında Savcı hatta yargıç makamında tavırlar sergilemesi bu psikolojinin sürekli re-enkarne olduğunun göstergesidir. Yüzde 20 oy ve tek parti meşruiyetçiliği! Bunun anlamı hem halkta çoğunluk oluşturacak bir karşılığı bulunmamak hem de, sadece kendi çizgisini meşru görmek gibi bir ikilemi ortaya çıkarıyor. Buradan halka yönelik öfke doğuyor. Ama demokrasilerde halka öfkeyi seslendirmek bile abes kaçacağı için, halktan oy alanlar, o öfkenin hedefi oluyorlar. Yine buradan Baykal'ın diline pelesenk olan "sayısal ağırlık - siyasal ağırlık" denkleminde "siyasal ağırlık"tan yana tavır almak, yani halk oyunu ikincil plana düşürmek doğuyor. CHP dışındaki iktidarlar döneminde en çok tartışılan meselenin "sistemik meşruiyet" olması, tek parti ruhunun devre dışı bırakılamıyor olmasının sonucudur.
CHP bu zihniyetten arınmadan, "CHP ve demokrasi"yi yan yana düşünmenin zor olduğu kanaatindeyim. Bu problemi daha da derinleştiren husus, tabii ki, CHP'deki bu zihniyetin devlette karşılığının bulunması, yani CHP'nin, tek parti meşruiyetçiliğine dair duruşunun, devlet içinde bazı kurumları harekete geçirebiliyor olmasıdır. Askeri müdahaleler bir yandan, yargısal enstrümanlarla parti kapatmalar - hükümetleri işlemez hale getirmeler diğer yandan, bürokratik engellemeler bir başka boyutuyla, derin bir tek parti meşruiyetçiliğini sürdürüyor. Oradan da "demokrasideki inkıtalar" doğuyor.
Burada CHP'ye farkında olarak olmayarak logistik destek sağlayan medya - iş camiası çizgisini görmezden geliyor değilim. Oralarda yaşayanlar da zihinsel alt yapılarına baktıklarında, derinliklerde tek parti meşruiyyet tekelciliğinin izlerini çok net biçimde göreceklerdir. Şimdilerde Hasan Cemal'le bu kesim arasında doğan açı farkı, Hasan Cemal'in, yaşadığı tecrübelerden de yararlanarak, kendi zihni birikiminde ciddi arınmalar gerçekleştirebilmiş olmasının sonucudur. Bir yerde Türkiye'nin demokrasiyi içselleştirebilme sınavı, bu zihni arınmayı gerçekleştirebilmekle birebir bağlantılıdır. Keşke CHP de böyle bir zihni arınma yaşasa da, Türkiye demokrasisi artık sancılardan kurtulsa...