Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ahmet Taşgetiren
Başbakan'la çevre sohbeti
Çarşamba, 27 Ağustos 2008 01:25
Başbakan'ın ağacı sevdiğinden adım gibi eminim. İstanbul'un ağaçlandırılmasında onun büyük katkısı var.
 

Başbakan'ın “çevrecinin daniskası” diye tanımlansın tanımlanmasın, çevre konusunda duyarlı olduğuna da inanırım. Orman yangınlarının ve Anadolu'nun çıplak dağlarının içini yaktığından da eminim.

Ama çevrecilerle girdiği polemikte haklı mı, bu konuda şüpheliyim.

Pazartesi akşamı, Sky Türk televizyonunun Saynur Tezel'in hazırladığı gece bültenine telefonla katılan, Hayrettin Karaca'yı dinledim. 

Ben, Karaca gibi misyon adamlarını önemserim. İbrahim Betil de, eğitim konusunda böyledir benim yanımda. Bunlar kendi kendilerini aşmış ve bir davaya “adanmış insanlar”dır.

Karaca şu anda çok ileri yaşlarındadır ve hâlâ “Çevre” için çırpınmaktadır. Çevre için, yani bu ülkenin bir karış toprağının denizlere akıp gitmemesi için, rüzgarda savrulmaması için, bir tek ağacının yanmaması için, suların kurumaması için, kuşlarının böceklerinin yok olmaması için...

Çevre çok geniş bir kavram.

Çok şey söyledi Karaca o programın sınırlı kapsamı içinde...

Ben etkilendim.

Çok saygılı üslupla dile getirdiği sözlerinin içinde “Başbakanın çevre konusunu yeterince anlamadığı” ifadesi vardı. Buna rağmen, Başbakan'ın düşüncelerini dile getirmesine “teşekkür” ediyordu.

Bir şey özellikle dikkatimi çekti, sayın Başbakan'ın da bunu önemsemesini temenni ederim:

“-Biz, diyordu sayın Karaca, yıllardır çevre davasının içindeyiz. Ama bunu halka yeterince ulaştırabildiğimizi söylememiz mümkün değil. Oysa bu davanın halka mal edilmesi lazım. İşte burada sayın Başbakan ve partisi, bizden çok farklı bir imkana sahip. Sayın Başbakan, halkla buluşan bir insan. Bu davanın halka taşınmasında büyük hizmet verebilir.”

Karaca, bunu söyledikten sonra adeta yalvarır gibi, “Ne olur oturup konuşalım, diyordu, birlikte yürüyelim.” 

Şu anda, Başbakan'la çevreciler arasında bir polemik yaşanıyor. Ama benim anladığım çevreciler, bu polemiği, kıran kırana sürdürme yanlısı değiller. Kaldı ki bu, akıllıca bir şey de olmaz. Bir sivil toplum kuruluşunun, üzüm yemeyi değil de bağcı dövmeyi düşünmüyorsa, iktidardaki bir siyasi partiyle “en muhalif” üslupta cedelleşmesi, akıl kârı değildir. Bir ortak dil bulmayı, yoksa üretmeyi öncelikle tercih etmesi daha makuldür. Çevreciler de bunu yapmaya çalışıyor. “Çevreciyseniz, gelin oturup çay içip, çevre konusunu konuşalım” diyorlar.

Bence bunu önemsemesi lazım sayın Başbakan'ın...

Dereleri ne yapmalı, enerji ve nükleer enerji meselesini nasıl çözmeli, bunlar Türkiye için ne anlam taşıyor, tüm bunları konuşmalı.

Ben, Sayın Karaca'nın değerlendirmesinin altında şöyle bir düşüncenin yattığını hissettim:

-Biz samimiyetle, bu ülkeye bir çevre bilinci kazandırmaya çalıştık. Ama bu, halka mal olma noktasında sınırlı neticeler verdi. Oysa Başbakan, şu anda, Türkiye'nin en popüler insanı. Halkın en azından yarısının oyunu alıyor. Diğer yarısı da, mutlak anlamda “O olmasın” demiyor. Şu anda, başka da, iktidar alternatifi gözükmüyor. Seçim yapılalı bir yıl oldu, bu iktidar daha 4 yıl görev başında. Muhalefet peşinde değiliz, sayın Başbakan çevre konusuna sahip çıkarsa müteşekkir oluruz.

Sayın Karaca o konuşmasında, mera ıslahı ile ilgili kanunu çıkardığı için Fazilet Partili bakan Musa Demirci'ye, erozyonla ilgili yasal düzenlemeyi getirdiği için AK Partili bakan Sami Güçlü'ye teşekkür etmeyi ihmal etmedi. Bununla, “Benim siyasi bir hesabım yok, farklı düşüncelere teşekkür etmeye hazırım” mesajı vermek istedi.

Kalıcı bir yöntem olarak şunu düşünüyorum:

AK Parti iktidarda. Erdoğan Başbakan. İktidardaki bir partiye ve Başbakana ülkeye hizmet ve başarı lazım. Öyleyse, en muhalifleriniz dahil olmak üzere, “iyi”nin kimin elinde olduğuna bakmaksızın, ülkeye hizmet niteliği taşıyacak her şeyi arayıp bulmak, ana tavır olmalı.

Bir savaş halinde bile, “düşmanı azaltmak” ana prensiptir.

Bir ülkeyi yönetirken, muhalefeti azaltmak ve ortak bileşkeleri çoğaltmak da öyle.

Bizim Peygamberimizin çok güzel bir sözü vardır: “Hikmet mü'minin yitiğidir, onu nerede bulursa alır.” Bunun anlamı şu, sanırım: Hikmet aslında inanç adamına aittir. Eğer elinde değilse mutlaka kaybetmiş olmalıdır. Öyleyse nerede bulursa hemen almalıdır.

Ülkenizde “Çevre duyarlılığı” olan insanlar varsa, bunu kazanç olarak telakki etmelisiniz. Herkesin ülkeden bir şeyleri tırtıkladığı bir zamanda, bir çiçeğin rengini, bir kuşun sesini korumaya çalışmak, ancak çıkar ilişkilerinden uzak, inanç adamlarının yapacağı bir iştir.

Bu nükleer enerji kavgalarında, “dış güçler”in yönlendireceği, provokatif eylemlerin olmayacağını söylemek istemiyorum. Ama onlar zaten uzun yürüyüşte ve sağlıklı iletişim ortamlarında çok kolay eleneceklerdir.

Açık söylüyorum:

Bugüne kadar sayın Başbakan'la Hayreddin Karaca'nın bir araya gelip, Türkiye'nin toprağını, havasını, suyunu, kuşunu, çiçeğini konuşmamış olması normal değildir. Belki de Sayın Karaca, AK Parti iktidarının el ele tutuşacağı bir sima olmalıydı. Ne bileyim ben, kendisi ister mi bilmem ama, bir üstün hizmet madalyası ile taltif edilmeliydi.

Son söz olarak şunu söylemek isterim:

AK Parti, Sayın Karaca gibi misyon adamlarıyla ne kadar çok yan yana durabilirse, o kadar çok ortak kabule mazhar olacaktır.

 
 
Bugün
 
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Piyasalar
  Alış Satış
Euro 1.9865 1.9961
Dolar 1.5711 1.5787
Sterlin 2.3159 2.3280
RÖPORTAJ
Anket
Kurbanınızı kendiniz mi keseceksiniz yoksa vekaleten mi kestireceksiniz?












Foto Galeri
Videolar