Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ahmet Emin Dağ
Sıcak yaz öncesi beklentiler
Perşembe, 12 Haziran 2008 02:37

 

Türkiye'de yaşanan iç sıcak siyasi gündem ve Avrupa Birliği'nin doğrudan tartışmalara taraf olması,

Uluslar arası petrol fiyatlarındaki artışa paralel olarak gelişen uluslar arası ekonomik durgunluk beklentileri,

İran'a yönelik yeni yaptırım kararları ve olası askeri operasyon öncesi yoğunlaşan pazarlıklar,

Lübnan'da Mişel Süleyman'ın devlet başkanlığı görevine gelmesi ardından iç uzlaşma arayışlarının ağır ilerlemesi,

Filistinli gruplar arasındaki parçalanmışlık halinin sona ermesi amacıyla Mısır ve Senegal arabuluculuğunda gruplar arası görüşmelerin istenilen hızla ilerlememesi ve İsrail'in Gazze'ye yönelik yeni askeri operasyon ihtimali,

Irak'ta hükümet krizi ve Ekim ayında yapılacak olan vilayet seçimleri öncesinde Kerkük'ün statüsü konusunda geri dönülemez noktaya doğru ilerlenmesi vs…

Tüm bu bölgesel sorunlar Ortadoğu'nun sıcak yazını biraz daha ısıtacak olan gündemdeki konuları oluşturuyor.

İç dinamikleri itibariyle birbiriyle çok da bağlantılı görünmeseler bile aslında tüm bu sorunların temel boyutunu, bölgede bir türlü dikiş tutmayan yeni düzen arayışları ve bu düzen arayışı içinde bölgedeki aktörlere Batılı çıkarlar açısından bir konum biçilmiş olması oluşturuyor. Yani, şu an bölgemizin sıcak gündemini oluşturan temel sorunların hemen tümünde ortak iki yön, “bölgenin yeni uluslar arası düzende rolünün ne olacağına ilişkin kararın henüz verilmemiş olması” ve “yerel dinamiklerin Batılı çıkarlara göre dizayn edilmesinde yaşanan çalkantı”dan başka bir şey değil.

Küresel hegemonya konusunda kendi aralarında anlaşmazlık içinde bulunmakla birlikte, dünya siyaset ve ekonomisini elinde bulunduran Batılı güçlerin, Doğu değerleri ve dünya görüşü bakımından kendilerini nehrin bir yanında dünyanın kalanını diğer yanında gördükleri gerçeği ortadadır. Dolayısı ile Ortadoğu bölgesine müdahale konusunda aralarında küçük farklar olmakla birlikte, genel stratejiler içinde bölgeden her hangi bir aktörün belirleyici olması ve sınıf atlaması kesinlikle kabul edilmemektedir. İran'ın nükleer teknoloji alanındaki yatırımlarının bu derece ikiyüzlü bir şekilde cezalandırılmaya kalkılması bölgeye biçilen bu rolle doğrudan bağlantılı. Filistin'de yaşanan onca hak ihlaline rağmen, tüm dünyanın İsrail'e atılan ve birkaç kişinin yaralanmasına neden olan Kassam roketlerini bölgesel bir güvenlik krizi gibi sunmaları da aynı mantığa dayanıyor. Lübnan lideri Refik Hariri'nin öldürülmesini soruşturmak üzere uluslar arası bir mahkeme kurulurken, İsrail'in 2006 yazında katlettiği 2 bine yakın sivil için hiçbir uluslar arası adım atılmamış olması aynı yaklaşımın bir sonucu. Dolayısı ile Batılıların gözünde Ortadoğu insanının yeri bellidir ve değişmesi mümkün değildir.

Dışa karşı savunmacı (defansif) bir pozisyona sahip olan İslam dünyasındaki devletler, bu bağımlı yapılarından dolayı kendi halkları nezdinde ciddi birer meşruiyet krizi yaşamakta ve bu kriz her geçen gün derinleşmektedir. Bu meşruiyet krizi, söz konusu devlet, kendilerine hizmet ettiği sürece Batılılar açısından problem oluşturmazken, problem olarak görülmeye başlandığında, bu kez de Batılıların İslam dünyasına müdahale aracı olarak kullanılmaktadır. Tersinden bakıldığında da, yerel liderler yaşadıkları meşruiyet krizlerin aşmak için dışarıdan bir meşruiyet devşirme ihtiyacı hissetmekte bu ise bağımlılık ilişkisini ve yerel halk nezdindeki yasallığını daha da tartışmalı hale getirmektedir.

Ekonomik yoksunluk, siyasal meşruiyet krizi ve kültürel asimilasyon sürecindeki Müslüman halklar, tepkilerini ortaya koyma sıkıntısı çekmektedir. Bunların doğal sonucu olarak da İslam dünyasında tamamen Batıcıların başını çektiği seçkinler ile kendine güvenebileceği liderler arayan muhalif halk katmanları arasındaki makas açılmaktadır. Bunun sonucunda, toplumun bir bölümü radikalleşirken, bir bölümünün ılımlılığı alabildiğince istismara açık hale gelmektedir.

İslamcılığın çözüm olarak ön plana çıkmasıyla iktidarda dönüşüm sorunu belirmiş ve modern Batı değerleri ile geleneksel İslam değerlerinin buluşturulması anlayışı popüler hale gelmekle birlikte içi doldurulamamıştır. İktidara gelen İslamcı aktörler, ciddi birer alternatif ortaya koyamamış ya da koymalarına izin verilmemiştir. Mısır, Ürdün veya Türkiye bu çekişmenin güncel biçimde sürdüğü, Kuveyt, Suudi Arabistan gibi ülkeler ise potansiyelin güçlendiği bir aşamada yakın ilgi odağı olmayı sürdürecektir.

Dolayısı ile temelinde sosyo-ekonomik sorunlar ve siyasal meşruiyet sorunu bulunan yerel tartışmaların tümünde ortak nokta, Batılı güçlerin bu iç siyasi gündemi maniple etmek üzere ciddi hesaplar yapıyor oldukları gerçeğidir. Filistin ile Lübnan'daki ya da Irak veya Türkiye'deki siyasal sorun ve aktörleri birbirlerinden hem nitelik hem de nicelik itibariyle çok farklı olmalarına rağmen, nihai planda, küresel sistemin kendilerine biçmeye çalıştığı role göre konumlandırıldıklarını fark etmeleri gerekiyor.

 

 

her güçlükle beraber bir kolaylık da vardır!
eslem beyan
okuduğum tüm yazılarınızda, bulunduğumuz noktadan bizleri direkt ilgilindiren coğrafyamıza üç boyutlu gözlükten bakmamızı sağlayıp düşüncelerimizi sağlıklı doyurduğunuz için teşekkürler... bu yorumlarınıza sahip bizlerin ortak paydaşları olan ve bizleri temsil eden makas altındaki tüm coğrafya insanlarının, uygulanabilir, ölçülebilir, uzman bilgilerine göre doğru, anlaşılır ve ulaşılabilir planlar, stratejiler geliştirme çalışmaları hız kazanacaktır. ! her güçlükle birlikte mutlaka bir kolaylıkta vardır!
Perşembe, 19 Haziran 2008 12:24
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Piyasalar
  Alış Satış
Euro 2.0052 2.0149
Dolar 1.5858 1.5934
Sterlin 2.3896 2.4021
RÖPORTAJ
Anket
Hindistan saldırılarını Müslümanlar mı yaptı?












Foto Galeri
Videolar